İhtisas Kurumları
SİNA

SİNA

Sağlıklı İnsan Derneği

WEB SİTESİNE GİT
HAREKET SPOR KLÜBÜ

HAREKET SPOR KLÜBÜ

GENÇ HAREKET SPOR KLÜBÜ

WEB SİTESİNE GİT
Mutlu Aile

Mutlu Aile

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Eğt. Kül. ve Day. Der.

WEB SİTESİNE GİT
Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

Enderun Özgün Eğitimciler Derneği

WEB SİTESİNE GİT
GİV

GİV

Girişimci İş Adamları Vakfı

WEB SİTESİNE GİT
İnsan Vakfı

İnsan Vakfı

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

WEB SİTESİNE GİT

“Yeni Bir Ölçme Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı” Raporu Kamuoyu ile Paylaşıldı

10-07-2025

“Yeni Bir Ölçme Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı” Raporu Kamuoyu ile Paylaşıldı

“Yeni Bir Ölçme Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı” Raporu Kamuoyu ile Paylaşıldı

Güncel eğitim tartışmalarının yoğunlaştığı bu süreçte, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, Maarif Platformu ve İnsan Vakfı iş birliğiyle hazırlanan ve 17-18 Mayıs 2025 tarihlerinde Bursa’da kamuoyu ile paylaşılan “Yeni Bir Ölçme ve Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı” sonuç raporunun, yeniden kamuoyunun dikkatine sunulması zaruri hâle gelmiştir.

Eğitimde ölçme ve değerlendirmenin yalnızca not ve sınav sonuçlarına indirgenmesini sorgulayan çalıştay, gençlerin özgün kimlik ve aidiyet duygusu kazanmasını önceleyen bütüncül bir dönüşüm vizyonunu ortaya koydu. Rapor, mevcut sınav merkezli sistemin öğrencilerin potansiyelini ortaya çıkarma konusundaki sınırlılıklarına dikkat çekerek, bilgi odaklı değil, anlam ve değer odaklı bir eğitim sisteminin gerekliliğini vurguladı.

Enderun Eğitim Yazıları Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Bayram Yılmaz basın açıklamasında, çalıştayın temel amacını şu sözlerle ifade etti:

“Sınavların, öğrencinin gerçek potansiyelini, öğrenme stilini ve mesleki yönelimlerini ortaya çıkarması; bilginin ise ezberden pratiğe geçmesi ve yeni bilgilere kapı aralaması gerekirken, nasıl olup da eğitimin tek belirleyicisi hâline geldiğini anlamaya çalıştık. Bu çarpık dönüşüm, gençlerimizi bilginin derinliğinden koparan ruhsuz bir ezber sarmalına hapsetti. Biz, bu sarmalı kırmak için çalıştayımızda cesur adımlar attık.”

Çalıştay süresince yapılan istişarelerde eğitim sisteminin mevcut durumu masaya yatırılarak, alternatif bir ölçme-değerlendirme yaklaşımı geliştirilmesi hedeflendi. “Eğitim = Sınav” denklemine mahkûm edilen gençliğin bu kalıplardan kurtarılması gerektiği vurgulandı.

Çalıştay Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak ise raporun yapısını şu şekilde özetledi:

“Yeni Bir Ölçme ve Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı üç ana başlıkta sorun taraması yapmış, öğretmen ve akademisyenlerin katkılarıyla bu sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirmiştir. Bu başlıklar; ‘Eğitimin Felsefesi ve Medeniyet Tasavvuru Değerler Eğitimi’, ‘Kademeler Arası Geçişte Verimlilik ve Mesleki Yönlendirme’ ve ‘Üniversite Sınavının, Ortaöğretim ve İstihdama Etkisinin Değerlendirilmesi’ şeklinde belirlenmiştir.”

İki gün süren toplantılar sonucunda paydaşlar arasında ortak bir vizyon geliştirilerek beş temel çözüm önerisi kamuoyuyla paylaşıldı:

Çözüm Önerileri

1. Eğitim Sisteminin Kadim Medeniyet Tasavvuruyla Temellendirilmesi

Eğitimin sağlam bir felsefi zemine dayanması gerektiği, bunun da ilah, insan ve varlık tasavvurunu içeren bir medeniyet perspektifiyle mümkün olabileceği ifade edildi. Eğitimin kültürden bağımsız ele alınamayacağı; başka kültürlerin temel alındığı sistemlerin, bireyde otokolonizasyon (kendi kendini sömürgeleştirme) etkisi yaratacağı vurgulandı.

