İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT

ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ: SORUMLULUK / ALİ İHSAN YILMAZ

 

 

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd insana iyiyi ve kötüyü ilham eden, bu ikisi arasında tercih yapma nimetini bahşeden ve insana yaptıklarının karşılığını eksiksiz veren Âlemlerin Rabbine’dir.

Özgürlük, yani istediğini yapabilmek. En kısa olarak bu şekilde tanımlayabileceğimiz bu kavramın mahiyeti tarih boyunca tartışılmıştır. Sınırının ne olduğu ve kim tarafından belirlendiği bir yana, insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliklerinden biri olduğunu söylemek su götürmez bir gerçektir.

Modern zamanda insanın anlam arayışında anlamlandırmakta zorlandığı ve belki de özellikle anlam karmaşasına sokulan bu kavram, İslam’ın eliyle tekrardan özüne döndürülmelidir. Çağdaş İslam önderlerimizden olan Aliya İzzetbegoviç, kendi zamanında bu sorumluluğu almış ve bu uğurda bedel ödemiş bir şahsiyettir. Kendi zamanında; özgürlük mücadelesi veren bir topluma liderlik, ümmete önderlik etmiştir. Onun kaleminden çıkanların üzerine düşünmek te bizim sorumluluğumuzdur.

Aliya’nın varlık felsefesi Allah’ın dışındaki her şeyi bir düalizm sistemiyle anlamlandırma üzerinedir. Tek olan Allah’tır. Onun dışındaki her şey zıddıyla kaimdir. Zıtların dengesini ise İslam sağlar. Bu ikiliğin insandaki en temel yansıması ise ruh-beden ikiliğidir. İnsanın özgürlüğü meselesi ise ruhun bedenin zincirlerinden kurtulmasını, başka bir ifadeyle insanın kendi manasının maddeyi aşmasını ifade eder. 

Aliya, insan olmak için insanın biyolojik hayatın ötesinde bir şeylere sahip olması gerektiğini söyler. İnsan, eylemlerinin sorumluluklarını aldıkça ve bu eylemleri ahlaki bir zemine taşıdıkça insanlaşır. İyinin ve kötünün reddinin her şeyi mekaniğe, dolayısıyla anlamsızlığa indirgediğini söyler.

Aliya’ya göre insanı diğer mahlûklardan ayıran en temel özelliği özgürlüğe olan düşkünlüğüdür. Öyle ki, bu özelliğiyle insan hayvanlardan ve meleklerden üstün olmaya adaydır. Ne var ki özgürlüğe erişmek, her insanın istediği ama çok az insanın hak edebildiği bir özüne dönüş eylemidir. Bunun nedeni özgürlüğün bir bedeli olmasındandır. Bu bedel insanın özgür olarak yaratıldığının kabulüyle başlar. İşte bu kabul insanı eylemlerinin sorumluluğunu almaya iter ve insan hayatı boyunca tercihlerinin sonuçlarını üstlenir. Çünkü o artık özgürdür. 

Sorumluluk almak ahlaki bir eylemdir ve ne yazık ki insanların çoğu bu cesareti gösteremez. Sorumsuzca ve sınırsızca yaşama arzusuyla kendisini ahlaki bir zemine taşımaktan rahatsızlık duyan insanlar, kendi nefsini ilahlaştırarak ahlakın göreceliği düşüncesiyle davranışlarının iyiliğini ve kötülüğünü kendileri belirler. Bu durum insanı mutlak ahlak ilkelerinin inkârına dolayısıyla Allah’ın ve ahlakın inkârına götürmektedir. Aliya bu durumu “Özgürlüğe kaçışımda” şu şekilde özetler. “Tanrı yoksa insan da yoktur, insan yoksa mesuliyet (günah) de yoktur. Öyleyse tanrı yoksa suç da yoktur. Öyleyse tanrı yoksa her şey mubahtır.” 

