Kemalist Modernleşme, Kültürel Kopuş ve Rahmet Dayatmasının Krizi
Kemalist dönüşüm, yalnızca siyasi bir reform değil, toplumsal hafızanın, dini emirlerin ve kültürel sürekliliğin kökten reddiyle yürütülen bir kimlik mühendisliğidir. Bu süreçte İslamî değerler hayatın tüm alanından sökülüp atılmış, yerine seküler bir ideoloji ve yeni bir kutsal düzen olarak Kemalizm inşa edilmiştir.
Cumhuriyet’in kuruluşu, Osmanlı’dan devralınan mirasın reddi üzerine kuruldu. Hilafetin kaldırılması, şeriat mahkemelerinin ve medreselerin kapatılması, Latin harflerine geçiş gibi adımlar, kolektif hafızanın yeniden yazılması anlamına gelmiştir. Antropolojik açıdan bu, toplumun ritüellerinin ve kutsal referanslarının devlet eliyle değiştirilmesi demektir. Cenaze, evlilik, bayram gibi gündelik hayatın İslamî şeairi, ya yasaklanmış ya da devlet kontrolüne alınmıştır.
Sosyolojik açıdan süreç, geniş çaplı bir baskı mekanizmasıyla yürütülmüştür. Binlerce insan idam edilmiş, hapse atılmış veya sürgün edilmiştir. İslamî kimliğin kamusal görünürlüğü engellenmiş, halkın değerleriyle devletin resmî ideolojisi arasındaki uçurum derinleşmiştir. Batı kaynaklı hukuk ve kültür düzeni, İslamî daireden çıkış ve Batı dairesine giriş olarak kodlanmıştır.
Felsefi açıdan Kemalizm, seküler bir “iman sistemi” olarak işlev görmüştür. İmanın altı şartı yerine altı ok (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık) topluma dayatılmıştır. Mustafa Kemal’in şahsı kutsal bir figür haline getirilmiş, anma törenleri, heykeller ve resmi söylemler aracılığıyla İslam’a karşı yeni bir ‘sivil din’ inşa edilmiştir.
Bu dönüşüm yalnızca kurumları değil, hafızayı ve kimliği de yeniden inşa etmiştir. Kuşaklar arası aktarım kesilmiş, kolektif hafıza parçalanmıştır. Antropolojik açıdan bu, toplumun köklerinden koparılması, sosyolojik açıdan halk ile devlet arasında derin bir değerler çatışmasını gün yüzüne çıkarmıştır.
Bugün hâlâ bu tarihsel kopuşun izleri canlıdır. 29 Ekim ve 10 Kasım gibi günlerde devlet kurumları, özellikle Diyanet üzerinden, Müslümanlara Mustafa Kemal’e rahmet ve minnet gösterilmesi dayatılmaktadır. Kocaeli Valiliği’nin 10 Kasım’da camilerde Atatürk için mevlid okutulması kararı, Diyanet-Sen tarafından “camiler Kemalizm’in mekânları değildir” sözleriyle eleştirilmiştir. Bu örnek, İslamî mekânların seküler ideolojiye alet edilmesinin somut göstergesidir.
Sosyolojik açıdan bu dayatma, Müslüman toplumda travma ve tepki doğurmaya devam etmektedir. İslamî değerleri tasfiye eden bir ideolojiye ve ideolojin kurucusuna rahmet okunması, dini kimlikle çelişir. Antropolojik açıdan ise camilerin ve şeairin asli işlevinden koparılması, seküler bir sivil dinin mekânlarına dönüştürülmesi anlamına gelir.
Sonuç olarak, Kemalist modernleşme, bir toplumun hafızasını ve kimliğini dönüştürerek seküler bir ideolojiye dayalı yeni bir düzen kurmuştur. Bu düzen, İslamî değerleri tasfiye etmiş, halk ile devlet arasında derin bir çatışma yaratmıştır. Bugün hâlâ canlı olan bu kopuş, Müslüman toplumun kimlik mücadelesinde belirleyici bir unsur olarak varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla mesele, yalnızca geçmişin bir tartışması değil, günümüzün toplumsal ve kültürel geleceğini şekillendiren bir krizdir. Bu bağlamda herkes safını yeniden belirlemektedir ve bizim safımız, Allah’ın, Rasulü’nün ve müminlerin yanıdır vesselam...








