İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
Zülal Bakkaş

Yükselen Perde

Rahmetli annemin güzel hatırasına ve ruhuna ithafen…

Son bakışını göremedim...

Belki de insanın hayatında bazı anlar vardır; ne kadar bakarsa baksın, görmek istediği son şeyi göremez. Geriye yalnızca bir görüntü kalır. Bir yüz, bir bakış, alnın tam ortasından süzülen ince bir kan çizgisi… Ve o görüntü, zihnin bir yerinde zamanın bütün kurallarından bağımsız yaşamaya devam eder.

Alnının tam ortasından süzülen kan, kelimesiz bir cümle söylüyordu sanki:

Artık dönüş yok.

O an zamanın nasıl işlediğini anlamak mümkün değildi. Zaman ağırlaşıyor, hayat ise bütün hızıyla elimden çekiliyordu. Bir anın içine koca bir ömür sığabiliyor; insan, yıllardır taşıdığı bütün sorularla bir anda baş başa kalabiliyordu.

Hayatın anlamı üzerine düşündüğümüz zamanlar vardır. Fakat bazı anlarda insan anlam aramayı bile bırakır. Çünkü yaşanan şey, kelimelerin taşıyabileceğinden daha ağırdır.

Çaresizce baktım.

İnsanın kendisine bile yabancılaştığı o yerde, kendi acizliğimle karşılaştım. İçimde tek bir soru dolaşıyordu:

Sen kimsin?

Belki insanın kendisiyle karşılaşması, en çok da böyle zamanlarda mümkün oluyordu. Kendimizi güçlü, hazırlıklı, iradeli sandığımız bütün o zamanların ardında; aslında ne kadar kırılgan olduğumuzu bize gösteren bir eşik vardı.

Ve sonra perde…

İnmesi gerekirken yükseliyordu.

Yükseliyordu ve ben, ne kadar istesem de ona yetişemiyordum.

Bir an, “Belki aşağı çekerim,” diye düşündüm.

İnsan, değiştiremeyeceği bir şey karşısında bile müdahale etmek istiyor. Belki de çaresizliğin en ağır tarafı burada başlıyor: Elinden hiçbir şey gelmediğini bilmek ve yine de bir şey yapmaya çalışmak.

Kaldım.

Sadece izledim.

Sonra anladım ki bazı şeyler karşısında insanın gücü, müdahale edebilmesinde değil; olup bitenin içinden kendisini kaybetmeden geçebilmesinde saklı.

Zaman geçti.

Fakat bazı anlar geçmiyor.

İnsan takvimlerden çıkıyor, saatlerden uzaklaşıyor ve kendi içinde başka bir zamana yerleşiyor. O an, yıllar sonra bile aynı yerde durabiliyor. Yalnızca biz değişiyoruz.

Ben de değiştim.

Güçlü olmanın ne demek olduğunu yeniden düşündüm. Meğer güç, hiç kırılmamak değilmiş. Bazen kırıldığını bilerek ayakta durabilmekmiş. Bazen susmak, bazen geri çekilmek, bazen de yalnızca dinlenmekmiş.

İnsanın kendisine karşı merhametli olmayı öğrenmesi de bir güçmüş.

Çünkü insanın en uzun savaşı çoğu zaman kendisiyle.

Kendi geçmişiyle, kendi korkularıyla, kendi eksiklikleriyle…

İnsan kendinden kaçtıkça daha çok kendine dönüyor.

Belki bu yüzden anlamı her yerde aramamak gerekiyor. Bazı şeyler anlaşılmak için değil, yaşanmak için geliyor hayatımıza. Bazı soruların cevabı yıllar sonra bile gelmiyor. Bazı yaralar kapanıyor ama izlerini taşımaya devam ediyor.

Ve belki olgunlaşmak, bütün sorulara cevap bulmak değil; cevapsız kalanlarla yaşamayı öğrenmek.

Anılar da böyle.

Onlara fazla tutunduğumuzda bugünü kaçırıyoruz. Oysa an dediğimiz şey, daha biz farkına varmadan geçmiş oluyor. İnsan bazen geçmişin içinde yaşamaktan, yaşadığı ânı kaybediyor.

Hayatın bize öğrettiği en zor şeylerden biri de bu olabilir:

Her şeyi tutamayız.

