"Terörsüz Türkiye" Projesi Suriye’de SDG'nin Feshine Neden Oldu
Emperyalistler özellikle ABD ve bebek katili İsrail YPG/PKK’yı büyük umutlarla silahlandırıp sahaya sürmüştü. Binlerce TIR dolusu silah ve mühimmatın yanında milyarlarca dolarla birlikte 42 ülkenin askeri desteğini arkasına almıştı. Okuma yazma bilmeyen cahil sürüsünden bazıları “başkan, lider, komutan, vali, zabit veya müdür gibi unvanlar vererek kendini değerli birisi olarak görmeye başlamıştı. Şımardıkça şımardılar. Hatta bu cahil halleriyle başta ABD olmak üzere onlarca gelişmiş zengin ülkeyi kandırmayı bile başardılar.
DEAŞ terör örgütünün militanlarını etkisiz hale getirmek bahanesiyle 2013’te Suriye’deki bazı Kürt, Arap, Ermeni ve farklı etnik gruplardan oluşan bir çapulcu birliği oluşturuldu. Bunlara özerklik sözü verilerek sahaya sürüldü. Elebaşları Kürt asıllı teröristlerle Ermenilerden oluşuyordu. Arap ve Türkmen köylerinden kaçırdıkları çocuk, kadın ve erkekleri ölüm mangası olarak sahaya sürdüler. Türk ordusunun karşısına savaşmak için çıkarılan bu zavallıları merhametli Mehmetçik teröristlerin ellerinden kurtardı. Mehmetçik birçok operasyonu bu çocuklar yüzünden yarıda bırakmak zorunda kaldı.
Suriye’nin en verimli alanlarını ele geçiren PKK/YPG ABD’nin desteğiyle petrol sahalarına kondular. Teröristler bir anda petrol zengini oldu. Hatta ülkenin sözde başkanı olan Baas rejiminin ele başı, Rusya’ya kaçan Beşşar Esed bu terörist şebekesinden petrol satın almaya başladı. En önemlisi de su kaynakları Tişrin Barajı gibi stratejik nehirleri ele geçirerek rejim ve muhaliflerin olduğu Suriye kentlerine su ve elektriği keserek yaklaşık 14 yıl halkı canından bezdirdiler.
Buğday ve diğer tarım alanlarını ele geçiren piyon örgüt kendilerince devletçilik oynamaya başladı. Sözde özerk bir yönetim oluşturuldu. Ama bu idare köleliğe dayanan ve hatta Baas diktatörlüğünden daha da kötü ve zalimce bir yapı oldu. Milletin kız ve erkek çocuklarını kaçırarak her türlü pis ve alçakça işte kullanıp sonunda “çocuğunuzu Türk askeri öldürdü” yalanıyla ülkemize yönelik alçakça iftiralarda bulundular.
Bütün bu şer ve şeytanca senaryo ABD ajanları ve Türkiye düşmanları tarafından sahneleniyordu. Ülke içinde de siyasetçi, gazeteci, sözde kanaat önderi ve onlarca dernek bu şer yapının propagandasını yaptı. Özellikle sosyal medyada trol hesaplarla algı oluşturmaya ve halkımızın moralini bozmaya çalıştılar. Örgütün ele başları ahır gibi yerlerde de olsa krallıklarını kurup ilkel bir hayat yaşamaya, esir aldıkları halk ise sefalet içerisinde yaşamaya başladı. Fransız Lafarge çimento şirketinin desteğiyle, para ve uyuşturucu madde karşılığında, NATO standartlarında yerin altında yüzlerce km uzunluğunda tüneller inşa edildi.
Abdi Örgütü Feshetti, Danışmanlığı Kaptı
Dünyada birçok devletin elinde olmayan silah, araç ve gereçlerle SDG/PKK örgütü ülkemizi de oldukça rahatsız etti. Baas’ın ele başı Beşşar ile ortak hareket ederek bizi köşeye sıkıştırmaya çalıştılar. Neredeyse şeytanla bile ortaklık ettiler ama karınlarını doyuran, her türlü yardımı aldıkları Türkiye ile oturup sorunu çözmeye yanaşmadılar. Çünkü ağa babaları bu barışı istemiyordu. Türkiye barış ve kardeşliği tesis etmek istediği için bu emperyalistlerin çıkarına olmadığından en büyük “düşmen” Türkiye olarak görüldü. Beyinleri dumura uğramış teröristler de buna inanarak ekmek yedikleri kapıyı tekmelemeye kalktılar. Ama çöken Türkiye değil DEAŞ, PKK/YPG terör örgütüyle 42 emperyalist ülke, kazanan ise Türkiye, Suriye ve bölge halkı oldu.
Terörist elebaşı kod adı Mazlum Abdi olan Ferhat Abdi Şahin’in PKK/YPG’yi feshetmesiyle Suriye’de kritik bir eşik daha aşıldı. Başka çareleri kalmadı. Emperyalistler bu teröristleri mayın eşeği gibi kullandıktan sonra işleri bitince kullanılmış mendil gibi çöplüğe attılar. Türkiye ülke içerisinde teröristlerden sadece PKK’yı değil FETÖ gibi farklı ajan odakları çökertti. İmralı’daki terörist başı Abdullah Öcalan gerçeği görerek taşeron terör örgütünü Mayıs 2025'te lağvettiğini duyurmuştu. “Terörsüz Türkiye” ile başlayan operasyon “Terörsüz bölge” olma yoluna evrildi. İran’daki ayrılıkçı Kürt teröristler isyana başlayamadan Türklerin toplarının başına ineceğini görerek ABD ve İsrail’i yarı yolda bıraktı. Irak’taki teröristlere eskisi gibi yardım gitmeyince korkudan Ankara’ya methiyeler dizmeye başladı.
