Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Yaşatırsanız, yaşarsınız

imh.org

22-11-2014

Yaşatırsanız, yaşarsınız

Yazımıza bir soruyla başlayalım: Hassasiyet nedir?

Ali Yakup Hoca, Yugoslavya hükümeti tarafından tutuklanıp hapse atılır. Tam sekiz sene hapis yatar. Bu sekiz sene boyunca, domuz eti yedirirler korkusuyla, sadece ekmek ve su tüketir. Ve sağ salim ‘cezasını’ tamamlayıp tahliye olur.

Hassasiyet, tek kelimeyle, işte budur. Osman Konuk’un da dediği gibi: ‘Çok basit bir çabayla hayatımızı sürdürebiliriz.’ Bu basitlik, bizi, hayatın yıkıcı zorluklarından ve kötülerin şerrinden korur.

Öte yandan, İsmet Özel’e göre, mekânımız piyasadır ve artık hiç kimsenin akrabası kalmamıştır. Bu cümlenin çok sert olduğunun farkındayım. Tam da burada, sorumuz şu olsun: Para lazım olunca, akraba ve dostlarımıza mı, yoksa bankalara mı müracaat ediyoruz?

Mekânımızın piyasa olması, en çok da hassasiyetlerimize zarar veriyor. Konuyla alakasız gibi görünen bir örnekle yazımıza devam edelim: Kâr-zarar hesabı açtıranların, bir ay ‘kâr payı’ alamadıklarını düşünün. Ne olur dersiniz?

Piyasa, menfaat kavramını da beraberinde getirir. Mekânı piyasa olan, pekala, ‘dünya, menfaat dünyasıdır’ diyebilir. Her şeye ve herkese kâr duygusuyla yaklaşır.

Nurettin Topçu, menfaati, ayağımızdaki zincirlere benzetir ve onlarla cennete gidilemeyeceğini söyler. Bir de şunu: ‘Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada barınamazlar.’

Birçok meseleye işte bu pencereden bakıyorum: Yaşamak mı, yaşatmak mı?

Aslında bu sorunun ‘basit’ bir cevabı var: Yaşatırsanız, yaşarsınız.

***

Denilir ki, ‘menfaat her türlü dili konuşur, her kılığa girer, hatta menfaatlere karşı kayıtsız biri gibi görünmesini de bilir.’

Örneğin, vefasızdır ama vefa der. Onca haksızlığa imza atıp haktan ve hukuktan bahseder.

Herkesi kendisi gibi gördüğü için, en samimi insanlara bile menfaatçi damgası vurmaktan çekinmez.

Berat Demirci’den ilhamla söylersek; sıkışınca özgürlükçü, acıkınca toplumcu, zenginleşince serbest piyasacı, kendini gizlemesi gerekince millici olur.

Rüzgâr nereden eserse, hangisi daha kazançlıysa, oraya döner. Münasebetlerini ona göre kurar. Prensipleri yoktur yahut budur.

Sizin dava dediğiniz şeye, o, imkân gözüyle bakar. Bu öyle bir ruh halidir ki, on yıllık partiyi, kırk yıllık partili gibi savunur.

Öte yandan, yıkıcıdır. Dahil olamadığı işleri ve yerleri karalamaktan çekinmez. Bunu yaparken, ölçü, iyi olup olmadıkları değildir. Sözgelimi, gönderdiği şiiri yayınlamayan dergiye savaş açar.

Onlarla, yapmak için birlik oluşturamazsınız. Fakat yıkmak için gönüllü bir araya gelirler.

Bir özellikleri de, televizyondan sosyal medyaya kadar, bulundukları her yerde tartışma çıkarma çabalarıdır. Bağırarak konuşmalarından, muhataplarının sözlerini kesmelerinden, laf atmalarından ve hakaret etmelerinden bilirsiniz onları.

Tedbir olarak, Ebu Hanife’nin şu nasihati hep aklımızda bulunsun: “Çıkar elde etmek için tartışanlarla tartışma.”

***

Burada, sadece bir kesimden bahsetmiyorum.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Halk Partililerin Hitler bıyığı bırakmalarını hatırlayın. Sonra da mütedeyyin camiadan birçok kimseyi takıyyeyle suçlamalarını. Sükût.

Mihail Nuayme’nin Çağdaş Putlar isimli önemli bir kitabı var. Eserde, para, güç, iktidar ve medya, ‘çağdaş put’ olarak tanımlanıyor.

Put yahut mühür (yetki) kimin elindeyse, onun yanında, o çemberin içinde yer almak. Anlatmaya çalıştığımız şey, tam olarak bu. On binlerce insanın aynı anda taht mücadelesi yapması gibi bir şey.

Amaç bu olunca, insanlar dahil, her şey araç olarak görülüyor. İster istemez, hassasiyetler köreliyor, ölçüler değişiyor: İşime yarar mı, yaramaz mı? Kullanışlı mı, değil mi?

Yazının Tamamını Okumak İçin Tıklayınız.

 



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!