Duyurular Haberler Etkinlikler
 
 
 
 
   
imh.org.tr anasayfam olsun | Bu sayfayı arkadaşına gönder



Email:   
  
Yenilikler,Haberleri, Duyuruları İlk Siz Öğrenin
 Ahmed Zeki Yavaş 
 
     1966 Yılında Rize’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Rize ve İstanbul’da tamamladı. İşletme tahsili yaptı.
1979 yılında merhum hattat Hamit Aytaç’la tanışıp bir müddet nesih hattını meşk etti. Medine-i  Münevvere’de  ikamet eden merhum Mustafa Necati hocadan iki yıl, hattat Osman Özçay’dan dört yıl sülüs ve celi sülüs meşk etti.
 
İstanbul’daki Türk İslam Sanatları hakkındaki eserleri yakından incelemesi ve hocası Osman Özçay’ın orijinal nüshalarını verdiği merhum Sami Efendi’nin yeni cami sebil yazı kalıpları , hattını geliştirmesinde, hat zevki ve  ufkunun genişlemesinde vesile oldu.
 
İlk şahsi sergisini 1997 yılında Beyoğlu  Belediyesi  sanat galerisinde açtı, bugüne kadar 107 kişisel ve karma sergiye katıldı. Yurt içi ve yurt dışında birçok özel koleksiyonlarda ve müzelerde hat levhaları olup,birçok devlet başkanı adına tuğra yazdı.En son dörtyüz sene önce   yaprak üzerine  yazılan hat sanatını ve zerendût yazı tabir edilen altın yazı  çeşidini geliştirdi.
 
Merkezi İstanbul’da bulunan Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın kurucusu ve başkanı olarak, sanatlarımızın; tarihi geçmişine uygun bir mecrada yönlendirilmesi,geliştirilmesi,yaygınlaştırılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla çalışmalarına ve sanat hayatına devam etmektedir.

 

  Hat sanatına ilginiz nereden başlıyor? Niçin böyle bir sanatla ilgilendiniz?
 
Benim hat sanatıyla tanışmam ortaokul birinci sınıfta oldu. Ağabeyim Medine-i  Münevvere’ye  yüksek tahsilini yapmak için gitmişti. Orada Erzurumlu Mustafa  Hoca vardı. Okul döneminde ağabeyim ondan hat dersleri almaya başlamıştı. Ağabeyim yaz tatilini geçirmek için Türkiye’ ye gelmiş. oradan getirdiği şeyler arasında çok güzel yazılar, güzel uçları olan kalemler, farklı kâğıtlardı. Beni bu kağıt ve kalemler ve yazılar cezbetti. Benimde, İmam Hatip Okulunda okumam dolayısıyla Arapçaya aşinalığım vardı.  Yazım güzeldi ve o Arapça harflerde bana güzel geliyordu. Oradan  bir bağlantı kurarak ağabeyim bana hattı tanıttı. Ağabeyimin o yıl aldığı dersleri, üç aylık bir tatil boyunca  ondan öğrendim. Ertesi yaz bir daha geldiğinde bu öğrenimime devam ettim. Yani benim ilk hat hocam ağabeyimdi. Orta üçüncü sınıfa geçtiğimde ağabeyim “Artık senin bu derslerini bir mektupla hocaya yollayalım, Mustafa Necati Hoca’dan mektupla ders almaya başla dedi.  Hocadan mektupla ders almaya başladık. Daha sonra büyük hat üstadı rahmetli Hamit Aytaç’tan nesih dersi almaya başladım. Daha sonrada Osman Özçay dan sülüs  dersi aldım.
 Kolay olmaktan ziyade ilgi ve merakınızın daha etkili olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hat sanatı kolay bir sanat değildir.  Bu sanat uzun bir süre eğitim, ciddiyet ve kabiliyet gerektirir.  Şimdi diyorsunuz ki mesela otuz yaşındayken, otuz beş yaştan sonra bu sanatı öğrenemem diyorsunuz ama merak sizi öğrenmeye teşvik ederek etkisini gösteriyor. Onun için biz kurduğumuz vakıfta da ana sınıfı seviyesinde altı yaşındakilere temel sanat eğitimi derslerini başlatacağız.  Mesela bir elif harfini çocukların tanımaları için ahşaptan keseceğiz,   O çocuk, bunu tanıyacak, elleyecek, bakacak ve diğer harfleride aynı şekilde yaparak harflerin tanınmasını sağlayacağız ama çocuk boyutunda diyelim ki -yirmi santimlik otuz santimlik- be harfi, cim harfi, dal harfi gibi. Yine tezhibte kullanılan motifleri, yaprakları tahtadan kesip onlara vereceğiz.  “ağaç yaşken eğilir” sözünde olduğu gibi çocuklar için daha bir düzeyli eğitim olacak inşaallah.
Sanat, duygu dünyanıza nasıl bir katkıda bulundu?
Şimdi bu sanata şöyle bakacağız; benim için gençlik çağlarımda görsel vizyonun boyutu öne çıktı, yani Kur’an harflerini güzel yazıyorum, güzelin daha güzeli vardır düşüncesiyle daha güzelini yazma gayreti bende hâsıl oldu ve bu sanatı çok erken yaşlarda önemsedim. Hâlâ ortaokul ikinci, üçüncü sınıf defterlerimi saklarım. Bu defterlere baktığımda yazının güzelliklerini görürüm.  Mesela lise sonda ki defterim duruyor Arapça defterim hala durur, hadis defterim hala durur, oradaki yazı kalitesinin diğer öğrencilere oranla çok farklı olduğunu görürüm. Bunun nedeni benden değil hat sanatının bana verdiği güzellikten kaynaklanmaktadır. Sorduğunuz sorunun cevabı olarak duygu dünyası şu;
bu sanatlar İslam’ın doğuşuyla harekete geçmiştir.  Bu sanatları bu kadar güzelleştiren, estetik değer veren İslâm’ın kendisidir. Şayet İslâm olmasaydı, Allahın bize yolladığı Kuran-ı Kerim olmasaydı, peygamberimiz (as) olmasaydı bu sanatlar da olmazdı.  Burada altını çizerek şunu söylemek istiyorum:  Klasik Türk sanatları, Allah u Teâlâ’nın yollamış olduğu Kuran-ı Kerim’in yazısıyla, zaten o güzel olan sözlerin insanlar tarafından daha da güzelleştirme isteği ve gayretiyle ortaya çıkmış olan sanatlardır.
 
