GENÇLERİN SAĞLAM DURUŞLU ABİSİ; ASIM
Asımla nasıl, ne zaman tanıştığımı tam olarak hatırlamıyorum. Ancak Taşova İmam Hatip Lisesi Edebiyat Öğretmeni Mustafa Balcı'nın, "Senin mutlaka Cemal Abi ile tanışman lazım,” demesi bu dostluğun başlangıcında etkili olmuş olabilir. Kitap, dergi, gençlik ve dava gibi ikimizin de ortak paydalalarımız sayesinde kısa sürede kaynaştık.
Asım, sık sık yayınevimize uğrar, yayınlarımız hakkında yazılar kaleme alırdı. Kendini, okumaya ve yazmaya meraklı yüzlerce gencin önünü açmaya adamıştı. Gençlerin kültür sanatla yoğrulmasında büyük katkısı oldu; onların hem kalbine hem de aklına dokundu. Ümmetin ve insanlığın hayrına işler tasarlardı. Kimsenin aklına gelmeyen ya da cesaret edemediği önemli işlere imza attı. Yüzlerce kitap halkasının oluşmasına vesile oldu. Bu uğurda tek başına bir ömrü seferber etti. Gençlere benimle tanışmaları için yayınevine uğramalarını tavsiye eder, kimi zaman da onları bizzat getirirdi. Ben de dergilere ilgi duyan gençleri mutlaka ona yönlendirirdim.
Orman mühendisi olmam dolayısıyla, ağaçlarla ilgili yazılar yazmamı isterdi. "İstanbul'da Erguvan Vakti" başlıklı ilk yazım, onun ısrarı sayesinde ortaya çıkmıştı. Sonrasında da benzer konularda yazılar geldi. Neden bilmem, az bilinen "huş ağacı" hakkında yazmamı birkaç kez istemişti, ama bu isteğini bir türlü yerine getiremedim. Bir yazısında beni "ağaç aşığı" ilan etmişti. Mutemelen tabiat, bitki, ağaç konularına daha çok eğilmemi arzuluyordu. Vefatından iki hafta önce "Ömür, Bir Ihlamur Kokusu" başlıklı yazımı sosyal medyada paylaşmış, ardından da takipçilerine yayınevine uğrayıp benimle tanışmalarını önermişti.
Bir gün telefonla beni arayıp "Beyazıt Camii etrafında hangi ağaçlar vardı, hatırlıyor musun?" diye sordu. Ben de aklıma gelenleri sıraladım: "Çınar, servi, dut..." İyi ki "dut"u da zikretmişim. Meğer o günlerde dutla ilgili bir yazı kaleme alıyormuş, benden teyit almak istemiş. Haziran ayında yaptığı bir başka telefon görüşmesinde, dalından dut yeme etkinliğine davet etmişti. Ne yazık ki gidemedim. Birlikte dut yemek nasip olmadı...
Asım, dergilere, okul fanzinlerine ve genç yazarlara tutkuyla bağlıydı; aynı zamanda Muhammediye, Mesnevi ve Yunus Emre Divanı gibi kadim metinlere de özel bir ilgi duyardı. Parklarda toplu şiir okumaları düzenlenmesi, şehirlerde dut ağaçlarının çoğaltılması gibi hayallerinin gerçekleşmesi için durmaksızın çalışır, bu düşlerin peşinden yılmadan koşardı.
O, hem güzel hem de dertli bir dava adamıydı; hep koşturan, hep üreten bir gönül eri... Bizi biz yapan değerleri yeni kuşaklara aktarmak için müthiş bir gayret gösterdi. Edebiyat, kültür, özellikle de yayıncılık ve ezgiler söz konusu olduğunda daima ön saflardaydı. Onu gördüğümde aklıma hep dergiler ve dergicilik gelirdi. Yayınevleri, edebiyat ve sanat çevreleri onun asli mekanlarıydı. Dolaşmadık yayınevi bırakmaz, bazen yalnız, ama çoğu zaman ise birilerini yanına alarak bizim yayınevimize uğrardı.
Bir defasında, Rasim Özdenören'in İstanbuľa geldiği bir gün, Asım'la birlikte bizi ziyaret etmişlerdi. Güzel bir sohbetin tam ortasında Asım, "Cemal Abi aynı zamanda orman mühendisi," deyince Rasim Abi üniversite yıllarından bir hatırasını anlatmaya başladı. Sait Zarifoğlu’yla paylaştığı evde, Anadolu’dan gelen arkadaşlara "hoş geldin hediyesi" niyetine at kestanesi yedirmeye çalıştıklarını, onların yüzlerini buruştura buruştura yediklerini anlattığında üçümüz birlikte kahkahalarla gülmüştük.
Asım’la son görüşmemiz yine yayınevinde olmuştu. Eski kitaplara, dergilere, sahaflık kokusuna ayrı bir düşkünlüğü vardı. Lise yıllarında aldığım, MTTB'nin çıkardığı "Milli Gençlik" dergilerine gözü takılmıştı. O sayılar benim için gençliğimin izlerini taşıyan kıymetli hatıralardı. İçim elvermedi, sadece bir-ikisini verebildim; kalanlarını güçlükle de olsa koruyabildim.
O günlerde bir ziyaretçi, artık pek kullanılmayan teypler için üç takım hatim kaseti bırakmıştı. “Belki birinin işine yarar,” demişti. Kasetleri görünce aklıma hemen Asım geldi. Onları en iyi onun değerlendireceğini düşündüm ve hiç tereddüt etmeden hepsini alabileceğini söyledim. Çıkarken hepsini kucakladı ve gidiş o gidiş oldu.
Asım'ın vefat haberini aynı anda üç arkadaşımdan birden aldım. Buna rağmen bir süre gerçek olduğuna inanamadım. Bazı vefat haberlerinin sonradan doğru olmadığı anlaşıldığı gibi, "Duyduğunuz doğru değil," densin diye bekledim. Ancak dakikalar geçtikçe haberin doğruluğu kesinleşti. İlk anda bir hayli sarsıldım, ama sabretmeye çalıştım. Zira ölüm bir hakikat; canı veren, vakti geldiğinde elbette alacaktı. Her geçen gün, etrafımızdan bir bir eksilenlere hüzünle şahit oluyoruz. Bize düşen, rıza göstermek ve sabretmek...
Asım, Allah için sevdiğim, sağlam duruş sahibi, nadir insanlardan biriydi. Ne güzel bir insan ne güzel bir dost olduğuna şahidim. Allah'tan ona rahmet diliyorum. Kabri nur, makamı cennet olsun.
Cemal Balıbey
.jpeg)








