Vefanın İzinde
İyiliğe dair söylenen hiçbir söz, yapılan hiçbir davranış boşa gitmez; mutlaka bir gün, bir yerde yankısını bulur. Toprağa düşen bir tohum nasıl vakti gelince filiz verirse, beklentisizce uzatılan bir tas su, darda olana tutulan bir el, karanlıkta gösterilen bir yol yahut bir gönle dokunan samimi bir söz de asla karşılıksız kalmaz. Çünkü iyilik, görünenin ötesinde çoğalan ve sahibine mutlaka geri dönen ilahî bir berekettir.
"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç kütüktür,” der üstat Kısakürek. Bu söz, gayesiz ve idealsiz yaşama razı olan insanlara söylenmiş hikmetli bir ihtardır. İnsan; peşinden gideceği bir hedefe, uğruna emek vereceği bir davaya ve yüreğinde taşıyacağı bir ideale sahip olmalıdır. İnsanı kıymetli kılan; taşıdığı dert ve omuzladığı mesuliyettir. Dava, başkalarına anlatmaya çalıştığın şey değil; uğruna sabır gösterdiğin, bedel ödediğin ve hayatını anlamlandırdığın inançtır.
Hayatın merkezine vefayı, güveni ve samimiyeti koymalıyız. İnsanları birbirine bağlayan itimat ipinin iyice inceldiği, sözün kıymetini yitirmeye başladığı bir zamanda, bizler güveni muhkem bir kale gibi dimdik ayakta tutabilmeliyiz. Çünkü güvenin olmadığı yerde dostluk yeşermez, samimiyet kök salmaz ve kalıcı hiçbir eser meydana gelmez.
Geçmişte bir insanla aynı ortamı paylaşmış, aynı yolda yürümüş, aynı davaya gönül vermiş yahut bir fotoğraf karesinde dahi yan yana gelmişsek; o bağı nasıl koruyabileceğimizi, dostluğu nasıl pekiştirilebileceğimizi dert edinmeliyiz. Kalp kazanmayı, gönül almayı ve her gün adres defterimize yeni bir isim ilave etmeyi kendimize şiar edinmeliyiz. Zira her kapıyı açan bir anahtar varsa, o da iyiliktir.

İnsanlara ulaşmanın yolu, onları anlamaya çalışmaktır. Herkesin gönlüne hitap edebilecek bir dil kurabilmeli, her kalbe uzanabilecek yollar keşfedebilmeliyiz. Nasıl ki emek verilen ölü toprak hayat buluyorsa, insan da ilgi ve muhabbetle yeniden can bulur.
Bir Afrika atasözü şöyle der: "Hızlı gitmek istiyorsan tek başına, uzağa gitmek istiyorsan hep birlikte yürümelisin." Biliriz ki yalnız taş, tek başına duvar olmaz. Büyük hedeflere ancak omuz omuza verilerek ulaşılır. Köklü bir geleneğin, bir hareketin, güçlü bir kardeşliğin içinde yer almak; insanı hem korur hem de büyütür. Çünkü insan, ancak ait olduğu büyük bütünün içinde gerçek manasını bulur.
Şartlar ne olursa olsun iyilikten ve iyilerin yanında durmaktan vazgeçmemeliyiz. Vazgeçmemek; çağın vurdumduymazlığına, aymazlığına ve bencilliğine karşı sessiz ama en güçlü direniştir. Bu yol kolay değildir. Sabır ister, fedakârlık ister, bazen yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. Büyük bir sorumlulukla çıkılan bu zorlu yolculuk, İsmet Özel’in o unutulmaz tabiriyle, "uzun yola çıkmaya hüküm giymektir."
Kıymet bilenin kıymeti bilinir. Çünkü sevgi ve merhameti taçlandıran yegâne duygu vefadır. Bizler büyüklerimizden dostlukları muhafaza etmenin, geçmişe sadakat göstermenin vefanın bir gereği olduğunu öğrendik. Şayet birlikte yola çıktığımız dostlarımıza ve yürüdüğümüz yola yabancılaşmış, onlarla kurduğumuz kalbî bağları koparmışsak; yanlış bir kapının eşiğindeyiz demektir.
Sözün özü; dünyadaki bütün elbiseleri yırtıp atsak bile, bize bir tek vefa elbisesi yeter. Çünkü insanı insan yapan, geride bıraktığı iyilikler, koruduğu dostluklar ve sadakatle taşıdığı değerlerdir.
Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Bizleri iyiliğin, vefanın ve kardeşliğin izinden ayırmasın. Ardımızda hoş bir seda, gönüllerde silinmeyecek izler ve hayırla yâd edilecek hatıralar bırakabilmeyi hepimize nasip eylesin.