2. Öğretmenlik Mesleğinin Saygınlığının Korunması ve Etkinliğinin Artırılması

Öğretmenlerin yalnızca bilgi aktarıcısı değil, öğrencinin zihinsel, ahlaki ve estetik gelişimine rehberlik eden bir münevver olarak görülmesi gerektiği belirtildi. Değerlendirme süreçlerinde öğretmene daha fazla yetki verilmesi ve ilkokul öğretmenlerinin yönlendirme rolünün güçlendirilmesi önerildi.

3. İlkokul Süresinin Düzenlenmesi

5. sınıf öğrencilerinin fiziksel ve gelişimsel olarak ortaokul kademesiyle aynı ortamda bulunmasının sakıncaları dile getirildi. İlkokulun 5 yıl, ortaokulun ise 3 yıl olması yönünde bir düzenleme önerildi.

4. Okul ve Alan Türlerinin Çeşitlendirilmesi

Lise süresinin 3 yıla indirilmesi ve zorunluluk şartının kaldırılması gerektiği belirtildi. Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre alternatif eğitim modellerine yönlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Mesleki ve teknik eğitimin cazip hâle getirilmesi, meslek liselerinin oranının %60’a çıkarılması ve bu liselere geçişte akademik başarıdan ziyade becerilerin dikkate alınması önerildi.

5. Rehberlik Sistemlerinin Güçlendirilmesi ve İstihdam Planlaması

Erken yaşta başlatılacak rehberlik sistemlerinin öğrenci ve aileleri kapsayacak şekilde yapılandırılması, hangi alanlara ne kadar insan kaynağı gerektiğini ortaya koyan ulusal düzeyde bir istihdam planlaması yapılması gerektiği vurgulandı.

Basın açıklamasında tüm bu önerilerin özetini sunan eğitimciler, çalıştayın yalnızca sorunları değil, çözüm umudunu da içinde barındırdığını belirterek şu ifadeyle açıklamayı tamamladı:

“Raporumuzun tamamını, başta eğitim politikalarını belirleyen karar vericiler olmak üzere tüm eğitim kamuoyunun dikkatine sunarken, amacımız üzüm yemek, yani ülkemizin eğitim sisteminin nitelik ve anlam bakımından daha ileriye taşınmasına katkı sağlamaktır.”

Program, “Yeni Bir Ölçme ve Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı raporumuzun, Türk Milli Eğitim sistemine ve tüm bileşenlerine faydalı olmasını temenni ederiz” ifadeleriyle sona erdi.

 

Yeni Bir Ölçme Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı Sonuç Bildirgesi:

ZORUNLU EĞİTİM NE KADAR ZORUNLU

Türkiye’nin her alanda kalkınması için verimli ve kaliteli bir eğitim sistemi motor rolünü oynamaktadır. Eğitim her ne kadar MEB tarafından idare ediliyor olsa da alanında uzman kişilerden oluşan ve kamuoyunu temsil eden sivil toplum kuruluşlarının eğitim sisteminin gelişmesine katkıları göz ardı edilemez. Köklerine bağlı ve aynı zamanda istikbale uzanan bir eğitim sistemi için sorumluluk sahibi her birey ve kuruluş elinden geldiği ölçüde Türkiye’nin maarif davasına sahip çıkmalıdır.

Eğitim politikaları ve yöntemleri, 21. yüzyılın hızlı teknolojik dönüşümleri, küreselleşme ve dijitalleşmenin etkisiyle köklü bir değişimden geçmektedir. Geleneksel öğrenme yaklaşımlarının yerini, bireysel, bağlamsal ve yaşam boyu öğrenmeyi teşvik eden yapılar almaktadır. Bu dönüşümde yapay zeka tabanlı kişiselleştirilmiş öğrenme sistemleri, artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) ve 3D yazıcılar gibi teknolojiler önemli bir rol oynamaktadır. Bu değişim eğitimi yalnızca bilgiye erişimden ibaret olmaktan çıkarmış teknolojinin sunduğu imkanlarla öğrenme süreçlerinin kişiselleştirilebildiği ortamlara dönüştürmüştür.

