İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
Abdulkadir SEVEN

GÜNEŞİN DOĞDUĞU ŞEHİR

GÜNEŞİN DOĞDUĞU ŞEHİR

 

İnsan ve Medeniyet Hareketi gönüllüleri olarak dört ilçe ile Umre organizasyonu planladık.

Sabiha ve İstanbul Havalimanı’nda ihramlarımızı giyip Cidde’ye vardık.

 

Cidde Havalimanı’nda şirket görevlileri bizleri karşılıyor. Otobüslere binip telbiye, tekbir ve zikirler eşliğinde Mekke’ye yöneliyoruz.

 

Ey Mekke!

Peygamber diyarı, vahyin hamuruyla yoğrulmuş, taşlaşmış kalplere su serpen Mekke…

Aç kapılarını bir kere daha bizlere, uzaklarda kalmış, hasret çeken biz sevdalılara…

 

Otel kapısında ilahi, dua ve güllerle karşılanıyoruz.

Kâbe özlemiyle yanan kalplerimiz, âşığın maşuğuna kavuşma anına birazdan şahitlik edecek.

 

Giriyoruz Kâbe’ye Erkam Kapısı’ndan; kalpler kıpır kıpır, beyin adeta eriyen mum misali…

Rehberimiz “Kapatın gözlerinizi.” diyor. Her adım adeta ruhun derinliklerini sarsıyor.

Kâbe’yi ilk gördüğümüzde kapılıyoruz duaya: ALLAHU EKBER!

Ne kadar yüce, ne kadar da ihtişamlı Rabbimin mekânı…

 

Dua ve niyet ederek giriyoruz erler meydanına.

Herkes kendi derdiyle niyazda.

Dayanamaz yüreğin; ağladıkça ağlarsın.

Gözyaşların sel olup rahmet bulana kadar ağlarsın.

 

Yürürsün usul adımlarla Kâbe etrafında tavaf yapmaya…

Kaptırmışsın kendini; kaptırılacak onca heva ve hevesten uzak, yalnız Rabbin adına.

 

Tavaf namazı kılıyor, Zemzem’den su içiyoruz.

Safa ve Merve arasında evladına su arayan Hacer gibi yürüyor ve belirli yerlerde koşuyoruz.

Say bitiminde Hz. Hacer’in tek başına o koskoca ıssız beldede mücadelesini dillendiriyoruz.

 

Hz. Hacer, emzikli oğlu ve kendisinin o zamanlar hiçbir yerleşim yeri olmayan ve su bulunmayan bir yere bırakıldığında:

“Bizi bu ıssız çölün ortasında bırakıp nereye gidiyorsun İbrahim? Bu kararı kendin mi verdin? Bunu sana Allah mı emretti?”

 

Hz. İbrahim (a.s.) bu yaptığının Allah’ın emri olduğunu bildirdiğinde annemiz şöyle cevap verir:

“Öyleyse git ey İbrahim! Sana ihtiyacımız yoktur. O (c.c.) istediyse bizi koruyacaktır. Haydi git, Allah bize yeter.”

 

Mücadele kadını Hz. Hacer…

Mücadele etmeyene nimet verilmez ki…

Hacer’ce cehd etmedikçe ikrama nasıl ereceğiz?

 

Tıraşlarımızı olup ihramdan çıkıyoruz.

 

Cebeli Nur;

634 metre yükseklikteki dağa kadın-erkek, yaşlı-genç demeden onlarca yürekle gece vakti çıkıyoruz.

Tefekkür bizi tarihin derinliklerine götürüyor.

 

Hz. Hatice’nin ilerleyen yaşına rağmen Efendimize sürekli erzak götürmesi,

Efendimizin yaklaşık 1 yıl boyunca ara ara mağarada gecelemesi…

Yeryüzüne yayılan nurun bu pencereden çıkması…

 

Hira çevresini dolduran yüzlerce kişiyle duaya yükselen âminlerle oradan ayrılıyoruz.

 

Tenim, Cirane ve Hudeybiye umreleri, Mekke iç ve dış ziyaretleri yaparak 110 kişi, 3 otobüsle Medine yollarına düşüyoruz.

 

Bedir Kuyuları, şehitlik ve Melekler Tepesi…

O kadar değinecek hadise var ki…

Bedir Savaşı, ayrı bir tefekkür konusu…

 

Varıyoruz Medine’ye, medeniyetin beşiğine, insanlığın efendisine…

Salavatlar eşliğinde minareleri görmenin sevincini yaşıyoruz.

Valizleri otele bırakıp Mescid-i Nebevi’de yerimizi alıyoruz.

 

Usul ve sessiz, adeta derinden bir iç çekerek, ağır adımlarla selamlamaya geçiyoruz.

Ravza’ya giriş saatimiz geliyor.

Kontrollerden geçerek içeri doğru giriyoruz.

 

Efendimizin “Kardeşlerimi özledim.” dediği kardeşleri Suffe’de yerini alıyor.

 

Her birimiz kendi içimizde adeta kayboluyoruz.

 

Efendim! Can Efendim!

Ben geldim… Ümmetinden garip, bir o kadar da sevdalı…

Tutamazsın kendini…

Alnını koyarsın yeşil halıya, secdede hıçkırık ve gözyaşı…

Islanır adeta yeşil halı.

 

Daha kimler ağlamadı ki burada ey Efendim!

Daha kimler geldi geçti bu diyardan, senin o hasret çeken mekânından…

Gözlerin ağlamaktan kan çanağı; kalkmak istemezsin Ravza’dan.

Al canımı Cananım! Can verilesi bu diyardan…

 

Düşlersin Efendini…

Ey Efendim!

Ben de senin sağlığında yanında olsaydım…

Uhud’da bir Hamza, Mus’ab, Ebu Dücane…

Eşini ve yaralı yavrularını kenara bırakıp “Nerede Allah’ın Resulü?” diye canını veren bir Sümeyra elbet olurduk.

Elbet canlarımız pahasına seni korurduk.

 

Dualara kapanırsın ve “Rabbim! Efendimin yolundan ayırma.” dersin.

Mekke, Medine ve Kudüs diyarları hayallerini süsleyerek yurduna dönersin.

Diğer Makaleleri