Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Kendimizden razı mıyız?

imh.org

12-12-2015

Kendimizden razı mıyız?
İmkânlarımız, aynı zamanda, imtihanlarımızdır. Onlara 'sahip' olduğumuzda yahut elimizden çıktığında, aynı kalabiliyor muyuz? Sözümüz, rengimiz, tavrımız değişiyor mu? Değişiyorsa, önceliklerimizi tekrar gözden geçirmeliyiz.

'Menfaatlerimiz, bizi dünyaya bağlayan zincirlerdir, ağırlıklardır.' Onlarla uçamayız. Bildiğiniz üzere uçmak, cennet anlamına da gelir. Yunus Emre'de sık geçer. Uçmaya varmak, vefat etmek, cennete gitmek.
Bize, 'ağırlıklarınızdan kurtulup öyle geliniz' buyruluyor. Şunu da bilmemiz gerekiyor: Dünyaya ait hiçbir şey, kardeşlikten daha kıymetli değildir.

Seneler evvel, “Bizleri ölümle tedavi ettiği için Allah'a şükretmeliyiz, yoksa hepimiz hırs kanseri olurduk” diye yazmıştım. Şahitlik ediyoruz ki, imkânlarla beraber, ihtiraslar da büyüyor. Buna karşılık, 'insanlığımız' küçülüyor.
Hep 'kardeşlik' diyoruz. Kardeşliğin de, sevginin de neye karşılık geldiği bellidir: Sahip çıkmak.

Sahip çıkmayanın kardeşliğinden, sevgisinden şüphe edebiliriz. Buna hakkımız var. Zor zamanların birinci faydası, dost bildiklerimizi, bize yeniden ve sahiden tanıtmasıdır. Yeri gelmişken söyleyelim: Yirmi sekiz şubat sürecinde, ilk öğrendiğimiz şey bu olmuştur.
***
Bazı güzellikleri görmeye gözümüz yetmez. Gönül, işte bunun için vardır.
İncelik ve sadelik. Örneğin, 'son kuşlar' ifadesi, basit olmakla beraber, ne kadar dokunaklıdır. “Günler gelip geçmekteler / Kuşlar gibi uçmaktalar.” (Aziz Mahmut Hüdayî Efendi) Bu da öyle. Berrak ve derin. Bu iki dizedeki sarsıcı etkiyi kim hafife alabilir?

Bunları şunun için hatırlıyorum, hatırlatıyorum: Sadeliğimizi, inceliğimizi, inancımızdan kaynaklanan o güzelim özenimizi kaybetmek üzereyiz.

Sadece dışımızdaki değil, içimizdeki yoksulluğun da bir sınırı vardır. Eksildikçe artar. Bunu rakamla değil, yaşantıyla ölçersiniz.
Yazı yazarken, haber hazırlarken, fotoğraf seçerken, konuşurken, tartışırken, işte bu 'özen', daima aklımızda olmalıdır. İyiliği yalnız bırakamayız.

Eskilerin deyimiyle, fakirlik hastalığının tek tedavisi, çalışmaktır. İçimizdeki yoksulluğu ise, daha iyi olmaya çalışarak azaltabiliriz diye düşünüyorum.

Sözgelimi, insanlar birbirlerini, belden aşağıya vurmakla suçluyor. Oysa, belden yukarısına vurulmasına da itiraz etmeliyiz. Nurettin Topçu'dan ödünç alıp söylersek, isyanımızın bile ahlaklı olması gerekir.
Bir de bu: 'En iyi savunma, saldırıdır' anlayışı, temsil ettiğimiz değerlere aykırıdır. Bunu, başkaları yapsın, yapıyor. Bizim, birbirimize karşı duruşumuz şu olmalıdır: “İncinsen de, incitme.”
***
Kalıcı olan kardeşliktir, insanlıktır. Aslolan, değişmez. Sözgelimi, yemek takımlarının modası geçer, fakat yemeklerin geçmez.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetname isimli eserinde, 'düşmanlık semtine gitmekten' bahseder: “Şerrin hepsi o kimselerdendir ki, diliyle dostluk gösterirler, gönülden düşmanlık semtine giderler. Dalgınlık ve hatalarını sayarlar.” (Sayfa 1276) Böyle miyiz, değil miyiz, bir düşünelim. Evvela, kendimizden razı mıyız?

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...




Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!