Suriye’deki terörist Kürtler Ocak 2026’ya kadar Halep ve Haseke gibi yerlerde eski kölelik günlerine döneceği işaretini bekledi. Onun için Suriye ordusuyla savaşma aptallığı yaptı. Kısa sürede sarı torbaya girerek işgal ettikleri alanlardan yatay veya dikey olarak defolup gittiler. ABD ve emperyalistleri etkisi altına alan Türkiye devreye girince hepsi PKK/YPG’yi sattı. Abdi, kanlı örgütünü lağvettiğini duyurdu. Buna mukabil Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara da onu “danışman” olarak atayarak mükafatını vermiş oldu. Haramzade bu teröristlerin hareket alanı olmadığından barış güvercini gibi davrandıkları biliniyor. Türkiye veya Suriye zayıf düşerse yine eskisi gibi vekalet savaşı yürütecekleri bir gerçektir. Müslüman Kürt gençleri ve halkı bu teröristlerin tahakkümünden kurtarılması gerekir.
Bölge kırılgan, dikkat etmek gerekir. YPG ile birlikte Venezuela doğumlu terörist Dürzi Hikmet el Hicri, Baasçı Aleviler, bazı etnik ve dini azınlıklar her an için yeni bir şer oluşumun içerisine girebilir. Çünkü bunları boş bırakmayacaklar. Türkiye'nin kararlı duruşu, Biden, Blinken gibi teröristleri besleyenlerin olmaması, ABD'deki dengesiz Trump’tan oluşan beceriksizlik ve işgalci İsrail’in İran’a saldırmasıyla gittikçe yalnızlaşması, Ankara-Şam’ın uyumlu çalışması terör şebekesinin feshinde etkili oldu. Türkiye’nin sabırlı ve ince politikasıyla YPG’ye destek veren ülkeler ve gruplar birer birer ortadan kaldırıldı.
Terörsüz Türkiye projesine YPG/SDG yanaşmak istemedi. Kendini bağımsız bir örgüt gibi göstermeye çalışsa da Türkiye hiç tavız vermeden bu teröristlerin ya yok edileceğini ya da silah bırakması gerektiğini ısrarla dile getirmesi sonucu Abdi’nin kaçacak ve saklanacak yeri kalmadı. Olmadık taleplerde bulundu, taklalar atarak taviz koparmaya çalışsa da sonunda havlu atmak zorunda kaldı. 25 Ağustos 2026’da kanlı terör örgütünün lağvedildiği duyuruldu. Güçlü Türkiye bölgeye kan değil huzur ve refah getirecek.
Terörist Elebaşı Netanyahu Türkiye'yi Hedef Gösterdi
Kaynaklarımızdan edindiğimizi bilgiye göre, YPG’nin feshini kabul etmeyen bazı terörist gruplar kendi içerisinde çatışmaya girdi. Ancak Abdi durumu tahmin ettiğinden önceden aldığı tedbirlerle isyancı teröristler öldürüldü. Emperyalistler Suriye’yi istikrarsız hale getirmek için mutlaka şeytanca planlarına devam edecek. Ancak Suriye artık tek başına değil. Türkiye gibi sağlam, adam gibi adam, iyi bir dosta sahip. İhanet olmadıkça bu dostluk yüzyıllar boyu devam edecek. Siyonist ve işbirlikçi hainler de avucunu yalamış olacak. Ancak erkenden bahar havasına da girmemek gerekir.
Güçlü bir Suriye Siyonist rejimi çılgına çeviriyor. Terörist şebekenin elebaşı Netanyahu artık açıkça Türkiye düşmanlığını telaffuz etmeye ve hedef olarak gösterme küstahlığını sergiledi. Türkiye’nin Suriye’ye olan desteğini baltalamak için her yolu denemeye çalışıyor.
Teröristler şunu iyice anlamalı artık bölgede kimse emperyalistlerin telkiniyle mayın eşekliği yapamayacak. Özerklik, bağımsızlık talebinde bulunamayacak. Bölgemiz tüm farklı inanç ve gruplarla barışarak ortak değerlerde yaşamayı öğrenecek. Bozgunculuk, teröristlik yapanlara sıfır tolerans gösterilecek.
Ayrıca bu surecin, Türkiye'de yürütülen "Terörsüz Türkiye" sürecinin bölgesel bir ayağı olduğu unutulmamalıdır. Öcalan PKK’yı 2025'te feshettiğini duyurmuştu. SDG'nin fesih kararı Türkiye'deki bu sürecin "Suriye ayağının" tamamlanmasıdır. Bu gelişme, sadece Suriye'nin iç dinamiklerini değil, Türkiye başta olmak üzere bölge aktörlerini ve küresel dengeleri doğrudan etkileyecek niteliktedir.
Şam yönetimi ülkenin kuzey ve doğusundaki kontrolünü yeniden sağladı. Ülkenin toprak bütünlüğü fiilen ve hukuken tescillendi. SDG'nin kontrol ettiği geniş tarım arazileri, petrol kaynakları (Deyrizor ve Haseke bölgesi) ve stratejik barajlar yeniden devlet bünyesine dahil edilmeye başlandı.
Bu durum, örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakması, Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarının sahada karşılık bulması anlamına gelir. Sınırda teröristler değil resmi Suriye devletinin bulunması Ankara’yı rahatlattı. Bölgede ABD, Rusya, İran ve diğer emperyalist devletler bulunmayacak. En önemlisi vekalet savaşları modelinin sonuna gelindi. Bütün halklar Suriye’nin ulus-devlet yapısının içinde yer alacak.
Bu gelişme, Ortadoğu’da dengeleri istikrar yönünde değiştirebilecek tarihi bir eşik ve işgalci İsrail’e de önemli mesajdır.








