İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT

BİR ISLAHAT ÖNDERİ: HASAN EL-BENNA / ZEYNEP SULTAN UZAR

 

Hasan el-Benna, 1906 yılında Mısır'ın Mahmudiye kentinde doğmuştur. İlk olarak babasının eğitiminden geçen Benna, ilkokula klasik medrese eğitimi veren Reşad Dini Bilgiler Okulunda başlamış, okulun kapatılmasıyla modern eğitim veren bir okulda eğitimini tamamlamıştır. Bu süreçte hafızlığının bir kısmını okulda, bir kısmını da kendi gayretleriyle evde devam ederek bitirmiştir. Çocukluğundan şehadetine kadar bulunduğu her ortamda toplumun ıslahı; yanlışların düzeltilmesi, eksiklerin yerine konması çabası içinde olmuştur. Bugün hâlâ dünyanın birçok yerinde etkisini gösteren İhvan-ı Müslimîn’in kurucusudur. 

        Al-i İmran 104. ayette rabbimiz, “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten
sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir."
buyuruyor. Hasan el-Benna hayatı boyunca bu ayeti kendine şiar edinmiş, küçük yaşlardan itibaren gördüğü ve duyduğu kötülüklere karşı umarsız davranmamıştır. Onun bu ıslah edici yönü daha küçük yaşlarında, gittiği geleneksel okulun müdürü Muhammed Zehra’yı kendine örnek aldığı zamanlarda başlamıştır. Benna o zamanlarda arkadaşlarını örgütlemiş ve gördükleri haramları Kur'an ve sünnetle uyaran anonim mektuplar yazmıştır. Yazılan bu mektupları gizlice sahiplerine ulaştırırken birçok kişi bunu, hakkı haykırmada korkusu az olan Muhammed Zehra’nın yaptığını sanmıştır. Öyle ki bir gün Zehra'nın kendisi de namazın mekruhları hakkında uyarı mektubu alınca şüpheler ondan uzaklaşmıştır. Bir gün bir mektubu postaya verecek paraları olmadığından içlerinden biri eliyle mektubu götürüp yakalanıncaya kadar ‘’Haramları Önleme Cemiyeti’’ adını verdikleri hareket devam etmiştir.


      Hasan el-Benna 1923'te Kahire'de -Küçük Ezher de denilen- Daru’l Ulum öğretmen okuluna kaydolmuştur. Buradan yüksek bir dereceyle mezun olmasına rağmen öğretmenlik mesleğini icra etmek istemiştir. Benna'nın öğretmenliği tercih etmesinde iki neden vardı. Özelde çevresindekileri mutlu etmek, vefa borcunu ödemek için onların isteklerine kıymet vermek; genelde ise doğruyu gösteren, yanlışları düzelten bir öğretmen olmak. Bu hususta kendisi, “Bozuklukları düzeltecek kimseye şu iki şey gölgesinden dahi daha yakın olmalıdır: Sebat ve fedakârlık,” diyor. Neticede İhvan- ı Müslimîn’in temellerinin atılacağı Kahire'ye göre daha küçük bir kent olan İsmailiyye’ye öğretmen olarak atanmıştır. Benna'nın hayatına bütünüyle baktığımızda göreceğimiz bir husus şudur ki çağlar değişse, şartlar değişse, imkânlar değişse dahi Müslümanın İslam’ı yaşama çabası, davetçinin hakka çağırma aşkı bitmez, ancak şekil değiştirir. “Nerede olursanız olun yüzünüzü O’na çevirin.” ayeti ışığında Benna, nerede olursa olsun hep İslam’ın onurunu yozlaşmış toplumda tekrar yüceltmek için çabalamış, ‘’Halkların özgürlüğü ancak İslam’la olur.’’ düşüncesiyle kurtuluşu hep İslam’da görmüştür. Mısır’ın kurtuluşunu, yüzünü Batı’ya dönmekte gören modernistlerin karşısında durmuştur.
        Benna ve arkadaşları, Mısır halkının gitgide İslam’dan uzaklaşmasını, hurafelerin artmasını ve Müslümanların bir olamayışını dert edinmişler, bu hususta defalarca toplantılar yapmışlardır. Benna Hatıralarım kitabında şöyle yazıyor: "Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çare aramakla geçirdik ve ümmetin hâllerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük. Bundan dolayı bazen ağlayacak hâle gelirdik." Toplumlarının İslamlaşması için gerekli fedakârlıkları yapmaya da can-ı gönülden razı olan bu gençler nice toplantılar neticesinde tebliğ ve davet çalışmalarına başlamaya niyet etmişlerdir. İlk etapta Benna’nın önerisi ile üç büyük kahvehane seçmişlerdir. Kahvehaneye vakit öldürmeye gelenlerin ve kahvehane sahiplerinin nasıl karşılayacağı konusunda endişeleri olmasına rağmen bu fikrin denenmesini uygun görmüşlerdir. Tebliğe kahvehaneden başlama nedenlerinden biri de kahvehanedekilerin mescitlerde bulunanlardan daha çok ihtiyaçları olduğunu düşünmeleridir. Camiler yerine kahvehaneleri seçmelerindeki diğer nedenler arasında dönemin Mısır Müslüman halkının kendi içlerinde fırka fırka ayrılması, ihtilaflı konularda tartışırken Allah'ın müminleri birbirlerine kardeş ilan ettiğini unutmuş olmaları sayılabilir. Nitekim hangi imamın arkasında namaz kılsalar diğer mezhebi takip edenler tarafından karşı taraf olarak görüleceklerdi. Hasan El-Benna bu ayrılıkların daima dışında durmuş, hatta bir sefer vitir namazının cemaatle kılınışıyla alakalı muhalefet oluştuğunda ve kendisine sorulduğunda, ‘’Gelin vitir namazlarımızı evlerimizde bildiğimiz şekilde kılalım da kardeşliğimiz zedelenmesin,’’ diyerek ihtilaflı konulardaki duruşunu ortaya koymuştur.