Aliya’nın düşüncesinde; özgürlük, ahlak, sorumluluk ve Allah, birbirinden bağımsız düşünülemeyecek hususlardır. Ona göre tanrısız ahlak meselesi, pratikte karşılığı olmayan, büyük ihtimalle uygulanması da mümkün olmayan ve herhangi bir tarihi tecrübeye dayanmayan teorik bir tartışma konusudur. Tanrısız bir ahlak anlayışında insan çoğu zaman kendini topluma karşı sorumlu hissetmez ve bireysel çıkarını düşünür. Tarihsel tecrübenin bize gösterdiği şey maalesef ki budur.

Bu sorun Batı merkezli küreselleşen dünyanın getirilerindendir. Temel dayanağı materyalizm olan; başka bir ifadeyle maddenin mutlaklaştırılıp mananın yok edildiği, Nietzsche’nin ifadesiyle “Tanrı’nın öldürüldüğü” bir anlayışta insan varlığını anlamlandıramamaktadır. Özgürlüğün insanın varlığı ile ilgili temel bir kavram olması ve Batıdaki özgürlüğün; bireysel tatmin, sınırsız haz ve kişisel çıkarların ön planda olduğu bir kavram olması bireysel ve toplumsal olarak insanlığı çıkmaza götürmektedir. Bunu günümüzde yakinen gözlemleyebilmekteyiz.

İnsanın bencilleştiği bir toplumda başka insanların duygularına, acılarına duyarsızlık her türlü vahşete yol açmaktadır. Emperyalizm kendi konforunu dünyanın kalan kısmının kan, ter ve gözyaşının üzerine kurmaya devam etmektedir. Bunu en güncel olarak Filistin Meselesinde görüyoruz. İsrail vahşetine karşı Batı’nın hiçbir şey yapmaması ve on binlerce Filistinlinin öldürülmesi konusunda bu soykırımı engelleyecek bir çözüm sun-a-maması bahsettiğimiz özgürlük ve ahlak krizini gösteren en önemli vesikalardandır.

Ne var ki insanlıktan çıkmış Batı emperyalizmi karşısında HAMAS “Aksa Tufanı” ile umutların tükenmediğini göstermektedir. Kendi tabirleriyle “bir avuç Kassam yetimi” Aliya’nın ifadesiyle “Tarihi Allah yazar. Biz sadece nerede duracağımıza karar veririz” diyerek ümmetin ve insanlığın özgürlük mücadelesinin sorumluluğunu almıştır. Ödedikleri bedellere ise tüm dünya şahittir. Rabbimiz şehadetlerini kabul eylesin. Bizlere de bu tufanın dalgaları olmayı nasip eylesin.

En baştan özetleyecek olursak; Aliya’nın düşüncesinde insan, özgür olarak yaratılmıştır. Bu yüzden tercih yapabilir. Tercih yapabilmesi onu eylemlerinden sorumlu kılar. Eylemlerin sorumluluğu ancak davranışların ahlaki bir zemine taşınılması kabul edildiğinde gerçekleşebilir. Bu ahlaki zemin Allah tarafından belirlenmiştir ve bu ahlaki zeminin reddi yani, mutlak iyiliğin ve kötülüğün inkârı hakikatte insanın özgürlüğünün inkârına hatta insanın kendisinin inkârına kadar gider.

Bu meseleler ışığında görüyoruz ki Aliya İzzetbegoviç geçmişi ve geleceği okuyabilen, çağına ve çağlara söz söyleyebilen bir şahsiyettir. Bu gücü de İslam’dan, başka bir ifadeyle Allah’ın ayetlerinin nurundan almaktadır. Bize düşen ise hakiki anlamda aydınlanan zihinlerimizle özelde batıya genelde de dünyaya gerçekleri haykırmak ve zamanın adil şahitleri olmaktır.

Rabbimiz bizleri özgürlük mücadelesinde olan sorumluluk bilincine sahip Müslümanların yolundan ayırmasın ve bizleri çıkmaza düşmüş insanlığa önder kılsın.

Diğer Makaleleri