İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
Cemal BALIBEY

ÖLMEZ AĞACIN GÖLGESİNDE

Her daim dualarla andığımız, her köşesinde bir peygamber nefesi saklayan mukaddes Kudüs’e bir öğrenci kardeşimiz ziyarete gitmişti. Dönüşünde, üç bin yıllık bir zeytin ağacından koparılmış, gümüş parıltılı, narin yapraklara sahip bir zeytin dalı getirmişti. "Abi, bunun kıymetini ancak sen bilirsin," diyerek emaneti bana vermişti.

Aslında sadece bir dal değil; zamana direnen bir hatırayı, bir coğrafyanın hafızasını teslim etmişti. O küçük hediye, sanki zamanın ötesinden gelen bir selam gibiydi. Ben de bu kıymetli emaneti zarif bir davetiyenin üzerine sabitleyerek muhafaza altına aldım. Öyle ki, ona her baktığımda sadece bir bitkiyi değil; kökleri asırlara uzanan bir hikâyeyi görür oldum.

Zeytin ağacı, asırlara meydan okuyan, binlerce yıl yaşayabilen nadir ağaçlardandır. Bu sebeple ona, hayatın sürekliliğini simgeleyen “Ölmez Ağaç” denmiştir. Kökleri toprağın derinliklerine sabırla tutunurken, dalları göğe doğru sükûnetle yükselir. Ne sert rüzgârlar ne de kurak mevsimler onu kolayca yıldıramaz. Belki de bu yüzden zeytin, yalnızca bir ağaç değil; direnişin, sabrın ve bereketin yaşayan bir sembolü olmuştur.

Filistin toprakları, binlerce yıllık zeytin ağaçlarının serin gölgesinde soluklanmış kadim bir beldedir. O ağaçlar, sadece mevsimlerin değil; medeniyetlerin, duaların, acı-tatlı nice hatıranın da sessiz şahidi olmuştur. Her bir halkası tarihin başka bir dönemini kaydetmiştir.

Kudüs’te bugün hâlâ, altındaki gölgede bir zamanlar peygamberlerin dinlendiği, gövdesine mübarek ellerin değdiği zeytin ağaçları nöbet tutar. Dalları göğe bir dua gibi uzanan öyle ağaçlar vardır ki; Hz. İbrahim’in tevhid mücadelesine, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın adaletine, Hz. İsa’nın merhamet dolu vaazlarına şahitlik etmiştir. Hatta Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) Miraç gecesi göğe yükselmeden önce bastığı o son mukaddes toprak parçası, bu şehrin ruhuna mühürlenmiştir. Kudüs'ün her taşında ayrı bir hatıra, her köşesinde derin bir mana saklıdır.

Rivayet odur ki, tam iki bin yıl evvel Hz. İsa ve havarileri, bugün benim masamda duran bu dalın ait olduğu o ağacın altında derin bir sohbete dalmışlardı. Belki de o gün konuşulan sözler, rüzgârın hafızasında hâlâ dolaşmaktadır. Şimdi o ağacın bir parçası, zamanın içinden süzülüp bana kadar ulaşmış bir fısıltı gibi…



Hürmetin Aynası: Hasan Aycın Dokunuşu


Bir cuma namazı sonrası, yayınevinde gençlerle demli bir çay tadında sohbet ediyorduk. O sırada kapı aralandı; gönül dünyamızın zarif çizgisi Hasan Aycın Ağabey içeri girdi. Söz dönüp dolaşıp tabiatın lisanına, ağaçların hikmetine, yaprakların zikrine gelince o kurumuş zeytin dalını yerinden çıkardım. Hikâyesini anlattığımda Hasan Ağabeyin bakışları derinleşti; o narin dalı sanki yaralı bir kuşun kanadını tutar gibi büyük bir ihtimamla eline aldı. Derin bir sükûnetle üç kez öpüp, büyük bir hürmetle alnına götürdü. O an odadaki hava değişti, zaman dondu, gönlümde aydınlık bir pencere açıldı. Kendi kendime, “Ben ne kadar kıymetli bir hazineyi, alelade kuru bir yaprak zannederek seyrediyormuşum!” diye hayıflandım.

Bazen sıradan bulduğumuz, yeterince kıymet vermediğimiz bir nesne; bir başkasının gönlünde devasa bir denize dönüşebilir. Birinin "odun parçası" dediğine, bir diğeri "peygamber gölgesi" diye sarılabilir. Bu yüzden, kâinattaki her zerreye "hikmet nazarıyla" bakmak, eşyanın ruhuna nüfuz etmek gerektiğini o gün bir kez daha anladım.

Zira bu âlemde, rüzgârın önünde savrulan tek bir yaprak bile yoktur ki, içinde başka bir âlem, başka bir hikâye saklamasın. Yeter ki bizim, dikkatle bakacak bir bakışımız, rikkatle görecek bir kalbimiz ve her an hayretle kamaşacak bir çift gözümüz olsun.
Zeytin dalı artık sadece bir davetiyenin süsü değil; benim için Kudüs’ün sızısı, peygamberlerin mirası ve bir dervişin hürmetidir. Belki de sabrın, direncin ve kadim bir coğrafyanın suskun duasının küçük bir nişanesidir.

Diğer Makaleleri