Âile Yuvasında Çocuk
Çocuklar âile yuvalarının meyveleridirler. Anne, babanın devamıdırlar… Onlar da daha önceki anne ve babaların, dede ve ninelerin, ataların devamıdırlar. Çocuklar zinciri esasen beşeriyetin geleceğidir. Onun için de çocuklar kıymetlidirler, kıymetli olmalıdırlar. Onlarla yarınlar kazanılır, onlarla ecir kazanılır, onlarla ebedî hayat kazanılır… Onlarla anneler, babalar kazanır, onlarla atalar kazanır, onlarla torunlar kazanır, onlarla millet ve insanlık kazanır. Kazançlar böyle olduğu gibi kayıplar da böyledir…
Çocuklar ne kadar sıhhatli olursa istikbal o kadar sıhhatli, onlar ne kadar bilgili olursa istikbal o kadar ilim, irfan yüklü, onlar ne kadar güzel hasletlerle filizlenerek büyür, yetişirlerse yarınlar o kadar güzel ve güvenli olur.
Çocuklar âile yuvalarının meyveleridir, dedik. Evet, onlar da dünyaya geldiği andan itibaren farklı güzellikler, tatlılıklar sergileyen meyvelerdir. Giderek büyürler ve her merhalede farklı sevilirler. Dünyaya ağlayarak gelseler bile, onların ağlayışları çevrelerinde sevinç dalgalarına vesile olur, gönüllere ümit güneşleri doğar…
Onlar yepyeni bir başlayış, yeni bir umuttur. Dünyaya gözlerini yeni açan bir çocuk, köhnemiş yer yer küf tutmuş dünyaya tazeliğin, yeniliğin bir müjdesidir…
Zikr-i Hakîm’de; “Mal, mülk ve çocuklar dünya hayatının gönle hoş gelen zînetidir, süsüdür. ” (Kehf 18/ 46) buyrularak işaret edildiği gibi onlar dünya hayatının zînetidir, süsüdür.
Âyet-i kerîmenin devamı, ebedî kalıcı olan amellerin Allah katında daha hayırlı, daha ümit verici olduğunu vurgular. Bu şuurla hareket edilir, bizlere bahşedilen servet ve çocuklar, hayırlı ameller işlemek için sermaye ve imkan haline getirilirse bizleri dünya hayatıyla birlikte fânîliğin dehlizlerinde kaybolup gitmekten kurtarır. Bu elbette ki daha hayırlıdır. O zaman insan hayat sonrasına uzanmayı başarmış, gelip geçici olmaktan kurtulmuş, gök kubbe altında adının hayırla yâd edilişine yol bulmuş olur. Bunun güzelliği tartışılamaz…
Dolayısıyla çocuklar, bir insanın amel defterinin ölümden sonra da hayırlı ameller için açık kalma ümididir…
*
Allah Rasûlü(sav) mü’minlere yaptığı bir tavsiyede şöyle buyurur:
“Sevgi dolu, doğurgan kadınlarla evleniniz. Ben sizin çokluğunuzla övüneceğim.”
O, yuvaların kurulmasını, kurulan yuvaların sevgiyle, şefkatle, çocuk cıvıltıları ile dolmasını istiyor. İman nûru ile aydınlanan yuvalardan filizlenen yeni nesillerin yetişmesini ve İslâm şuuruyla yoğrulmalarını, ümmet bütünlüğü içinde mü’min gönüllerle birbirlerine kenetlenmelerini ve her geçen gün çoğalmalarını arzu ediyor.
Enes(ra) anlatıyor: Allah Rasûlü(sav) düğünden dönen kadınları ve çocukları görmüştü. Bu manzarayı Rabbinin bahşettiği bir nimet bilerek ayağa kalktı, sevincini ve sevgisini; "Siz, insanların gönlüme en hoş gelenisiniz," buyurarak dile getirdi . Bu Ensar'a ve Ensar'ın filizlenip çoğalmasına duyulan sevgi ve sevincin bir ifadesiydi.
Yıllar yılı çekilen çilelerden, İslam nûrunu gönüllere yerleştirmek için sürdürülen gayretlerden, onun söndürmeye çalışan zalimlere karşı verilen mücadelelerden sonra tabiî bir hayat akışına geçiliyor, kadınlar ve çocuklar yeni kurulan bir yuvanın sevincini üzerilerinde taşıyarak bir düğünden dönüyorlardı. Bunlar, kendi öz yurtlarından dışarı atılan, yakınları, akrabası tarafından dışlanan İslâm’ın ilk neferlerine kucak açan, onları kardeş bilerek bağırlarına basan Ensârın kadınları ve çocuklarıydı. Bu görünüş, yeni bir baharın müjdecisiydi… Onların sergilediği bu canlı levha ve gelecek günlere müjdeler taşıyan görünüşleri Allah Rasûlü'nü sevindirmiş ve Kâinâtın Efendisi duygularını bu şekilde kelimelere dökmüştü…
*
Hz. Meryem'deki gönül safiyetini, Allah'a teslimiyetini, kendisi için hazırlanan odasında, mihrabında iken Rabbi tarafından rızıklandırılışını görünce yüz yaşına yaklaşan Zekeriyâ Aleyhisselâm'ın kalbinin de böyle bir çocuk sahibi olmanın arzusuyla doluşunu ve;
"Bana hayırlı, güzelliklerle dolu nesil lütfeyle! Şüphesiz sen duâları işiten ve kabul edensin!" (Âl-i İmrân 3/ 38) duâsını, çocuk bahşedilince duyduğu sevinci unutmayınız.
