Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

İMH İzmir'de Asım GÜLTEKİN Konuştu.

20-12-2016

İMH İzmir Kış Sohbetleri programına bu ay Asım GÜLTEKİN konuk oldu.
Haber-Fotoğraf: Ahmet GÜLC4N
İMH İzmir tarafından düzenlenen Kış Sohbetlerinin Aralık ayı programına Eğitimci-Yazar Asım GÜLTEKİN konuk oldu. 
 
İnsan ve Medeniyet Hareketi İzmir, Medeniyetin en önemli unsurlarına ışık tutmaya devam ediyor. Hayatımızın her alanını kuşatan, yaşantımıza yön veren sistemler ne kadar İslami? Bizler İslami kelimesini kullanırken bilerek veya bilmeyerek hangi yanlış algıların ortağı oluyoruz? Kurumlar, yapılar İslamileşir mi? Seküler yapı içinde İslam nasıl ve ne kadar yaşanabilir? Bu tanımlamalar bize birileri tarafından mı dayatıldı, yoksa bizler bunu bir ihtiyaç olarak mı ortaya çıkardık?

Asım GÜLTEKİN ile yukarıdaki sorulara cevap veren, farklı açılımlar sunan verimli bir söyleşi gerçekleştirildi.
 
 
Programın Moderatörlüğünü her zaman olduğu gibi, Eğitimci Yusuf Ziya ERTUĞRUL yaptı. Yusuf Ziya ERTUĞRUL misafirlere Asım GÜLTEKİN hakkında bilgiler verdi.    
 
Daha sonra söz alan Asım GÜLTEKİN, konuşmasına İnsan ve Medeniyet Hareketi İzmir’in konuğu olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı. Asım GÜLTEKİN, görünmeyen tehlikeler üzerine dikkat çekerek bizlere İslam kılıfına büründürülerek yutturulmak istenen zokaları anlattı. 
 
Asım GÜLTEKİN, konuşmasına şu meyanda sözlerle devam etti: “Laikliğin İslamileşmesi nedir? Şahsen Laikliğin İslamileşmesini ben istemem. Yaşadığımız 150 yıllık süreç İslamileştirilmesi anlamında ilerlendiğini gösteriyor. Bunu çok tehlikeli buluyorum. Laikliğin İslamileşmesi bizi ‘KOPYA-SAHTE’ bir Müslüman yapar. İslami bir okul, İslami bir devlet tamalalamarını doğru bulmuyorum. Bilakis tehlikeli buluyorum. Müslüman olarak bunu isteriz; ama bunun nasıl bir tehlike olduğunu hepimiz göremeyiz. Ülkemizde bunu görebilen birkaç isim var. Aslında amaç olarak İslami niyetle isteniyor; ama beni üzen de sonuç bu olmuyor. Bir mücadele veriyorsunuz; ancak bir şeyler İslama bir türlü uymuyor. Aslında İslamileşmesini değil, müslümanca yaşanılmasını istiyorum. Bu ikisi arasındaki farkı çok az kişi fark edebiliyor.


 
Cemaatlerin İslamileşmesi; İslami cemaat, İslami Kitap tamlamaları, zaten hayatın her alanı İslami, her yerde İslami unsurlar var; ama Müslümanca bir şey var mı ona bakmak lazım. İslamileşmek kavramı bize dayatılmış durumda kanaatimce İslamlaşmak kavramı bize daha uygun. Tolstoy’un veya Dostoyevski’nin söyledikleri de, herhangi bir Almanın yaptıkları veya söyledikleri de İslami olabiliyor. Ama müslümanca oluyor mu?

Toplumumuzda, İrtica, bağnaz, gerikafalı tabirleri ile istenmeyen haller bana daha müslümanca geliyor. Aslında onlar bizim korumamız ve yaşamamız gereken şeyler. Müslümanları kötü bir şekilde, kötü bir kalıpta göstermek için İslamileşmek kavramını orataya çıkardılar. İçini istedikleri tüm kötü tanımlamalarla doldurdular. Ben halkıyla barışık İslamı önemsiyorum.


