İhtisas Kurumları
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT

Van Gölü Kan Gölü

20-07-2020

“Vangölünde batan mültecilerin hikayesi”

Van Gölü Kan Gölü

Bu hikaye bizim hikayemiz değil, ötekinin hikayesi, daha doğrusu ötekileştirdiklerimizin hikayesi, adı anılmaya değer olmayanların hikayesi, Kürt ya da Türk değiller. Coğrafya mı? Coğrafya çok  uzak değil,  yabancı hiç değil. Çok tanıdık isimler geçti bu coğrafyadan gönlümüze, kalbimize dokunan. Yurdunu terk eyleyip ümmet vatanı deyip “her yer bizim, dava hak, yol hak” deyip Bilal yaldızcı, Bahattin yıldız, Faruk Aktaş gibi orada can verenleri. insanlığın göz yaşına ortak olanlar, yaralara merhem olmaya çalışan merhamet taşıyıcılarının şahit olduğu topraklar. Evet Afganistan’dan bahsediyorum. Rusların girdiğine pişman olduğu,  Amerikalıların iflah olmadığı coğrafya. İşte hikaye burada başlıyor.

Biz tam altmış beş kişiydik, yok yok yüz kişiydik, yok yüz beş kişiydik. aslını söylemek gerekirse bizim kaç kişi olduğumuzu biz de bilmiyoruz bilmemizin de önemi yok zaten. Çünkü birazdan bir kısmımız mayınlı arazilerde infilak edecek, biz kısmımız insan kaçakçılarına/tacirlerine az para verdiği için karlı ve sarp yokuşlu yollarda kalacak, bir kısmımız dağlarda donacağız, bir kısmımız kim vurdu ya gidecek. Cesetlerimiz mi? Hiç önemi yok. Üstümüzü örten yoğun kar tabakası baharın müjdesiyle karlar çözülmeye başladığında cesetlerimizin kalan kısımları istatistiklerde rakamsal  bir değer alacak. Bana 5 diyecekler, diğerine 60 bir diğerine belki 100.

Yolculuk böyle başlamaz bu coğrafyalarda, önce yoksulluğun, yaşanan ağır savaş ve çatışmaların ağırlığı sırtlarımızı büker, sonra gözlerimizin altı çukurlaşır. Kararan tenlerimize karamsar dünyamızın tüm hüzün ve ıstırapları siner.  Anneler mi? Yok onları kimse bilmez, dinlemez, duymaz. Acıları hep kendi içinde. Babalar dur dese de gençler bu iflah olmaz topraklarda artık durmak istemez. Kurulur Avrupa, Amerika  hayalleri, yeni bir dünya yeni bir hayat Almanya, İngiltere, Fransa. Raci Fransa’ya vardığında Eyfel kulesinden ailesini selamlayacak. Muhammed oğluyla Amerika’da demokrasi heykelinin altında insanlığı merhaba ben geldim diyecek. Yusuf eşiyle İngiltere müzelerinde gezinirken  ülkesinde değer görmemiş çalınmış tarihi/antik figürler ardından poz verecek. Sıcak bir yuva, savaşsız bir gün, iyi iş ve gelecek vaat eden yeni bir dünya. Bu hayallerle başlar vedalaşmalar, baba tüm dünyaya köstür yaşadıkları yaşayacaklarının yanında az kalır, anne yürek aşındırır, kardeşler umut ettikleri dünyandan bir haber gelmesi ümidiyle yol gözleme nöbetlerine başlar.

Başlar kapalı kamyonetlerde karanlık yolculuklar, Şah Mesutların Ruslara dar ettiği geçitler geçilir,  şehirler, kasabalar aşılır, dereler, dağlar, sarp yokuşlar aşılır. Kadim medeniyetlerin tarihi izleri geride bırakılır.  Aşılır Fars toprakları geride kalanlarla. Yollar karanlık kamyonetlerde, yük trenlerinde, dağ vadilerinde kesişir Bangledeş’ten, Pakistan’dan, Arakan’dan kader yolcularıyla. Anadolu bağrını açar tüm ümmet çocuklarına. Birleşir orda ümitler, hüzünler. İsimler birbirlerine yoldaş olur, kardeş olur.

Bir tüccarın işi biter, başka bir tüccarın işi başlar. Bir ülke biter bir diğeri başlar. Bir mal gibi devrediliriz karanlık mahzenlerde. Bir insan tüccarıyla pazarlık yapıyoruz, Bu sefer yolculuk  Van Tatvan arasında bir balıkçı teknesinde. Bir tüccarı bir diğerine  konuşurken duydum, bir gecede 17 bin kazanıyorum, temiz güzel iş diyor.  Fırtınalı yağışlı günlerde yolculuk zor olsa da jandarma olmuyormuş,  bu yüzden ahırda bekletilip sonra tekneye bindirildik. Yolculuk gecenin bir vaktinde başlayacak.  Taşınan en kıymetli mal vasfıyla taşınırız, güneş yüzümüze hiç değmemeli. Karanlık bir gecede saklı bir bölümde üzerine onlarca kilit vurulmuş en alt güvertede taşınmalıyız. Işık yada güneş bize vurdukça değerimizi yitiririz bu yüzden hep karanlıkta olmalıyız. Oksijen biterse birbirimize nefes oluruz, hiç ses çıkarmamalıyız. Ama yine de usulce yanımdakiler selam verdim. Merhaba dedim ben Afganistanlı anasının biricik oğlu Muhammed ya sen? dedim, Ben Arakan’lı Ahmet, köyümü yaktılar, ailemi katlettiler, birkaç akrabamızla Bangledeş sınırına sığındık. Ben ailemden geriye kalanlar için bir çıkış kapısıyım bu yüzden buradayım. Dedi, Bir diğeri  Ben ikbal, Pakistanlıyım. Babam Muhammed İkbal’i çok sevdiği için bu ismi bana koydu, “Uyan! Derin uykudan uyan!” şiirini ezbere bilirim. Avrupa’ya vardığımda kardeşlerimi de alacam yanıma dedi. Bir diğeri tebessüm etti, bir diğeri derin düşüncelere daldı, bir diğeri susun dedi. Bir diğeri dışarda fırtına var korkuyorum dedi.