Zorunlu eğitim süresinin Türkiye’de kademeli olarak 12 yıla çıkarılmasıyla ilgili kanun teklifi, 30 Mart 2012 tarihinde, TBMM genel kurulunda 295 oyla kabul edilirken 91 de ret oyu kullanıldı. Bu kanunda 8 yıldan 12 yıla çıkarılan zorunlu eğitim; 4 yıl süreli ilkokul, 4 yıl süreli ortaokul ve 4 yıl süreli lise eğitimi olarak planlandı.

Her öğrencinin öğrenme üslubu ve algılama hızı birbirinden farklıdır. Zorunlu eğitim sistemi, tüm öğrencilerin aynı kalıba sokularak bireysel farklılıkların göz ardı edildiği bir uygulamadır. Farklı beklentileri ve becerileri olan milyonlarca öğrenciye aynı anlayışı sunmak eğitimi çıkmaza sürüklemektedir. Seçenekleri olan eğitim modelleri, öğrencilerin farklı yetenek ve ilgi alanlarını geliştirmelerine ve daha başarılı bireyler olarak yetişmelerine olanak tanır.

Ülkemizde zorunlu eğitim uygulamasının belirgin bir özelliği de öğrenmeyi okulla sınırlı tutmasıdır. Zorunlu eğitim uygulaması, eğitimi bir hak değil dayatma aracı haline getirmektedir. Eğitim araç ve gereçlerinin öğrenme ortamlarının bunca çeşitlendiği özgürlükler çağında zorunlu eğitim mutlaka olacaksa, bu ancak temel eğitimle sınırlı olmalıdır.

İş ve özel yaşamında büyük başarılar elde etmiş birçok insanın arkasında parlak diploma ve okullardan ziyade kendi çabalarıyla elde edilmiş hayat ve iş tecrübeleri yer almaktadır. Bu sebeple eğitimin süresinden ziyade içeriği ve kalitesi önem arz etmektedir. Bu durum, tecrübe ve uygulamaların yeterlilik olarak değerlendirildiği, öğrenmeyi hayat boyu devam eden bir süreç olarak gören yeni bir eğitim anlayışına geçmemizin gereğini ortaya koymaktadır.

Bugünkü eğitim sisteminde gençlerimiz hayata geç başlamaktadır. Evlilik yaş ortalamasının her geçen gün daha da yükselmesinde, eğitim ve meslek planlamasının önemli bir etkisi vardır. Yıllara göre ortalama evlenme yaşı incelendiğinde, her iki cinsiyette de evlenme yaşının arttığı görülmektedir. TÜİK verilerine göre ortalama evlenme yaşı, 2018 yılında erkekler için 27,8, kadınlar için 24,8 olurken, 2023 yılında erkeklerde 28,3 iken kadınlarda 25,7 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 2,6 yaş olarak gerçekleşti. Veriler detaylı olarak incelendiğinde meslek edinmeyi önceleyen ve şehirde yaşayanlar için ilk evlenme yaşı 30 yaşın üzerindedir. Dolayısıyla toplumun temeli olan ailenin ve tabi ki genel ahlakın bu tablodan olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır.

Ekonomik anlamda düşündüğümüzde 6 yaşında okula başlayan bir çocuğun, okul öncesi ve 12 yıl zorunlu eğitim ile yaşı 18-19 olmaktadır. Birkaç yıl sınav hazırlığının ardından 4-6 yıl üniversite okuyan bir öğrencinin mezun olması 24-25 yaşını rahatlıkla bulmaktadır. İş arama, tecrübe kazanma ve istikrar sağlama süresini de hesaba kattığımızda otuzlu yaşlarda ancak düzenli bir hayata adım atılabilen ülkemizde ortalama insan ömrünün yarısının diğer yarısını kazanmak için harcanması hem acıklı hem de üzücü bir vakıadır.

