Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz

imh.org

26-07-2017

Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz
Yıllardır ısrarlı bir şekilde ve tekrara düşmek pahasına birlik ve beraberlikten bahsediyoruz. Kardeşlik ahlâkından, dostluk hukukundan ve nihayetinde İslâm Birliği’nin mecburi istikamet olduğundan.

Son yazılarımızdan birkaç tanesinin başlığı: Safları Sıklaştırmalıyız, Yeniden Niyet Etmeliyiz, Halimize Bir Bakalım, Daha İyi Olabiliriz vs.

Balkan Harbi’nden sonra çizilen Osmanlı haritaları Selânik, Manastır, Üsküp, Kalkandelen, Gostivar gibi şehirlerin içinde olduğu o büyük coğrafyayı ‘esir vatan’ olarak adlandırır. Elbette dokunaklı. Cumhuriyetin ilânıyla bu sayfa kapanmıştır.

Yüz sene sonra, yeni bir ‘esir vatan’ gerçeğiyle karşı karşıyayız.Kudüs, Bağdat, Musul, Kerkük, Halep, Şam gibi kadim şehirlerimiz, bugün esir alınmış durumdadır. Oralarda yapılanları bazı Anadolu şehirlerinde de gerçekleştirmek istedikleri aşikâr. Hendek olayı tam manasıyla buydu.

Haksızlığa karşı sesini yükselten, gidişata itiraz eden ve önlem almaya çalışan ülkeleri terörle terbiye ediyorlar. Pakistan ve Türkiye, maalesef iyi birer örnektir. Ayrıca bu: Milletini bu yangından kurtarmaya çalışan siyasetçileri, liderleri de ‘teröre destek vermek’ suçlamasına maruz bırakıyorlar.

Ahmet Fatih Andı’nın dergimizin ağustos sayısında yayınlanacak önemli bir yazısı var. Yazıda ‘hüzünlü toplumlardan’ bahsediliyor: “Hüzünlü toplumların sorunu, tarihi meselelerini bitirememiş olmaları, hâlâ görülecek hesaplarının kalmış olmasıdır.” Devamı: “Türkiye’de gerek tarih, gerek eğitim yoluyla yürütülen milli kimlik inşası süreci de kimi meselelerin üzerini örtmüş ve geride hüzünlü bir toplum bırakmıştır.” Evet, hüzünlü bir toplumuz. Gönlümüzün kaldığı yerler bulunuyor. Gazze, Kudüs, Halep, Musul, Yemen gibi beldelerde yaşananların milletimizdeki yankısı açık bir biçimde bunu gösteriyor. Hep bir şeyler yapmak, kanı durdurmak, acıyı dindirmek ve yaraları sarmak istiyoruz. Sadece insanlar değil, milletler de kaderinden kaçamıyor.

Her fırsatta dile getirdiğimiz “daha kuvvetli olmalıyız” sözü, öylesine söylenmiş değildir. İç sorunlarını büyük ölçüde halletmiş, milli meselelerde kenetlenmiş, bağımlıktan kurtulmuş bir ülke arzu ediyoruz. Türkiye kuvvetli olursa, sağlam durursa, kardeşlik sergilerse, inanıyoruz ki kötülüğün cesareti kırılacaktır.

***

Görüyor, yaşıyoruz: Bizi sırayla öldürüyorlar. Bir an olsun düşünelim: Suriye’de Amerika ve Rusya ateşkes için masaya oturuyor. Bunun anlattığı nedir?

Kudüs sorununun çözümü için Batı dünyasına müracaat ediyoruz. Zaten sorunun kendisi onlar değil midir?

Milletimize kasteden terör örgütlerinin mensupları, sıkıştıkları vakit nerelere kaçıyor, hangi adreslere sığınıyorlar?

Bu yakıcı cendereden, yıkıcı imtihandan, yorucu musibetten ancak beraber çıkabilir, geçebiliriz. Bunun başka çaresi yok. Kişisel çabalar bir yere kadardır.

Hem millet, hem ümmet olarak birlikte hareket etmenin yollarını aramalı, çarelerini bulmalıyız. Olanlardan, kalanlardan, gelenlerden başlamak şartıyla.

Batı dünyasının genel tutumunu sürekli tecrübe ediyoruz. Terör meselesinde, Gezi olaylarında, darbe teşebbüsünde veya bütün bir İslâm âleminde. Acı ama gerçek: İçimizden çıkardıkları bir grubu ülkemiz için dış tehdit haline getirdiler.

Her konuda daha etkili ve sonuç verici yöntemler geliştirmeli, denemeliyiz. Mesela üst düzey bir siyasetçi, “FETÖ’yü Amerikalılara anlatacağız” diyor. Onun ne olduğunu bizden iyi bildikleri kesin.

Bütün bunları gören insanlar olarak, her türlü ayrılığı, kırgınlığı, düşmanlığı bir kenara bırakıp kardeşliğimizi tahkim etmemiz gerekiyor.

Tarihi zamanlardan geçiyoruz. Fitneye kapılmak, birbirimizle uğraşmak, ana gövdeden ayrı durmak, hatta şahsi ikbalimizi düşünmek, oldukça veballi bir iştir.

Kaynak: YENİŞAFAK



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!