Her şeyi değiştiremeyiz.

Herkesi kendimiz gibi düşünmeye zorlayamayız.

Her insan bizim kadar hassas, bizim kadar vicdanlı, bizim kadar adil olmayabilir.

Bunu kabul etmek, insanlardan vazgeçmek değildir. Sadece insanı olduğu hâliyle görebilmektir.

Belki de gerçek olgunluk, farkı gördüğümüzde yargıya sığınmadan durabilmektir.

Çünkü hayat, bize benzeyen insanlardan ibaret değil.

Ve insan, kendisine benzemeyeni anlamaya çalıştıkça biraz daha büyüyor.

Bütün bunların içinde iyiliğin yeri başka.

İyilik bazen büyük cümlelerle değil, kimsenin görmediği küçük bir davranışla var oluyor. Bir el uzatmak, birinin yükünü hafifletmek, haksızlık karşısında susmamak…

Karanlık, yalnızca kötülükle büyümüyor.

İyilerin sustuğu yerde de büyüyor.

Bu yüzden insanın dünyaya karşı bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Kendini korurken başkasını incitmemek, hakkı gözetmek, adaleti yalnızca kendisi için istememek…

Belki insan olmanın en ağır tarafı da burada.

Kendinden daha büyük bir hakikatin parçası olduğunu bilmek.

Bu âlemde bir zerreyiz.

Fakat zerre olmak aslında biricik yaratılmış olmak değil mi?  

Her insan, varlığının içinde kendisine ait bir iz taşıyor. Kimi zaman o izi başkaları görüyor, kimi zaman insan kendisi bile fark edemiyor.

Ama hayatın bütün gürültüsünün içinde insanın kendisine dönüp neye tutunduğunu sorması gerekiyor.

Ben neye tutunuyorum?

Neye inanıyorum?

Beni bütün bu kırılmaların içinden ne geçiriyor?

Benim cevabım, sonunda aynı yere çıkıyor:

Allah’ın ipine.

Çünkü insanın gücünün yetmediği yerde teslimiyet başlıyor. Teslimiyet ise vazgeçmek değil. Aksine, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu kendi iradesinin sınırları içinde tutamayacağını kabul etmek.

Belki tevekkül tam da burada başlıyor.

İnsan yorulabilir.

Hatta bazen durmak zorunda kalabilir.

Ama durmak, bitmek değildir.

Her sessizlik bir son olmadığı gibi, her perde de kapanmak için yükselmez.

Bazen perde yükselir ki insan önündeki sahneyi yeniden görebilsin.

Bazen hayat, bize bildiğimiz bütün yolları kapatır ve başka bir yola bakmaya zorlar.

Bazen kaybettiğimizi sandığımız şey, bizi kendimize götüren en uzun yolun başlangıcı olur.

O yüzden artık o perdeyi yalnızca bir son olarak görmüyorum.

O, benim için insanın kendi sınırlarıyla karşılaştığı bir eşik.

Kırılmanın, kabullenmenin, yeniden başlamanın eşiği.

Ve belki de insanın en büyük mücadelesi, bütün bunların içinde kendisini kaybetmeden kalabilmek.

Adaletinden vazgeçmeden…

Samimiyetini yitirmeden…

İyiliği küçümsemeden…

İnsana ve hayata karşı sorumluluğunu unutmadan…

Yorulduğunda durarak, fakat yolunu terk etmeden.

Çünkü perde ne kadar yükselirse yükselsin, insanın önünde hâlâ bir yol vardır.

Ve bazı yollar, gözlerimizle değil, inancımız ve hakikat ile görünür. 

Sonunda anlıyorum:

Hayat, bize her zaman istediğimiz cevabı vermiyor.

Bazen yalnızca yürümeyi öğretiyor.

Bazen beklemeyi.

Bazen susmayı.

Bazen bırakmayı.

Bazen yeniden başlamayı.

Ve bütün bunların arasında, insanın elinde kalan en kıymetli şey belki de kendisidir.

Kendini kaybetmemek…

İyiliğini kaybetmemek…

İnancını kaybetmemek…

Ne kadar yorulsan da, ne kadar kırılmış olsan da, ne kadar perde yükselse de…

Rabbine giden yol hiçbir zaman kapanmıyor.

Diğer Makaleleri