İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
Erol DEMİR

Epstein Çukuru

İslam ve Batıl Dinler

İnsan, şeytan ve ona tabi olanların daha ne kadar esfele sâfilîn olabileceklerine şahit olurken, yeryüzü her gün yeni lağım çukurlarına maalesef katlanmaya devam ediyor.

İslam, dinler tarihi açısından yakın sayılabilecek dönemlerde, “Tevhid” dinlerinin son temsilcisi olan İslam’dan önceki süreci “cahiliye” olarak nitelendirir. Cahiliye; Tevhid ve adalet temsili olan İslam’a teslim olmamış kişileri ve ideolojilerini tanımlar. Bu kavramı yalnızca tarihsel bir dönem olarak kabul etmek, bugün ortaya çıkan çukurları anlamamıza engel olur. Modern zamanlarda sözde “medeni” insan, kendi putlarını ihdas etmekte ve günün sonunda şeytana kullukta hiç gevşeklik göstermemektedir.

Pek tabii ki dinler ve inançlar açısından bu mesele birçok kavramla izah edilebilir; ancak ben, etimizle kemiğimizle nefret ettiğimiz çağdaş cahiliye pisliklerinden biri olan Epstein çukuru, bu iğrençlikler ve tüm insanlığın belası hâline gelmiş Siyonizmin hegemonyasından bahsetmek istiyorum.

Genelde tüm neslin, özelde ise İslam dünyasının en yakın imtihan alanı olan Siyonizmin, uzun zamandır Filistin’in işgal edilmiş topraklarında neler yaptığını çaresizce izliyoruz. Gözle görünen ve görünmeyen zulüm; işgal, hırsızlık, arsızlık, yalan ve talan her geçen gün boyut değiştirerek devam ediyor.

Tarih bu zulümle kendi akışında inişli çıkışlı ilerlerken, 7 Ekim Aksa Tufanı hareketi bu çıbanın patlatılmasında önemli bir aktör olmuştur. Önemli bir karşı duruş ve yiğitçe bir direniş, vicdan sahibi insanlarda uyanışa, sorgulamaya ve o tarafa dönüp bakmaya vesile olmuş olsa da; halkları yöneten devletler, hükümetler ve yöneticilerde aynı karşılığı bulmamıştır. Başta Avrupa ve ABD olmak üzere, her ne olursa olsun efendileri olan Siyonist yapıya bağlılıklarını her zaman dile getirmiş ve biatlarının gereğini sonuna kadar yerine getirmişlerdir.

Bu tablo, bende çok yönlü bir sorgulama sürecini beraberinde getirdi. En azından söz konusu değerlere inanmıyor olsalar dahi, siyasal aktörlerin, temsil ettiklerini iddia ettikleri toplumların da yaygın tepkilerine neden kayıtsız kaldıkları sorusu zihnimi meşgul etmeye başladı. Bu kayıtsızlık ilk bakışta ekonomik bağımlılık ve küresel ölçekteki yapısal kuşatılmışlıkla açıklanabilir görünse de, bu tür gerekçeler meseleye dair tatmin edici bir açıklama sunmaktan uzaktı. Zira belirli bir noktada, siyasal gerçeklik ve ahlaki bir kırılmanın ortaya çıkması beklenirdi. Bu sorgulama, hak–batıl ayrımı temelinde değil; kendisini “medeniyet” iddiası üzerinden tanımlayan modern siyasal yapıların vicdan ve sorumluluk anlayışı üzerinden düşünmüştüm.

Epstein Çukuru

Ta ki Epstein lağım çukurunun üzeri biraz olsun aralanana kadar. İşte o zaman cevabımı buldum. Tüm insanlığı kendine köle yapmaya adanmış bir zihniyet; dünyayı yöneten, yönetecek olan, zengin ya da gündem belirleyebilecek kim varsa, hepsini o lanet adaya götürmüş ve aklımıza, hayalimize sığmayacak iğrençlikleri yaptırarak adeta bir ömür boyu kendine köleler edinmiştir. Burada elde edilen bu iğrenç kayıtlar üzerinden şantajlar ve kumpaslar kurarak hegemonyasını sürdürmeye devam etmişlerdir.

Modern dünya insanı, sekülerizm belasıyla Allah’a kulluk etmeyi zul görürken; aslında doğrudan başka güçlere kul hâline geldiklerinin farkına varmalıdır. Dünya, bu noktadan sonra Siyonizm bağlamında kendi bağırsaklarını temizlemediği sürece, sürekli ve derin sancılar çekmeye devam edecektir. Bu manzaradan kurtuluş beklemek nafiledir. Küresel hâkim düzen değişmediği sürece sonuçlar da değişmeyecektir. Ne Epstein Adası, ne Ebu Gureyb Cezaevi, ne Sednaya, ne de başkaları…

Kapitalist düzenin inşa ettiği acımasız ekonomik sistem, insanı merkeze almaktan ziyade onu tüketilecek bir nesneye indirgerken; İslam, insana verdiği değerden önce yaratılmış olan her şeye saygıyı ve özeni esas alır. İslam’ın vaat ettiği adil ekonomik düzen, insan onurunu korumayı merkeze alırken; Batı dünyasında pedofilinin yeni bir sapma olmadığı, aksine uzun yıllara dayanan karanlık bir talep alanı olduğu artık daha görünür hâle gelmiştir. Ayrıca cinsiyetsizleştirme çalışmaları da daha geniş bir sapma tezahürüdür.  Zira tüm bu ideolojik dalgalanmaların ardında, masumiyeti hedef alan daha derin ve daha kirli bir amaç her zaman var olmuştur. Bugün açığa çıkanlar, modern dünyanın ahlaki çöküşünün bir tesadüf değil; bilinçli, sistematik ve çıkar odaklı bir inşanın sonucu olduğunu göstermektedir.

Peki Kurtuluş Nedir, Nerededir?

İnsanlık bu buhrandan çıkış yolunu gerçekten arıyor mu? Yoksa bir karanlıktan başka bir karanlığa sığınarak mı krizi aşmaya çalışıyor? Ya da insan hâlâ aklını ve menfaatini ilah edinmekte ısrar mı ediyor?

Buradaki cevabım sığ ve klasik gelebilir; fakat işin özünü kısaca böyle izah edebilirim. Elbette meselenin daha derinlikli bir izahı ayrıca ele alınabilir.

“Kurtuluş İslam’dadır” cevabı klasik olabilir; ancak hakikat de budur. Peki nasıl?

Herkesin kendi putunu içinde taşıdığı gerçeğinin hakkını teslim etmemiz gerekir. Bu gerçek, bizi bu dünyaya ait hiçbir menfaatin bağlayıcılığına esir olmamaya ve gerçek anlamda özgürlüğü kazanmaya götürür. Böylelikle kişi, hak din olan İslam’a tabi olur; onun hayatın tüm alanlarını kuşatması, yön vermesi ve yönetmesi gerektiği gerçeğini kabul eder. Sonrasında ise ferdî olarak yalnızca Allah’a kulluğu tercih eder. Mal ve makam için kullara boyun eğmez. Böylece şeytanın ve ona kulluk edenlerin tuzaklarına düşmez. Beşer olması hasebiyle düşse bile, sığınacak tek kapının âlemlerin Rabbi olan Allah olduğunu bilir.

Tüm insanlığın ve özelde Müslümanların boynundaki prangaları kırabilmelerinin tek yolu budur.

Diğer Makaleleri