Üniversiteye giriş sınav başvuru sayısına bakıldığında 3,5 milyonları geçtiği, 12. sınıf mezun sayısının neredeyse 4 katını aşmaktadır. Bu bile ölçme, değerlendirme, yönlendirme ve yerleştirme politikalarındaki yanlışlığı göstermektedir. Ayrıca üniversite ara sınıflarında olup yanlış tercih yaptığını düşünen ve mezun olup mutlu ve başarılı olamayacağını düşünen gençlerin sayısı da 600 binleri bulmuştur.

Çocuğun fıtratı ne olursa olsun, istese de istemese de okul sıralarında oturmaya mahkûm olmaktadır. Özellikle üstün zekâlı ve aktif çocukların çoğunluğu kayıt altında olmak değil; beceri isteyen faal (aktif) işlerle meşgul olmak istemektedirler. Bu durum hem öğrencide hem de öğretmende şevksizliğin sebebi olmakta, zorunlu eğitim, öğrencilerin iç motivasyonlarını düşürmekte ve ilgi duymadıkları konuları öğrenmek zorunda kalan öğrenciler, öğrenmeye karşı isteksiz hale gelmektedir. 12 yıllık zorunlu eğitimin özellikle son dört yıllık diliminin, yani lise kısmının zorunlu olması; okullardaki ders başarısızlığının, düzensizliğin, disiplin sorunlarının, su-i istimallerin ve kalite düşüklüğünün başlıca temel sebeplerinden birisidir.

Zorunlu lise eğitimi algı noktasında zorunlu bir üniversite eğitimini doğurduğu için üniversite öğrencisi olmak işsizliğin yeni adı olmuştur. Üniversite çağına gelen bir çocuğun artık sanayinin en büyük ihtiyacı olan iş alışkanlıklarına sahip nitelikli eleman olma ihtimali kalmamıştır

4 + 4 + 4 olarak tarif edilen eğitim sisteminin öncelikle üçüncü 4 yıllık kısmı zorunlu olmaktan bir an önce çıkartılmalı ve okumak isteyenler için üç yıla düşürülmelidir. Ortaokuldan sonra öğrenciler rehberlik dosyalarında oluşturulan bilgiler ışığında ya Anadolu Lisesi’ne ya meslek lisesine ya da bir mesleğe çırak öğrenci olarak yönlendirilmelidir. Öğrencinin gelecek planlamalarında öğretmenin ve uzmanlık gerektiren rehberlik faaliyetlerinin sonuçları daha fazla belirleyici olabilmelidir. Zorunlu eğitimin süresinin esnetilmesi hatta ilkokul dışı diğer kademelerde zorunluluğun kaldırılması için gereken adımlar atılmalıdır.

Ortaokul sonrasında, ailevi şartları, farklı kariyer hesapları ya da başka sebeplerle örgün eğitime devam etmek istemeyenlerin açık öğretime-akşam liselerine geçişini sınırlandırmak hatta imkânsız hale getirmek eğitimin ruhuyla çelişmekte, insana saygı ilkesiyle tezat teşkil etmektedir.

Ev okulu ailelerin çocuklarının eğitimini üstlenebilecekleri bir seçenektir. Ev okulu, çocuğun ilgi alanlarına ve öğrenme hızına göre özelleştirilmiş bir eğitim programı sunma imkânı sağlamakta; devletin yükünü azaltmaktadır. Hâlbuki müfredat tekeli ve zorunlu eğitim sistemi, esneklik sunmadığından ev okulu imkânı ortadan kalkmaktadır.

İlk iş olarak, geniş katılımlı istişarelerle lise mezununda olması gereken bilgi ve beceriler ortaya konulmalıdır. Yani lise eğitimi amaçsızlıktan kurtarılmalıdır. Lise ve mesleki eğitimi yapılandırırken, bürokratlar yanında iş dünyasının da temsilcileri gelmelidir. İlkokuldan üniversiteye eğitim bir bütün olarak ele alınmalıdır. Üniversitelerde bölümlerin kontenjanları, ülkenin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Üniversiteler ve kontenjanları nüfusa ve istihdam imkanlarına göre planlanmalı, kontenjanlar belirlenirken popülist yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.

İNSAN VE MEDENİYET HAREKETİ     ENDERUN ÖZGÜN EĞİTİMCİLER DERNEĞİ

 

Diğer Haberler