İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
Mehmet GÖZÜTOK

Adana Güncesi

Hak için can dostlarla beraber yola revan olunca bitmesini istemediğiniz bir yolculuğa dönüşüyor. Seferiniz anının ana hapsedilmeye çalışıldığı bir dönemde sürü psikolojilerine inat, ‘’Rabb'im gayretimizi arttırsın’’ duasıyla yol imamınızı seçtik. Yol güzergahımızı belirledik. Erzurum'dan başlayan yolculuğumuz Bingöl, Genç, Diyarbakır ve Şanlıurfa üzerinden Adana'ya, dönüş için de Adana, Malatya, Elazığ, Bingöl ve Erzurum olarak belirledik. Rabbim nasip ederse böyle bitirmeyi planladığımız yolculuğumuzda ilk durağımız Bingöl’e vardık. Tepeden tırnağa gönül adamı olan Nihat Ağabey’in muhabbet sofrasında gönlümüzü, meşhur Bingöl ikramlarıyla midemizi doyurunca artık gözümüz yol çekmeye başladı. Nihat ağabeyden müsaade isteyerek ikinci hedefimiz olan Diyarbakır'a doğru yola çıktık. Diyarbakır'a varınca ‘’Sana biraz Erzurum getirdik’’ diyerek Harun KAZAN hocamızla iletişime geçtik. Sur içindeki saklı inci gibi duran Ulu Cami’de öğlen namazında buluşmak için sözleştik. Tarihin bir odasından girip öbür odasından çıkarken; Ulu Cami'nin etrafında insanlara iyiliği emredip kötülüğü men etmeye çalışan Ramazan ile çay içerek hasbihal ettik. Her ne kadar kendi oruçlu olsa da:

“-Lütfen ısrar etmeyin, çaydan da geri kalmayın!”

Diyerek muhabbete başladı. Ayetler ve hadislerle bezeli gönül dili ile bize:

“-Kur'an'dan uzak kalanın kimyası bozulur. Dinimizi doğru yaşayın gerisine karışmayın!”

 Diyerek nasihat ediyordu. Dört ayaklı minaresiyle sur içindeki tarihi eserleri temaşa ederek Urfa'ya doğru yola revan olduk. Düğününe katılamadığım için çok üzüldüğüm beyefendilik abidesi Muhammed Emin kardeşim ile irtibata geçtik. Akşam namazını eda ettikten sonra Muhammed Emin kardeşimizin babası ile tanışıp boğaz harbini bitirecek en kesif lezzetlerden biri olan Güneydoğu'nun en önemli yemeklerinden birisi ciğeri (acısız olmaz demesine rağmen) acısız yedik. Balıklı Göl'e doğru giderken Haliliye Mahallesi’ne Hz İbrahim'den dolayı, Yakubiye Mahallesi’ne Hz Yakup’tan dolayı, Eyyübiye Mahallesi’ne Hz Eyüp'ten dolayı isimlerinin verilmiş olduğunu Emin kardeşim anlatıyordu. Peygamberler şehri diye anılmasını sebebini de böylece daha iyi anladık.  Urfa deyince ilk akla gelen Halilurrahman Mahallesi'nde bulunan adı ile müsemma Halilurrahman Camisi'nin hemen yanı başındaki  Balıklı Göl'e gittik. Yıldızların şavkına eşlik eden balıkların raksı muhteşem bir görsel şölene dönüşüyordu. Yatsı namazını eda ettikten sonra yıllardır esnaflık yapan bir ailenin işletmeciliğini yaptığı Dergah Çayevi’ ne geçtik. Açık istenen ama bize göre normal olan çayımızı yudumlarken:

 “Çay; 

yoksulların,

 şairlerin,

 yalnızların,

 aşıkların

 ve yetinmeyi bilenlerin resmi içeceğidir.”

yazısı çayımıza ayrı bir keyif katıyordu. Çayın açık ama bize göre demli hali muhabbetimizi de demliyordu.