Sevdikçe sevilen, sevdikçe güzelleştirilen
Şimdi düşünebiliyor musunuz, Allah u Teâlâ’nın o güzeli daha güzel göstermesini, o güzele güzellik katmamız onun güzelliğindendir, bizim güzelliğimizden değil. Cenabı Hakkın güzel sözlerine daha güzellik katma amacıyla yazı sanatı ve bu sanatlar ortaya çıkmıştır. Hz. Ali efendimizden bu yana aşlayan bu sanatlar o güzel yazının etrafında güzel süslemeler, kâğıdının güzel olması  ebru ile altınla çiçeklerle motiflerle süslenmesi desenlendirilmesi camilere, duvarlara, ahşap ve farklı zeminlere uygulanması ile bu güzel sanatlarımız zenginliğini göstererek ortaya çıkmıştır, hat sanatı, şekil üzere var olan bir sanattır. İslam’ın doğuşuyla beraber gelen, yaşayan, yaşayacak olan bir sanattır.
Hocam, ben mesela şunu da merak ediyorum siz eski üstatlardan belki eski usullerde mektuplaşarak dersler almış bir kişisiniz. Şimdi ki öğrenci hoca ilişkisine bakarak o zamanları kıyaslasanız nasıl bir farklılık var?
Şimdi, o zaman ki İslam’la bu zaman ki İslam arasında ne kadar fark varsa; o zamanki hoca talebe ilişkisiyle, bu zamanki hoca talebe ilişkisi arasında da o kadar fark var. Yani o gün neyse bugün de aynı şekilde devam ediyor. Fakat güzel olan şu ki hattatlarımız sayesinde bu sanat bozulmadan devam etmiştir. Çünkü orada bir ahlak var, o da kur’an ahlakıdır. Orada bir edep var o edep  Peygamberimizin edebidir, hayatıdır, ahlakıdır. Şimdi o terbiyeyle, yani İslam terbiyesiyle devam etmeyeni zaten hat sanatı kabul etmez, barındırmaz.
Aslında burada ben, sizin sözlerinizden şunu da anlıyorum. Siz, gençlere yönelik bir ahlak kazandırmak istiyorsanız onları sanatla da ilişkilendirmemiz gerekiyor.
Sanat bir terapidir.  Özellikle bu sanatlar insanı sabra yönelten bir terapidir. Biz bu ahlakı kazandırmak istiyoruz, zengin bir sanat kültürü kazandırmak istiyoruz.
Bir gazete söyleşinizde kullandığınız önemli bir cümle vardı. Zamanımızda, bakıldığında sanki hat sanatı, ebru sanatı hepsi sanki ayrı bir başlıkmış gibi ele alınıyor. Siz, bunların hepsinin birbirinin bütünleyicisi olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu noktada, buradaki çalışmalardan da bahsedebilir misiniz? Vakfınızın kuruluş amacı nedir?
Vakfın kuruluş amacı şu; Klasik Türk sanatları, bugün kısmı olarak zirvesini yaşıyor. Son zamanlara kadar bu sanatkârlar, bölünmüş parçalanmış bir şekildeydi. Herkes bireysel faaliyetler yapıyordu, kendilerine göre kaliteyi yakalamışlardı. Biz bu kaliteyi ekollerini bozmadan bir merkezden sunmak istedik. Demek istedik ki, zaten adı üstünde; Klasik Türk Sanatları, bu sanatların sahibi biziz. Her ne kadar Arap harfleri dahi olsa, bu harfleri sanat haline getiren Türkler’dir. Bu harflerin etrafında olan, tezhibi ve diğer güzel sanatları aşağı yukarı icat eden en güzel şekilde uygulamış olan bizleriz. Bu sanatların sahibi olduğumuzu bir kez daha göstermek, ıspatlamak ve dünyaya tanıtmak istiyoruz. Öğretmek istiyoruz, yaşatmak istiyoruz, niteliğini bozmadan bozdurtmadan aslını koruyarak gelecek nesillere aktarmayı düşünüyoruz. Zaten çok önemli bir laf vardır. “Kur’an, Mekke de nazil oldu, Mısırda okundu, İstanbul’da yazıldı.” Bu sözden de yola çıkarak, bu sanatların sahibi biziz, ve en güzel şekilde  İstanbul’da icra edilmişlerdir, bizde bunun devamını sağlayacağız.
Vakıf bünyesin de ne gibi çalışmalar oluyor Hocam? Daha ayrıntılı bir şekilde anlatırmısınız.
Burada oniki sanat dalında eğitim faaliyetlerimiz var. Üst düzeyde hocaların, katılımlarıyla kısa sürede bu sanat dallarında akademik eğitim faaliyetlerine başlıyoruz. Bu sanatlarla ilgili alanlarda faaliyet göstereceğiz. Sanat sohbetleri, tanıtım programları, konferans, sergi ve yayın faaliyetleri,  sanat malzemelerinin yeniden aslına uygun bir şekilde üretimini gerçekleştirilmesine çalışacağız.  tıpkıbasımla ilgili geldiğimiz bir son nokta var ki, teknolojinin son ürünü olan bir makineyi Türkiye’de ilk kez biz satın aldık. çok özellikli olan  Bu makineyle  tıpkıbasımda bugün gelinen noktanın dört kat üstünde bir seviyeyi yakaladık. Yani biz bugün, kütüphanelerimizde bulunan önemli Kuran-ı kerimlerin  ve değerli eserlerin tıpkıbasımlarını yapabileceğiz.
 