 
1990 yılından itibaren 'İslami Yardım' dernekleri furyası türedi. İslami Belediyeler-Belediyecilik. Bu dernek ve Belediyeler içinde belli Müslüman tipler de oluşturuldu. Bu tipler zaten seküler, Laik sistemin düzenin izinleri kadar İslamileştirdiği yapısında, kendisi de ancak o kadar Müslüman kalıyordu. Sonra da bize, doğru Müslüman tipi oymuş gibi lanse ediliyor. Müslümanlar sisteme İslami değerleri katamadı, sistem Müslümanları dönüştürdü. Bakın Müslümanlar olarak güçlü bir dönemdeyiz, ne kadar değişim yapıldı. Ne kadar dönüşüm gerçekleştirildi. Müslümanca, sistem üzereinde küçücük bir şeyi değiştiremiyoruz. Hatta çoğu zaman razı oluyoruz. Ben bu düzeni kabul etmiyorum, bu düzenle uzlaşamıyorum. O yüzden İslamlaştırma sevdasından kurtulalım.
 
Yıllarca kadının başörtüsü ile bu düzen içinde çalışması için mücadele edildi. Bu düzende erkeğin bile çalışması zulümdür. Peki Müslümanlar ne yapmalı; Müslümanlar kendilerini hertarafı zifiri karanlık bir zindanda gibi hissederek, ne yapacaksa tam da bu psikoloji ile yapmalı. Birey Müslümanlığı hissederek yaşaması gerekiyor. Günümüzde müslümanca kaygıları olan insan oranı az. Ayrıca bu insanların çocukları var. Bu çocuklara müslümanca eğitimi ne kadar verebiliyoruz. Bizler aslında karşı olduğumuzu söylediğimiz şeyleri ne kadar İslamileştirip verebiliyoruz. Örneğin özel gün kutlamaları. Seküler dünyada bu seküler ülkede bundan etkilenmeyen yok.
 
Peki neden yapamıyoruz, biz mi çok zayıfız, dünya düzeninin üzerimize gelmesinden mi kaynaklanıyor?
 
Aslında küfür alemi güçlü değil, biz öyle zannediyoruz. Bizi Laik Seküler bakmaya iten okullara gitmek zorunda hissediyoruz. Bir çok konuda yenilgiyle başlıyoruz. Teslim oluyoruz onların şu gücü var, bu gücü var diye. Öncelikle niyeti değiştirmek lazım. Niyeti değiştirirseniz ameli ve sonuçlarıda değiştirirsiniz. Müslüman düşüncede niyet etmek o konuda çaba göstermek onu yapmak kadar önemlidir. Ama seküler düşüncede  ise yapabilirim, yapmama gerek yok rahatlığı vardır.
 
Peygamber Efendimizin (sav) olayını hatırlayalım. “Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz yine de davamdan vazgeçmem” demek yerine "yaa tamam onların dediğini de kabul edeyim sonra yavaş yavaş onları değiştiririm” deseydi olmazdı. Müslümanca düşüncede niyet ve kararlı davranış önemlidir. Bakın yardım derneklerine, ilk kuruluşundaki acıma, insaf ve merhamet duyguları zamanla ölüyor. Profesyonellik adı altında nasıl bozuluyor. İşte İslamileşmek böyle tehlikeli bir şey. Batı da nikah ve cenaze kilisede yapılır. Biz batının kanunlarını alırken, nikah kilisede kılınır diyemeyiz, ne dememiz lazım, kilisenin karşılığı nedir cami. Ama bizimkiler cami dersek olmaz diye ürkmüşler. İslamileştirme bu şekilde dolduruluyor. Böyle olduğu için kabul etmiyorum.


