İhtisas Kurumları
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İdris ŞEKERCİ

Uzaktan eğitim nereye kadar?

Bir dönemi daha geride bıraktık. Geçen sene Mart ayından itibaren, mecburen muhatabı olduğumuz uzaktan eğitim tartışmalarının gölgesinde, bu eğitim öğretim yılının yarısını da bitirmiş olduk. Ölçme ve değerlendirme, devamsızlık, erişilebilirlik gibi bir çok başlığın da tartışıldığı bu dönemin göz ardı edilen asıl gündemi, online ya da dijital eğitimin geleneksel eğitimin yerini alabilecek bir derinliğe sahip olup olmamasıdır.

1988 yılından itibaren gündemimize giren dijital/online eğitim, mevcut müktesebatı ve salgın kaynaklı geniş katılımlı yeni tecrübesiyle, geleneksel eğitimin yerini tutabildi mi ya da tutabilir mi?

Her ne kadar yapısı öğrencinin eğitimin merkezine oturtulması nedeniyle genetiği bozulsa da geleneksel eğitimde, öğretmen merkezli eğitim anlayışı esastır. Öğrenci, bilgiyi talep eden olarak öğretmeniyle, “usta-çırak” ilişkisine benzer bir ilişki içerisindedir. Bu eğitim anlayışında öğretmenin görevi sadece bilgi aktarımı ile sınırlı değildir. Öğrencisini, ruhen ve bedenen yetiştirmek, olgunlaştırmak gibi bir misyona da sahiptir öğretmen.

Uzaktan eğitim, öğrenci ile öğretmenin sanal gerçekliği üzerinden bilgi alış verişi ya da öğretimi ile sınırlıdır. Dijital yöntemlerin hiç birisi, öğrenciyi eğitebilecek bir derinliğe sahip olmadığı gibi ne jest ve mimiklerin anlaşılabilmesine ne de derse intibakın sağlanıp sağlanamadığını anlamaya elverişlidir.

Geçenlerde öğretmenliğe yeni başlamış oğlum ile uzaktan eğitim üzerine konuşurken bir anekdot aktardı. Aslında bu tecrübe tek başına uzaktan eğitimin sadra şifa olmaktan uzak bir oyalamaca olduğunu ortaya koyuyordu. Genellikle görüntüleri ve sesleri kapalı sanal bir sınıfa(!) ders anlatan oğlum, sehven görüntüsünü açan öğrencisinin yatakta pijamaları ile dersi dinliyormuş gibi yaptığını fark ediyor. Bu durum büyük bir heyecanla başladığı öğretmenlikte travmatik bir sonuca neden oldu desek abartmış olmayız. Belki de salgın döneminde hepimizin gündemi olan uzaktan eğitimi anlamaya dair en masum örnek budur. Bu anekdot, ne öğretmene ne de derse saygı ile örtüşmeyen –aslında- uzaktan eğitimin kaba bir özetidir.

Öğretmenin her zamankinden daha fazla efor sarf ettiği, evini adeta okula çevirdiği uzaktan eğitim sürecinin, 15 Şubat tarihi itibariyle kısmen de olsa sona erecek olması, en çok da öğretmenleri ve velileri sevindirmiştir. Akıllı telefon ya da tabletlerini açarak yarım kalan uykularına devam ederek mış gibi ders dinleyen çocuklarına tahammül edemeyen velileri ve öğrencilerinin gözlerinin içine bakarak veya sıraların arasında dolaşarak keyifle ders anlatmak yerine; adeta bir duvara konuşurcasına monolog yapmak zorunda kalan öğretmenleri ikinci dönem başlaması muhtemel yüz yüze eğitim hayali heyecanlandırmaya yetmiştir.

Öğrenciyi bilgi depolanan bir harddisk’e dönüştüren uzaktan eğitimin, ölçme ve değerlendirme açısından yeterli bir müktesebata da sahip olmadığını dönem sonunda yaşanan tartışmalarla hep birlikte müşahede ettik. Son tahlilde, eğitim öğretimin olmazsa olmazı olan kazanım ve davranışların öğrencide ne ölçüde var olduğunu ölçümleme kapasitesi olmayan bir eğitim sürecini geride bıraktık maalesef. Oysa eğitim öğretimin asıl amacı, öğrenciyi hedeflenen kazanım ve davranışlara eriştirmektir.

Hepimizin ortak beklentisi, öğretmenin performansı ölçüsünde kıymet görmediği ve sanki oturduğu yerden maaşını alıyormuş gibi bir algının gölgesinde geçen bu sürecin bir an önce sona ermesi, öğrencisi ile öğretmenin, adına "okul" dediğimiz eğitim yuvasında buluşacağı günlerin bir an önce gelmesidir.

Diğer Makaleleri