Yani tıpkıbasım derken?
Birebir basım. Yani aslı neyse aynı, biz buna tıpkıbasım diyoruz. Mesela diyelim bir koleksiyon yaptık; o koleksiyonla ilgili bir albüm çıkartacaksak orada o makineyi kullanarak tıpkıbasımını yapabileceğiz, bir kitap ve eserin aynısının tıpkıbasımını yapacağız.
 
Burada her yaştan kimseye eğitim vereceğiz demiştiniz. Hatta anaokulunda klasik sanat eğitimlerini başlatacağınızı söylüyorsunuz.
 
Burada sene tahtidi  olmaksızın, yaş sınırı olmaksızın eğitim yapacağız. Altı yaş, yetmiş yaş, toplumun her kesimine eğitim verebileceğiz. Ama yetmiş yaşında ki adam bizi meşgul etmek, zaman öldürmek için buraya gelirse o olmaz. Ama yetmiş değil, seksen yaşında dahi olsa bu işi öğrenmek istiyorsa gelsin ve öğrensin. Yoksa hocalarımızı meşgul etmek istemiyoruz. Ben talebe kabulümde şöyle diyorum: “Benim ders vermek için  hiç zamanım yok, sen beni meşgul edemezsin diyorum,  ama senin öğrenmeye niyetin varsa o zaman senin için vaktim çok diyorum.”  Talebe gelir, bir sene iki sene devam eder ondan sonra çeker giderse, bu da olmaz . Bu sanatlar emek ister, sabır ister, ömür ister.
Buraya sanatları öğrenmeye gelen talebenin bunu bir hobi olarak ta görmemesi gerekiyor, öyle mi?
Hobi değil bu, bir sanattır ve meslektir. Kesinlikle bu bir hobi olarak yapılamaz. Bizim bu işi hobi olarak düşünenler için kesinlikle vaktimiz yok. Bizim üstatlarımız, bu sanatı bir eğlence bir hobi olarak görselerdi, gösterselerdi asla bu sanatlar devam etmezdi. Eski Çin, Hindu sanatları gibi kaybolup giderdi.
 