 
Batıda kilise egemendi. Kral kliseyi mutlak kabul ederdi. Aydınlanma dedikleri dönemle birlikte, bir dönemden sonra bilim, sanat ve gelişmeler ile çeşitli aşamalardan geçen hümanist akıl batının kilisesini çöpe atıyor. Kilisenin, papanın, tanrının yerine bilimi koyuyor. Bir şey sanatsal ve bilimsel ise tartışılmaz oluyor. Bu batı sömürgeciliği de kullanarak güçlü oldu. Bizler güçlü olmak için ne onların yaptığını yapabiliriz, ne de onların o tip bir sistemini aynen alabiliriz. Batı da bir şey görüyoruz, hemen bizde de var mı yoksa alalım, İslamileştirelim anlayışı oluşmuş. Ya da zaten bizde de var diye aynen kabullenmeye gitmişiz. Aslında batılı yapmış; ama necis ve pis yapmış. Biz onu direk alamyız, bizdeki böyle değil.
 
Doğu toplumları neden kendilerini yetersiz görüyorlar. Batı her şeyini kurmuş, oturtmuş tamam da bu batı için uygun bir durum. İslam dünyası neden onu alıyor?
 
İslam dünyası diye bir şey yok, bu yanılgıyı bırakalım öncelikle. Zaten bir tane dünya var oda Müslüman dünya. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman olan kişi benim kardeşim. Ne zaman ki bir İslam dünyası derseniz kaybedersiniz, ulus devlete mahkum olursunuz. Sen ulus devlet olmakla zokayı yutarsın. Aslında biz bir şeyleri dönüştürmek için yola çıkıyoruz, bir şeyler bizi dönüştürüyor. İslami olan için değil, müslümanca olan için çabamız olmalı. Biz İslami denileni içselleştirebiliyorsak, müslümanca olanın peşindeysek tamam. Müslümanca olan bizim bile dışımızda, özü ile var olan inançtır. Ona talip olmalıyız. Müslümanlığın gerektirdiğini nimette olsa, külfette olsa çekeceksin. Bir yerde güzel bir iz bırakıyorsa orada müslümanca bir duruştan bahsedebiliriz. İşte Bahattin YILDIZ gibi. 
 
Dini kurumlar din adamlığı ne zaman hayatımıza girdi bir bakın. İmamlık denilen bir tabirimiz yokmu bizim!. Ordunun, Caminin imamı olur. Ama maaşlı bir meslek olmaz. Sekülerleşmek daha imamlıkta başlıyor. Biz Kur'an'dan alacağımız kavramlarla düzenimizi kurmazsak, hiçbir yere varamayız. Kavramlar kendi kavramlarımız değil. Kendi zihinsel dünyanı inşa edemezsen çok kolay evrilirsin. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsun; ama onun kavramlarını kullanarak bunu yapamazsın. 
 
Örneğin okullar. Okullar merakımızı öldüren yerlerdir. Eğitim ettirkenliktir, birde sen zorunlu eğitim diyerek iyice zorlayıp kırıp döküyorsun. Öğrenici olabilirsin; ama öğretici olamazsın. Zorla olmuyor. Bir konuya eğilimli olmak insana bir şeyler yaptırır. Okullar kapitalizme memur yetiştiriyor. Çocukların ilgi yetenekleri ve kabiliyetlerini geliştirecekleri kurumlar oluşturmalıyız. Birebir tecrübe edecekleri ortamlar oluşturulmalı."

 
Programın sonunda, salonda bulunanlar katkıda bulundular ve sorularını Asım GÜLTEKİN’e  ilettiler. Soru-cevap kısmının ardından Asım GÜLTEKİN’e İnsan ve Medeniyet Hareketi İzmir adına Plaketini Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mahmet Ali YURDUSEV takdim etti. Çekilen aile fotoğrafının ardından, güzel dileklerle programımız tamamlandı.
 
Kış Sohbetleri programının organizasyonunda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, köklü bir medeniyetin uzantısı olan İMH’nin medeniyet tasavvuru için gösterdiği-göstereceği  emek ve gayretlerinde üstün başarılar diliyor ve çalışmalarını bereketli kılmasını Yüce Allah’tan temenni ediyoruz.
 
 
     
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!