Ve başlar bir hengame bir gürültü. Bir o tarafa bir bu tarafa savruluyoruz, tekneyle beraber fırtına ve yağmurda alabora oluyoruz, kapılar kilitli her tarafımız suyla doluyor. Bir birlerimizin gözlerine bakarak adeta vedalaşıyoruz. Baba Muhammed sıkıca oğlunun elini tutuyor, bir birimizin sırtına dayanıyoruz, imdadımızı kimse duymuyor. Bu hikaye böyle miydi bilmiyorum ama ilkin geminin kaptanı gemiyi terk ediyor, “cana gelen mala gelsin” diyor, atlayarak kurtuluyor, bizse ilahi kaderin bizi sürüklediği karanlık suların derinliklerine gark oluyoruz. İlkin ciğerlerimiz tuzlu suyla doluyor sonra soluğumuz kesiliyor, sonra imdat sesleri yerini dalgaların gürültüsüne bırakıyor. Sonra  hayallerimiz bir bir gözlerimizde sünüyor.

Sonrası. Sonrası mı? İlkin dedikoduları yayılır, bir tekne mültecilerle batmış, sonra yalanlanır, beş gün sonra kameralar önünde belirir elinde ceset torbalarıyla üniformalı erler. Eyfel kulesinden ailesini selamlayacak Raci şimdi 106 metre derin sularda, Amerika’da Demokrasi heykelinin altında oğluyla poz verecek olan Muhammed ve oğlunun valizleri kıyıya vuruyor. Hikaye burada bitmiyor, şanslı olan  bir kısmımızın cesedi bulunur, birleşmiş milletlerin  istatistiksel fetişizminde değer bulur, bir kısmımız derinliklerde kaya altlarında adı bile anılmaz olur. Ne salamız okunur, ne adımız bilinir. Van gölü mülteci kazası,  benim adım mülteci 1, bir diğe Mülteci 2  Bir diğeri mülteci 3.. diye kaydediliriz.

Yüz küsür kişiyle başlayan yolculuk her sarp yokuşta erir, erir ve son nokta 106 metre Van gölünün derinliklerinde nihayet son bulur. Hayaller, ümitler, acı ve dramlar şimdi Vangölü’nün derinliklerinde. Bu hikaye bilindik, kimimiz Akdeniz’de kimimiz Ege’de. Kimimiz Aylan bebek gibi diriyken değil öldükten sonra kıymet kazanırız. Kimimiz Suriyeli, Iraklı, kimimiz Arakanlı, Bangledeşli.

Ateş gerçekten düştüğü yeri yakıyor. Hüzün keder ve matem, sadece annelerin bağrı bu acıyı kaldırır. İnsan hakları dernekleri, sivil toplum örgütleri  tam bir yalan. Hiç mi bu dram görülmez. 20 gündür Van Gölünün derinliklerinde yüzden fazla kişi boğulmuş halde duruyor. İnsanlar neden susuyor, Türkiye bu acıya neden duyarsız,  Van halkı neden konuşmuyor. Gazeteler, yazar çizerler neden bunda söz etmez. İnsan hakları havariliği yapan seküler Kürtler, ölenler Kürt değil değil mi? Bu yüzden kanları ucuz, konuşmazsınız. STK’lar, İslami kurum ve kuruluşlar, millet vekilleri  siz de bahsetmezsiniz, hoşunuz kaçar, rahatınız bozulur değil mi? Yoksa  İhale kovalamaktan takatiniz mi kalmadı? Bu yüzden mi konuşmazsınız? Şimdi soruyorum:

Bu tedbirsizliğin, bu ölen canların hesabını kim verecek?

Sayın Van Millet vekilleri siyasi malzeme çıkmaz diye mi bu insanlar sahipsiz ?

Sivil toplum kuruluşları bundan bir pirim çıkmaz diye mi susarsınız ?

Kürt siyasi elitler, kendiniz için istediğiniz adaleti, bu mazlumlara çok görürsünüz değil mi? Bu yüzden görmezden gelirsiniz.

Ey insan tüccarları/kaçakçıları! Bu mültecilerin paraları daha iyi araçlarla karşıya geçmeye yetmedi. Bu yüzden boğuldular ?

Biliyorum bu yazılanlar çok ta umurunuzda değil?

Ama biliyorum bu ateş hepimizi yakacak. Ve unutmayın! Bu suskunluk, bu utanç size yakışır.

Haydi şimdi küçük dünyanızda hepiniz mutlu olun.

Muhammed Garip

Diğer Haberler