İhtisas Kurumları
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İdris ŞEKERCİ

Deprem Korona'dan da tehlikeli değil mi?

Mart ayından itibaren küresel bir teyakkuz ile koronavirüs ile mücadele ediliyor. Ülkemize virüsün bulaştığı andan itibaren resmi kurumlardan özel sektöre, yönetiminden sade vatandaşına kadar hepimizin ana gündemi olan Covit 19 vaka sayısı ya da hasta sayısı ne kadar fazla olursa olsun günlük vefat sayısı henüz 80’e ulaşmadı. Burada kuşkusuz alınan tedbirlerin ve hastalıkla mücadelede edinilen tecrübenin etkisi fazladır.

Tedbir alan almayan, zengin-fakir, yaşlı-genç ayrımı yapmadan etkisi altına alan, koronadan daha büyük bir tehdit ile yaşadığımızı/yaşamak zorunda olduğumuzu İzmir örneği ile tekrar hatırladık. 17 Ağustos 1999 tarihine kadar bir çoğumuzun gündeminde Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Merkezi yoktu. O tarihlerde depremi yaşayan biri olarak Boğaziçi Rasathanesi Başkanı Ahmet Mete Işıkara’nın “ Depremle yaşamasını öğrenmemiz gerekir.” Sözünü hiç unutmam. En son İzmir Seferihisar merkezli yaşadığımız deprem unuttuğumuz bu sözü tekrar hatırlattı. “Ağızların tadını bozan..” korona’dan daha tehlikeli ve yıkıcı olan depreme karşı aynı toplumsal duyarlılığın olmadığını ne yazık ki her seferinde deprem sonrası müşahede ediyoruz. Bir gazeteye yansıyan röportajda, yıkılan binalardan birisinin çürük olduğu bilinmesine rağmen yıkılarak yenisinin yapılmasına razı olmayan apartman sakinlerinin olduğunu bilmek hepimizin hem canını sıktı hem de yüreğini yaktı. 

Yenişafak gazetesine yansıyan haberin benzerini çoğumuzun yaşadığını, vatandaş olarak ne yazık ki büyük bir yekünün depreme karşı gerekli hassasiyete sahip olmadığımızı itiraf etmeliyiz. Gazeteye yansıyan benzer rezervler yüzünden hala çözüme kavuşturamadığım, her günü tedirginlikle geçen, biyolojik ömrünü tamamlamış bir binada oturmak zorunda birisi olarak yakinen yaşadığım bu duyarsızlık yüzünden eğer devlet vatandaşın müktesebatını koruyacak bir çözüm üreterek bir kentsel dönüşüm (daha doğru ifadesiyle şehri yeniden imar) planlayamazsa aynı dramları tekrar tekrar yaşayacağız.

Sözün başında Korona ile giriş yaptığımızı unutmuş değilim. Derdimin bu konuyu ele almak olmadığı da sanırım anlaşılmıştır. Korona kaynaklı günlük 70 küsur insanımızı kaybettiğimiz ortada iken en son örneğini İzmir’de yaşadığımız deprem, 17-18 saniye içerisinde  arama kurtarma faaliyetleri sona erdiğinde aynı sayıda cana mal olduğunu göreceğiz ne yazık ki. İlaveten mali kayba ve travmaya neden olan, Türkiye’nin gerçeği deprem ile en az korona ile mücadele kadar hassas olamazsak canlarımız yanmaya devam edecek.

Deprem ile yaşamak  bu coğrafyanın kaderi ise, depremde hayatta kalmanın yonu açacak tedbirleri almak zorundayız. Kamu otoritesinin kentsel dönüşüme çekince ile yaklaşan vatandaşın hassasiyetini dikkate alan, mahalle kültürüne zarar vermeyecek, hane sahiplerinin müktesebatını dikkate alan, şehri yaşatacak yeni çözümler üretmelidir. Ruhsatlandırma süreçleri, vatandaşın kendi mülkünü kendisi inşa etme talebini de dikkate alacak şekilde kolaylaştırılmalıdır. Depreme dayanıksız bina stoklarını eriterek ve daha yaşanabilir siteler üretelim derken bu hassasiyeti ranta tahvil etmeyecek vatandaş nezdinde hüsnü kabul görecek politikalar izlenmelidir.

Unutulmamalıdır ki, “Mal canın yongasıdır!” kültürü ile yetişmiş bir toplumun, evinden çıkarken komşusuna selam verebileceği, “gelenin gideni aratmayacağı” imar planları ve vatandaşı önceleyen bir yapılaşma politikası ile ikna edilmesi mümkündür.

Diğer Makaleleri