Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Sürekli kayıp

imh.org

28-03-2015

Sürekli kayıp

Perşembe günü biraz dolaştım. Fatih’te şoförlere kâğıt mendil satmaya çalışan Suriyeli çocukları gördüm. Perişan durumdaydılar. Eminönü’nde aynı ülkeden gelen yoksul ailelerle karşılaştım. Garip düşmüşlerdi ve yardıma ihtiyaçları vardı. Kapalıçarşı’yı ise yüzlerce Arap turist doldurmuştu. Varlıklı oldukları her hallerinden belliydi. Neşeli, mutlu ve bakımlıydılar.
Fakirlik ve zenginlik. Acı ve sevinç. Biri hayatta kalmak, diğeri de ‘hayatını yaşamak’ için ülkemize gelmişti.

Bu çelişkiyi not ettim. Çünkü İslâm âleminin vaziyetini göstermesi açısından önemliydi. Durum, biraz kaba olmakla beraber, sanki şu: Kardeşlik azalıyor, kalleşlik artıyor.
Müslümanlar, çeyrek yüzyıldır büyük bir çözülme yaşıyor. Sürecin başlangıcı, emperyalist güçlerin Afganistan ve Irak işgalleri. 

İki türlü işleyen bir oyun söz konusu: Devletlerin çökertilmesi ve müminlerin kalben birbirinden uzaklaştırılması. Uzaklaşan, silahlanıp geri geliyor. Sonuç malum.
İslâm âlemi, büyük bir iç savaş tehlikesiyle karşı karşıya. Mezhep mücadelesi dememek için ‘kardeş kavgası’ diyorduk. Artık diyelim: Mezhep!

Müslümanların içinde bulunduğu zor durum ve parçalanmışlık, sadece yabancıların işine yaramadı. Bu üzücü tablodan yalnız onlar faydalanmadı. İslâm coğrafyasındaki bazı devletlerin çöküşü ile İran’ın yükselişi, aynı tarihler içinde olmuştur. Nitekim, anlamı da aynıdır.

Bu yükseliş, dış güçlerin yardımıyla, yani Sünni duvarının yıkılmasıyla sağlanmıştır. Sünni duvarı / engeli dediğimiz şey, elbette yeni değildir, tarihseldir. Haçlı seferlerini defalarca durduran işte budur.
İbrahim Karagül dünkü yazısında, “İran bir an önce ahlakî pozisyona çekilmeli” demişti. Evet, Müslüman Azerileri değil de, Hıristiyan Ermenileri destekleyen bir ülkeden bahsediliyor. Her daim fırsatçılık yapandan...

Devam edelim. Irak’tan tarifi imkânsız haberler ve fotoğraflar geliyor. Sünnilere yapılan inanılmaz eziyetler, mezalimler. Fakat hepimiz oradaki ‘terör örgütü’nün yaptıklarıyla, yayınladıklarıyla meşgulüz. Bunun dışında bir şey gördüğümüz yok. O halde soralım: Şii milislerin desteklediği sözde Irak ordusu Tikrit’e girdiği zaman, binlerce sivil şehirden neden kaçtı? İnsan, kurtarıcısından kaçar mı? Sırada Musul var. Geri alınırsa eğer, orada da benzer sahneler yaşanacaktır.
Aynı zihniyet, Suriye’de neler yaptı, yapıyor? ‘Esed güçleri’ denilen şeyin aslında kimlerden / nelerden oluştuğunu biliyoruz. Sünnileri çıldırtan, işte bunlardır, bu yapılanlardır. Beraberinde, artık tahammül sınırını aşan haksızlıklar.
Oyunun büyüklüğünü ve derinliğini nasıl görebilir, anlayabiliriz? Bunun en basit yöntemi, Amerika’nın olaylar karşısındaki pozisyonuna bakmaktır. Irak’ta İran’ın mezhepçi politikalarını destekliyor, Yemen’de ise tersini yapıyor. Mısır’da darbeyi onaylıyor, Yemen’de ise darbecilere karşı çıkıyor. Suriye’de kimden yana olduğu hâlâ belli değil. Bir öyle diyor, bir böyle. Başka örnekler de verebiliriz. Nihayetinde, İslâm iç savaşını hızlandırmış oldular.

Yeri gelmişken, Amerika’nın Yemen’deki faaliyetlerine de bakmak gerekiyor. İlk olarak, sistemli ve bilinçli bir şekilde, Yemen halkının direncini kırdılar. Amerika’nın yasa dışı operasyonları sırasında kaç kişi öldü, bunu bile bilemiyoruz. Yemen çöllerinde hava araçlarıyla yapılan insan avı. Şüphelendin, öldür. ‘Önleyici saldırı’ de, yok et. Sonuç işte bu oldu.

Amerika’nın hem hukuk, hem insanlık dışı operasyonlar yürüttüğü ülkelerden biri de Pakistan. Terörle mücadele bahanesiyle, köylerdeki evlerin bombalanıp masumların katledilmesi. Sayısız büyük acı.
Pakistan’ın Yemen konusunda Araplarla ortak hareket etmesinin birden fazla anlamı var. Aklımıza ilk gelenler: Komşusu İran’ın topraklarındaki mezhepçi faaliyetlerinden rahatsız olması ve benzer bir durumla karşılaştığı zaman yalnız kalmak istememesi.

İran’ın bir diğer komşusu da biziz. Türkiye devleti, Yemen harekâtını destekliyor. İran’ın mezhepçi ve yayılmacı politikalarını kabul edilemez buluyor. Sayın Erdoğan’ın mesele hakkındaki açıklamaları önemli ve gerçek.

Evet, fotoğrafın tamamına bakmak zorundayız. Bazı şeyler ancak o zaman anlaşılıyor: Osmanlı’nın Yemen çabası, ordumuzun Gazze direnişi, Misâk-ı Millî’nin Musul iddiası, mevcut yönetimin Halep ısrarı. Şimdi oldu. 

Osmanlı-İran tarihini okuyanlar, ne çok şey öğrenir. Mesela Yahya Kemal, Çaldıran için şöyle der: “Türklerin ‘ben Acem olmam’ savaşıdır bu.” (Süheyl Ünver’in Yahya Kemal’le Sohbetler kitabından.)
Acem olmak ne demek, bunu da Yemen harekâtıyla ilgili Irak’tan gelen açıklamayla / itirazla anlıyoruz. Bağımsız bir devletken, başka bir ülkenin eyaleti / garnizonu haline gelmişsiniz. O ülke, aynısını Yemen’de de yapmak istiyor, fakat ortak dirençle karşılaşıyor. Bu da sizin açıklamanız: ‘Operasyona karşıyız.’ Devletlerin felç olması, galiba böyle bir şey.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...
 



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!