İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
Cemal BALIBEY

Yeşil Bir Medeniyet İçin

İnsan olarak ruhumuzun derinliklerindeki o kadim çağrıya uyuyoruz: Ağacı, ormanı ve yeşili seviyoruz. Dünyayı güzelleştiren renklerden biri; ağaç, orman ve yeşildir. Çünkü biliyoruz ki dünya, üzerine yeşil çalındıkça güzelleşen devasa bir tuvaldir. Bizim için yeşil, sadece bir renk değil; bütün canlılara nefes olan o kopmaz hayat bağıdır.

Hayatımızın her safhasında ağaç vardır. Çocuğumuzun beşiği, yaşlımızın bastonu, kâğıdımızın hamuru, cenazemizin tabutu… Hepsi ağaç değil midir?

Ormana ve ağaca hürmet, sadece bir çevre bilinci değil; bizzat medeniyet değerlerimizin köşe taşıdır. Bizim tarihimiz, doğal çevreyle barışık, onunla hemhâl olmuş bir “Yeşil Medeniyet” tarihidir.

Anadolu’nun bağrında yeşeren o zarif gelenekleri hatırlayalım: Yeni doğan her çocuk için toprağa dikilen bir kavak fidanı, sadece bir ağaç değil; o çocukla birlikte büyüyecek bir kader arkadaşıdır. “Kurt-kuş faydalansın” diyerek dağa bayıra dikilen meyve ağaçları ise insanımızın merhametinin sadece hemcinsine değil, tüm mahlûkata yayıldığının en somut nişanesidir. Hatta öyle ki kuşların kışın aç kalmaması için meyve ağaçlarını vakfeden, ulu çınarları “devletin bekası” ile eş tutan bir ferasetin mirasçılarıyız. Gölgesinden istifade ettiğimiz ağacın hakkını gözetir, dalını kırmayı “can incitmek” sayarız.

Edebiyatımızda ve halk kültürümüzde ağaç ve yeşil hep canlı tutulmuştur. Ağaçla ilgili sayısız atasözümüz ve deyimimiz vardır. Atasözlerimize baktığımızda, ağaç üzerinden aslında insanı okuruz. Ağaç; toprağın sessiz kelimesi, doğanın kadim bilgeliğidir. O, bir odun parçası değil; konuşan, dertleşen ve ders veren bir bilgedir: “Ağacı kesen baltanın sapı ağaçtandır.” / “Eğri ağacın gölgesi doğru olmaz.” / “Meyveli ağacı taşlarlar.” / “Ağaç yaşken eğilir.” / “Ağacın çürüğü özünden, adamın çürüğü sözünden belli olur.” / “Yıkılan ağaca balta vuran çok olur.” / “Kuru ağaçtan düdük olmaz.” gibi.

Edebiyatımızın devleri, ağacı bir “kimlik” olarak tanımlar. Yahya Kemal gibi Tanpınar da ağaçları, mimariyi tamamlayan önemli bir unsur olarak görür. Tanpınar, pençe pençe yapraklı ve dev gövdeli çınarları serhat gazilerine benzetirken; aslında ağacın köküyle maziyi, gövdesiyle hâlihazırı, dallarıyla ise istikbali birbirine bağladığını anlatır. Ağaç, bizim için zamanın somutlaşmış hâlidir. Refik Halit Karay ise ağaç sevgisini, iyi kalpliliğin ve insanlığın turnusol kâğıdı sayar. Üstad Necip Fazıl’ın o meşhur uyarısı ise kulağımızda küpedir: “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç kütüktür.” Bu cümle, sadece bitkiler için değil; bir gayesi, bir davası olmayan her insan için yazılmış veciz bir ihtardır.

İnancımızda yeşil, cennetin ve huzurun sembolüdür. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri arasına birer inci gibi serpiştirilen ağaç ve bahçe tasvirleri, inanan bir zihinde tabiat imajını her an taze tutar. Efendimiz’in (sav) “Kıyametin koptuğunu görseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz” emri, çevreciliğin ötesinde; umudun ve sürekliliğin en büyük manifestosudur. Ağaca saygı, onu yaratanın sanatına duyulan saygıdır; dolayısıyla ağaca saygı, insana ve fıtrata saygıdır.



Bugün diktiğimiz her fidan, bizden sonra gelecek nesillerin hakkını teslim etmektir. Şehirlerin beton gürültüsü içinde bunaldığımızda, bir yaprak hışırtısının ruhumuza fısıldadığı o huzuru düşünün. Ağaç, sadece karbonu oksijene değil; stresi dinginliğe, karmaşayı sükûnete dönüştüren ilahî bir laboratuvardır. Eğer hâlâ gökyüzünde güneş varsa ve bir yerlerde diktiğimiz fidanlar boy atıyorsa; umut var demektir, gelecek aydınlık demektir.

​Bir Çin atasözünün dediği gibi: "Fidan dikmek için en iyi zaman yirmi yıl önceydi. Sonraki en iyi zaman ise şimdi!"

​Biz, Orman Fakülteliler olarak; toprağın uyandığı, suyun ağaçların damarlarında yürümeye başladığı şu bahar coşkusunda tüm toplumumuza sesleniyoruz: Gelin, bu yeşil mirası birlikte büyütelim. Zira biz toprağı atalarımızdan miras değil, henüz doğmamış torunlarımızdan ödünç aldık. Tabiatı korudukça, tabiatın da bizi koruyacağını; şırıl şırıl akan suyun, tertemiz havanın ancak ormanla mümkün olduğunu unutmayalım.

​"Bir dikili ağacı olmalı insanın; hem yaşamak, hem de yaşatmak için!"

Diğer Makaleleri