        Kahvehanelerdeki konuşmalar başlangıçtaki endişelerinin aksine halk tarafından güzel karşılanmış, kahvehanelerin müşterileri bu kısa sunumları dinlemek isteyenlerle günden güne artmıştır. Peki kahvehane yapılan davetlerin dinleyicilerde icabet bulmasında etkili olan, Benna‘nın ve arkadaşlarının dikkat ettiği hususlar nelerdi? İlk olarak dinleyiciyi sıkmamak adına 15 dakikadan daha uzun konuşmazlardı. Avama hitap ettiklerinin farkında olarak hem konuları ona göre seçerlerdi hem de çok üst perdeden konuşmazlardı. Üslupları tam olarak karşıdakini dinlemeye teşvik edecek şekilde olurdu. Konuşmalarında özellikle en temel konulardan, Allah’a ve ahiret gününe imandan bolca bahseder, cennet ve cehennemi hatırlatırlardı. Mantık ve felsefe konularına çokça girmezlerdi. Dinleyicilerin günahlarını doğrudan kınamamaya özen gösterirlerdi. Derslerin sonunda ihtilaflı veya anlaması güç meseleler hakkında sorular sorulduğunda kısa keser ve bu soruların çok üzerinde durmazdı. Sonrasında mutlaka Rabbimizin bizden istediğinin sevgi ve birlik olduğunu vurgulardı. Toplumun önemsediği şeylere ve kişilere saygı gösterirdi. 

        Benna her zaman birleştirici olmaya çalışmış, ayrıştırıcı sıfatlardan uzak durmuş ve herkesi Müslüman kardeşliğine çağırmıştır. Bu nedenle Müslüman Kardeşler ismi bu teşkilat için en uygun adlandırma olmuştur. Benna ve arkadaşları 1928’in bir mart gecesi İslam için yaşamaya ve İslam için ölmeye yemin ettikten sonra belirli kurallar belirlemiş, aralarında aidat toplamışlar, bu paraları da davet ve irşat faaliyetlerinde kullanmışlardır. Bu sözle birlikte İhvan-ı Müslimîn resmen kurulmuştur. İlerleyen zamanlarda kahvehanelerle yetinmemiş açtıkları dava okullarında Müslüman şahsiyetler yetiştirmeye devam etmişlerdir. Sayıları günden güne artmış, hatta İhvan-ı Müslimîn Mısır’da sözü geçen cemiyetler arasına dâhil olmuştur. 

        İhvan-ı Müslimîn her zaman siyonizmin ve İngiliz işgalinin karşısında durmuştur.  Bu husustaki söylemleri ve eylemleri sebep gösterilerek defalarca dava edilmişler, 1948’de Arap milletlerinin Yahudilere karşı cihat ilan etmeleri için protestolar düzenlemişlerdir. Hasan el-Benna çatışmalarda yer almak üzere bir grubu Filistin’e gönderince de teşkilat Nukraşî hükûmeti tarafından yasa dışı ilan edilmiştir. 12 Ocak 1949’da cemiyet tamamen kapatılmıştır.  Faaliyetlerine yine de devam eden Hasan el-Benna ise 12 Şubat 1949 Pazartesi akşamı otomobiline açılan ateş sonucu yaralanmış, yaralarına müdahale edilmesine izin verilmeyerek şehit olmuştur. İhvan’ı bitirmek istemiş olsalar da şahısların şehid edilmesiyle fikirlerin ancak diriltileceğini göz ardı etmişlerdir. Nitekim İslam’ın yeniden dirilişine ön ayak olan İhvan’ın 72 ülkede hâlâ etkisi sürmektedir. Seyit Kutub’un tabiriyle şahitliğini kanıyla mühürleyen Hasan el-Benna’nın Allah şehadetini kabul eylesin.

Diğer Makaleleri