ADALETİN TERAZİSİNDE ÖĞRETMEN ONURU VE İDEOLOJİK KUMPAS
Hak ve sorumluluk, adaletin tecellisinde birbirini tamamlayan, tabiri caizse zıddı ile kaim olan iki temel parametredir. Özgürlüğün sınırını bir başkasının hak alanı belirlerken; bugün eğitim camiası, bu sınırların fütursuzca çiğnendiği bir "itibar suikastı" ile karşı karşıyadır.
Yıllardır "Kadının beyanı esastır" denilerek kadın haklarının paratoneri yaptığımız bir sarmalın içinde yaşamanın can yakıcı çıktılarını tecrübe ederken, şimdi de "Öğrenci beyanını esas alan" bir yanlışın içine düşüyoruz. Manisa’da Ramazan Hoca’nın tutuklanmasıyla somutlaşan süreç, bir öğretmenin emeğinin ve onurunun sadece bir iddiayla nasıl hiçe sayılabileceğini acı bir şekilde göstermiştir.
İdeolojik Hınç ve "Hem Suçlu Hem Güçlü" Psikolojisi
Olayın perde arkasına bakıldığında meselenin aslında ne olduğu hepimizin malumudur. Ramazan ayında yapılan manevi etkinliklere duyulan kronik hazımsızlık, bu sefer bir "kumpas" mekanizmasını harekete geçirmiştir. Bu noktada en vahim taraf ise; sözüm ona eğitimcilerin hakları ve mesleki dayanışması adına sendikal iddia ile ortaya çıkan Eğitim-İş'in, öğrencileri örgütleyerek hukuksuz delil oluşturmaya çalışan tetikçi üyesine sahip çıkan tavrıdır. Bu tutum, tam anlamıyla "hem suçlu hem güçlü" dedirten psikolojik bir rahatsızlığın ve ahlaki bir savrulmanın vesikasıdır.
Kendi dünya görüşünü paylaşmayan bir kamu çalışanını tasfiye etmek için öğrencileri birer "operasyon aparatı" haline getirmek, hangi etik ilkeyle bağdaşır? "Hedefe giden her yol mübahtır" diyerek bir öğretmenin ve ailesinin bayramını zehir etmek, sadece hukuki bir suç değil, pedagojiye ve insanlığa yapılmış bir ihanettir. Bugün Ramazan Hoca’ya reva görülen bu uygulama ile 28 Şubat sürecinde "irtica" yaftasıyla yapılan cadı avları arasında zihniyet olarak hiçbir fark yoktur.
Eğitim Ortamında Güvenlik Kaygısı
Somut delil ve kapsamlı soruşturma olmaksızın, sadece tek taraflı beyanla tesis edilen işlemler, eğitim sisteminin temeline dinamit koymaktadır. Eğer bu yanlışın önü alınmazsa yarın her öğretmen, asılsız bir ithamın ve manipülasyonun açık hedefi Öğretmen ve öğrenci arasındaki güven ilişkisi yerini "her an bir suçlamayla karşılaşabilirim" korkusuna bıraktığında, nitelikli eğitimden söz etmek imkansızlaşacaktır.
Kaçma ve delil karartma ihtimali olmayan bir kamu görevlisinin kelepçelenerek tutuklanması, hukuk devletinin değil, ancak bir "gözdağı mekanizmasının" ürünü olabilir.
Eğitim kurumları, ideolojik hesaplaşmaların pusu alanı değil, adaletin ve karşılıklı güvenin kalesi olmalıdır. Kadın beyanı üzerinden yapılan yanlışların toplumsal faturası ortadayken, aynı hatayı "öğrenci beyanı" üzerinden sınıflara taşımak, öğretmenlik mesleğinin onuruna vurulmuş bir darbedir.
Yetkilileri, öğretmenleri asılsız ithamların insafına terk eden bu uygulamalardan vazgeçmeye ve hukuki güvenliği yeniden tesis etmeye davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; adaletin olmadığı yerde eğitim, güvenin olmadığı yerde gelecek inşa edilemez.