Yani burada o işin cefasını çekecek, sabrını görecek talebeler istiyorsunuz.
 şunun önemle altını çiziyorum, burada hat dersi alan bir öğrencinin ayda dört gün,  derse devamlılığı zorunludur. Bu talebemiz, ayda iki defada temel sanat eğitimi, sanat felsefesi, sanat tarihi dersleri alacak. Ayrıca bir hat öğrencisi, diğer sanat dallarıyla ilgili olan genel konuları bilecek,  ebru yapabilecek, diğer sanatlara ait ekolleri yakından tanıyacak,  belki hat sanatında olduğu gibi bu sanatlarda profesyonel olmayacak ama geleneğin tedrisatından geçecek. Yani hat sanatı dalında mezun olacak bir talebemiz, diğer sanat dalları hakkında sorulan soruların hepsine cevap verebilecek kapasitede yetiştirilecek, tarihte ilk defa biz burada  bu uygulamayı yapacağız; inşallah başarılı olacağız.
Aslında bir sanatın yaşatılmasından ziyade sanatkârlarla, sanatın mesleğe aktarılması gibi bir çalışma olacak.
Şimdi biz öğrencilerimizi yeteneklerine göre bölümlere ayırdıktan sonra haftada bir sanat sohbetlerine davet edeceğiz. Bu sanat sohbetleri, sanat üstatlarımızdan sanatın her dalının konuşulduğu has sohbetler olacak. Klasik sanatlarımızdan haz duyanlar bu sohbetlerimizde bulunabilecek. Öğrenmek isteyenlere kitaplar dolusu, deryalar dolusu bilgiler  sunacağız.
Biz, yani İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak, medeniyet değerlerimizi önemsiyoruz. Medeniyetimiz için atılan her adımın selamlanması gerektiğine inanıyoruz. Medeniyetimizi tekrar inşa etmek için atölyeler kurmayı düşünüyoruz. Sergiler açmayı düşünüyoruz. Şuna inanıyoruz ki sanat aslında bir şeyi söyleme, yapacaklarımızı en güzel şekilde ifade edebilme usulümüzü geliştiriyor; yazı usulümüzü şekillendiriyor, insanla, tabiatla dinle diyaloglarımızı geliştiriyor. Bu topraklarda yetişen insanlarda bunu en güzel şekliyle de ifade etmişler yani kendi medeniyet mimarimizde olsun sanat eserlerimizde olsun bunu görebiliyoruz çok güzel bir şekilde.
 Bizim medeniyetimizde bu sanatlar her zaman ön plandadır. Medeniyetler arasında ki yarış ve diyalog sanatla olur. Sanatını önemsemeyen bir toplum ayakta kalamaz, teknoloji gerekli ve faydalıdır ama ruhumuza hitap etmez onu besleyemez.
 Sanatkârda sükûnet vardır. Sükûnet içinde sanatını icra ettiği için nefis terbiyesi almıştır, ama sanatkârın hangi sanat dalında olursa olsun konuştuğu tek şey vardır; o da yaptığı eserlerdir. Sanatkâr yaptığı eserlerle konuşur ve onları konuşturur.
 
Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Özelliklere gençlere bir mesajınız var mı?
. İnşallah, söylediğimiz gibi altı yaşından, yetmiş yaşına kadar bir eğitim faaliyeti başlatıyoruz Bu sanatların sahibi olduğumuzu bir kez daha tüm Dünya’ya ispatlamak için genç yaşlı taleb eden her kesime öğreteceğiz, onlarda inşaallah öğrenmeye gayret etsinler.
 
 
 
İnsan ve Medeniyet Hareketi
Röportajı gerçekleştiren: İsmail İleri
Redakte ve tashih eden: Merve Evren
Fotoğraf: Tayfun İleri 
Bahriye SOLTAN
İNSAN VE MEDENİYET HAREKETİ DOSTLARINI RAMAZAN İFTARINDA BULUŞTURDU
Cemal BALIBEY
Bir Yıldız Gibi Kayarak Ayrıldı Aramızdan
  DUYURULAR
E mail
Şifre
Şifremi Unuttum      
YENİ ÜYE
İMH Üyelik Sistemi Avantajlarından sizde yararlanın
  Hükümetin yeni anayasa çalışmalarının hak ve hürriyetleri geliştireceğine inanıyor musunuz?
  Evet
  Hayır
  Kısmen
  İlgilenmiyorum
    Diğer Anketler  
 
İNSAN ve MEDENİYET HAREKETİ Web Tasarım ve Programlama
www.yonca-ad.com
Web Tasarım, İnteraktif Cd, Tanıtım Filmi...
Nişanca Mahallesi Otakçılar Caddesi No:21 / 3 EYÜP - İSTANBUL
Tel: 02125013171 | Faks: 02125013105    
Copyright - 2008 2010 / İMH