Habilce Direnişin Adı “Sumud”
Gazze’de Habil Konuşuyor, Kabil Susturmak İstiyor
Adem’in çocukları hâlâ konuşuyor. Biri yaşatıyor, diğeri öldürüyor. Vicdan, bu çağrıyı duyuyor mu?
“Gazze’de bir çocuk doğduğunda, önce annesinin göğsüne sonra yerdeki taşlara uzanıyor.”
Bu dizeler, kardeşim Numan’ın “Vera” şiirinden. Ama aynı zamanda bir gerçeğin, bir coğrafyanın, bir halkın hikâyesi. Gazze’de hayat, ölümün gölgesinde sürüyor. Açlık, susuzluk, ilaçsızlık… Bunlar artık birer silah. Ve bu silahlar, çocuklara, kadınlara, yaşlılara doğrultulmuş durumda.
Bu tablo, sadece fiziksel bir yıkımı değil, ahlaki bir çöküşü de gösteriyor. Çünkü burada yaşananlar, bir halkın yok edilme girişimi kadar insanlığın vicdanının sınandığı bir eşiktir. Ve bu eşikte kadim bir hikâye yankılanıyor.
Adem’in iki oğlu, Habil ve Kabil. Biri yaşatmayı seçti, diğeri öldürmeyi. Bugün Gazze’de yaşananlar, bu kadim hikâyenin yankısıdır. Habil, kurban vermeyi bildi. Kabil, kurban etmeyi seçti. Şimdi biz bu iki yol arasında bir seçimle karşı karşıyayız: Habil’in yanında mı duracağız, yoksa Kabil’in sessiz ortakları mı olacağız?
Bu seçim sadece bir tavır değil; bir varoluş biçimidir. Çünkü Gazze’deki direnişin adı “Sumud.” Arapça ’da “kararlılık”, “toprağa bağlılık” ve “sessiz direniş” anlamına geliyor. Ama bu kelime, sadece bir halkın değil, insanlığın ortak vicdanına aittir. Sumud, bir annenin çocuğuna masal anlatmasıdır. Bir öğretmenin yıkık okulda ders vermesidir. Bir gencin, ablukaya rağmen hayal kurmasıdır. Sumud, Habil’in sesi gibidir: Sessiz ama kararlı.
Ve bu sessizliğin içinden başka bir ses yükseliyor: KASSAM’ın çocuklarının sesi. Onlar, Sumud’ un silahsız yüzü kadar örgütlü ve bilinçli direnişin neferleridir. Bu çocuklar, sadece savunma hattında değil; halklarının onurunu, hafızasını ve ahlaki yükünü taşıyan vicdanlardır. Her adımları Habil’in sesiyle örülüdür. Her direnişleri, Kabil’in düzenine karşı bir haykırıştır. Onlar, toprağın çocuklarıdır; taşın, zeytinin, ezanın ve suskunluğun içinden doğan bir kararlılıktır.
Bu kararlılık, sadece Gazze sokaklarında değil denizlerde de yankılanıyor. Bugün Sumud Filosu yola çıktı. Gazze’ye ulaşmak için değil, “insanlığa” ulaşmak için. Bu teknelerde silah yok. Slogan yok. Sadece vicdan var. Adem’in vicdan sahibi çocukları, Kabil’in kurduğu düzene karşı sessizce ama kararlı bir duruş sergiliyor.
Çünkü Kabil bugün sadece bir kişi değil. İsrail’in bombaları, Amerika’nın desteği, Batı’nın suskunluğu, emperyalizmin çıkar hesapları… Hepsi Kabil’in yeni yüzleri. Ve bu yüzler, Habil’i susturmak istiyor. Ama Habil susmuyor. Gazze’de, sokakta, teknede, kalpte konuşmaya devam ediyor. KASSAM‘ın çocukları, bu sesi koruyan, büyüten ve taşıyan neferlerdir. Onların mücadelesi, sadece askerî değil; ahlakî, vicdanî ve tarihsel bir direniştir.
İslam, zulme karşı sessiz kalmamayı emreder. “Zulme rıza, zulümdür” der. Bugün Gazze’de yaşananlar, sadece bir halkın değil, tüm insanlığın vicdanını ilgilendiriyor. Bu yüzden Sumud, sadece Filistin’e ait değil. Her vicdan sahibi insanın içinde yankılanan bir çağrıdır.
Ve işte o çağrı, yine kardeşimin dizelerinde yankılanıyor:
“neredesin ey İsmail’in boğazındaki merhamet?
içimizdeki bu sızıyı kaldır
ya ebabilleri gönder
ya bizi de oraya aldır”
Gazze’ye ulaşan her yardım, her kelime, her tanıklık; Habil’in sesini biraz daha yükseltiyor. Kabil’in düzeni ise bu sesi kısmak için daha fazla şiddet, daha fazla abluka, daha fazla sessizlik istiyor.
Ama biz biliyoruz ki: Habil’in sesi, vicdanın sesidir. Ve vicdan, susturulamaz. KASSAM‘ın çocukları, bu sesin nöbetini tutuyor. Onlar, sadece bir halkı değil, insanlığın ortak vicdanını savunuyor. Ve biz, bu sesin yankısını duydukça, susamayacağız.
Muhammed Fesih Kaya