 Urfa da ‘Hayatlı Ev’ deyimini duyunca kendi adıma çok mesut oldum. Bu evlerin en önemli özelliği geniş bir avlusunun olması ve tüm odaların kapılarının avluya açılmasıymış. Sosyolojik ve psikolojik açıdan ne kadar önemli olduğunu muhabbetimiz ilerledikçe daha iyi anlıyorduk. Muhabbetimize eklenen çaylar çok sarsa da işimiz vaktimizden çoktu. Urfa'dan ayrılmak zorundaydık. Yolculuğumuzun diğer bir durağı olan Adana'ya doğru yeni öğrendiklerimizi müzakere ede ede ilerliyorduk. Nihayet Adana’ya saat 23 sularında vardık. Kalacağımız Yediveren Öğrenci Yurduna yerleştik. Sabah namazından sonra üniversite öğrencilik yıllarını Erzurum'da geçirmiş olan Hacı Mehmet ile buluştuk. Adana’da adet olduğu üzere ciğerle yapılan kahvaltıdan sonra söz Kudüs'ün olsun dedik ve cuma öncesi Kudüs gündemi ile Tepebağ İmam Hatip Lisesindeki gençlerle muhabbete başladık. Cuma namazını Ulu Caminin avlusunda eda ettikten sonra edebiyat tarihimizin mihenk taşlarından biri olan Ziya Paşa'nın kabrinde dualar okuduk. Meşhur sözleri aklımdan bir bir geçiyordu. İçimden inşallah nus ile uslananlardan oluruz diye dua ettim. Alışmışız bir kere batıdan bahsetmeyi, oradan örnek vermeyi severiz ya…  Aslında Adana’ya geçenki gelişimde dersimi almıştım. Disiplinli bir hayat tarzına içimizden bir örnek olması beni ziyadesiyle mutlu etmişti. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri gün içerisinde nereden geçerse oradaki insanlar saatini ona göre ayarlamışlar. Bu güzel örnek beni çok etkilemişti artık gençlerle muhabbet ederken adını almadan geç/e/miyorum. İsmi kendinden uzun yaşayan ölümsüz şahsiyetlerin adının bile iyiliği emredip kötülükten men etmede ne kadar etkili olduğuna da bir kez daha şahit oldum. Adana'daki ikinci seminerimize kendini insancıl göstermeye çalışıp, barış naraları atan ama kan ve nefretten beslenen bazı aklı evvellerin bulundukları mahallede açtırmamak için çalıştıkları Mahmut Sami Ramazanoğlu İmam Hatip Lisesi’ne misafir oldum. İmam Hatip açtırmamak için taşlarla sopalarla öğrencilerini kaydettirmek isteyen velilere saldıranlar aslında Mahmut Sami Ramazanoğlu İmamhatip Lisesi’nin buraya yeni bir soluk getireceğine yürekten inanıyorlarmış. Onlar inanıyor da  biz nedense bir türlü inanamıyoruz. Niye hep İmam Hatip, İmam Hatip vurgusu yapıyorsunuz diyenlere de en güçlü cevabı bence bu okulun yüklendiği misyonla çok açık ve net verilmiştir.

 Söz Kudüs olunca hem de kıymetli bir insanın isminin verildiği bir okulda da muhabbet olunca sürenin nasıl geçtiğini bile anlayamadık. Aslın da vaktin Adana'dan nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Çünkü gönül adamların gayretleriyle mahalle mahalle sokak sokak Allah rızası için yapılan aktif iyilikleri görünce çok mutlu oluyorsunuz.

 Adana'da cuma akşamlarının vazgeçilmezi Eşref Saatine kadar nasıl geldiğimizi bile anlayamadık. Kur'an tilaveti ile başlayan Eşref Saati şiirlerle ezgilerle devam etti. Arayış muhabbetiniz gençlerin yoğun katılımıyla şenlendi. Eşref Saatimiz muhabbet sonrası ikram edilen çiğ köfte ile taçlandı. Muhabbet sonrası hasbihalde bir şehrin medeni bir şehre, Medine'ye çevrilmesini istişare ediyorduk.

Önümüzde o kadim soru:

Bir şehri medeni bir şehre nasıl döndürürüz. Acaba bu iş çok zor mu?

Yılların ticaret erbabı Cengiz Abinin, Resulullah'ın (sav) hayatını çağı taşımaya endeksli yorumlarıyla hiç zor olmadığını gördük. Kapitalizme ‘La’ (hayır) diyerek başlayınca, bu zamanın şartları böyle, safsatası da. Bunları bir yana bırakarak nasıl başaracağımıza değiniyordu.  Erdemli bir topluluğun kendi pazarını oluşturmasının ne kadar önemli olduğunu özellikle vurguluyordu. En basit örneği ile Adana'da bağlarda çürümeye bırakılmış meyveler varken mevsimindeki meyve portakal ve mandalina iki, iki buçuk liradan satılıyor. Bağda para etmeyen meyveyi köylü ile tüketici arasındaki bağı güçlendirerek aslında çözümün ne kadar basit olduğunu da gözler önüne seriyordu.

 Cumartesi ciğer ile başlayan kahvaltı, Anadolu'nun dört bir yanından gelen kardeşlerimizi görünce daha da bir güzelleşti. Kahvaltı sonrası toplantılar icra edildi. Toplantılar biter bitmez Malatya'ya doğru yola revan olduk. Musab Abinin evine misafir olduk. Bir kez daha ümidinizi ve hayallerimizi yeniledik. Çünkü kendisi küçük ama hayallerini büyük olan Ahmet Yasin'in vizyonu bizi çok ama çok etkiliyordu. Derslere göre değil de adamlığa daha çok değer veren, sözde değil özde hocalık ruhunu yaşatan Musab Ağabeyin İmam hatiplerdeki meslek hocalarına İslami ilimler hocası diye hitap edilmesi gerekliliğini söylemesi bizi derinden etkiledi. Yol arkadaşlarımla bu tespit üzerine bir karar aldık ve bundan sonra din kültürü öğretmenlerine İslami İlimler Hocası diyecektik, Malatya'dan Elazığ'a geçtik. Hava inceden kar yağışlı olunca Elazığ'daki dostum Hüseyin'e selam verdikten sonra yavaş yavaş beyaz gelinliğini giymiş dağlar arasından yuvamıza, ocağımıza, Erzurum'a döndük.

Diğer Makaleleri