İbrahim Aleyhisselam'ın seksen yaşından sonra İsmail(as) ve İshak(as) ile yaşadığı sevinci de…
Rahman'ın kullarının; “Rabbimiz! Bizlere, yüzümüzü ağartacak, göz nûrumuz olacak eşler ve çocuklar, nesiller nasib eyle! Bizleri takvâ sahiplerine önder kıl!” (Furkân, 25/ 74) duâsını da.
Bu duâ, Rahmân’a kulluğun şuurunda olan, bununla izzet ve şeref duyan her mü’min gönlün duâsı ve arzusu olmalıdır. Bu duâ ve arzunun gerçekleşmesi için de gayret sarf etmeli, lütfa layık olmalıdır.
Hangi dünya malı, göz nûru, gönül süruru olacak eşler ve çocuklardan, güzel hasletlerle filizlenip gelişen torunlardan daha büyük nimet olabilir!? Hele de, her hayırda önde giden, her güzellikte payı olan, geçtiği hayat yollarında unutulmaz eserler bırakan, büyüklerine hayır duâlar eden ve ettiren insanlar olurlarsa...
Hayr ve güzelliklerle dolu bir nesile, böyle bir neslin yetişmesine için yükselen şuura ve gayretlere ihtiyacımızın ne kadar büyük olduğu her şuurlu kardeşimizin bildiği bir gerçektir.
*
Burada belki bir noktaya daha vurgu yapmakta fayda vardır. Kendileri arzu ettikleri halde tıbbî veya herhangi bir sebeple çocuk sahibi olamayan, hatta yuva kuramayan kardeşlerimiz de vardır. Bu bir takdir-i ilâhîdir. Bu kardeşlerimizin nice hayırlara vesile olması, çocuk sahibi olanlardan daha fazla hizmet ve ecir kazanma fırsatı yakalamaları elbette ki mümkündür. Bunun en güzel misallerinden biri şüphesiz Âişe Vâlidemizdir.
Kendileri anne ve baba olarak gayret ettikleri halde, çocuklarının yollarından başka yol, yönlerinden başka yön tuttuğu âileler de vardır. Bunun en açık misali de Nuh Aleyhisselam’ın oğludur. Ancak bunlar istisnadır, hesaplar ve planlar daima asıla göre yapılır, çalışmalar bu istikamete yöneltilmelidir.
Elbette ki gelecek günlerin neler getireceğini bilemeyiz. Ancak niyetlerimizi, emel ve ümitlerimizi güzelleştirmemiz, bunun için gayret etmemiz, gayretlerimizi duâlarımızla bütünleştirmemiz bizim elimizdedir.
*
Günümüzde büyüklere göre çocuk sayısının, dolayısıyla yaşlılara göre genç neslin giderek azaldığı bir gerçektir. Henüz tam olarak tesirini diyarımızda göstermese de imrendiğimiz, aralarına katılmak için akla hayale gelmedik tavırlar sergilediğimiz batı dünyasında kendisini açık ve net olarak gösterir hale gelmiştir. Birçok ülkede nüfus giderek azalmış ve artık yaşlanmıştır. Bu azalma ve yaşlanma devam etmekte, âilelere çocuk için yapılan çağrılar ve teşvik tedbirleri de çok defa faydasız kalmaktadır. Yine birçok ülke dışarıdan göç alarak bu açığı örtmenin telaşına girmiştir. Gayretlerini göç yoluyla ülkelerine gelecek olanların kültürlü ve seviyeli insanlar olması yönünde yoğunlaştırmaya başlamışlardır.
Nüfus azalması, dolayısıyla da yaşlanmasının birinci derecede sebebi, insanların şahsî zevk ve arzularını, kendi menfaatlerini düşünür, kendisinden başkasına aldırmaz hale gelişi, getirilişidir. Bu anlayış sebebiyle kalplerde manevî boşluğun giderek büyümesi, âile yapısının çatırdayışı, evliliklerin sadece zevk ve menfaat anlaşmasına dönüşmesidir.
Bu gün Avrupa'da, Amerika'da babasız büyüyen çocukların dehşet sayıya ulaştığı bir gerçektir. Hele planlı bir şekilde âile yuvalarını dağıtmanın, kişileri ferdîleştirerek kolay idare etmenin hesaplarını yapan, bütün hesapları çökünce de insanî değerler kaybının en acı örneklerini yaşayan Varşova Paktı ülkelerinde bu rakam çok daha korkunçtur.
Her ne kadar İslâm âleminde çocuk sahibi olmama, çocuk istememe gibi bir duygu yayılmamış olsa bile yapılan propagandaların tesirleri, biraz da özenti sebebiyle az çocuk edinme isteği ciddî şekilde yayılmaya başlamıştır. Bunun savunması da; "Marifet çocuğu doğurmak değil, yetiştirmek. Bu zamanda çocuk kolay korunmuyor, kolay yetiştirilmiyor…" karşı saldırısıyla yapılıyor. Sıkıntılı bir devre yaşadığımız gerçektir. Ancak her devrin kendisine göre sıkıntıları, imtihanları vardır. Sıkıntı veya imtihan ne kadar büyük olursa başarı da o kadar büyük olur. Kokuşmuş bir dünyada temiz, nezih ve taze bir nesle ihtiyacımız da büyüktür.
Günümüzde maddî imkânların, çocuklar dâhil herkes için çoğaldığını, ihtiyaç olarak görülen birçok şeyin kanaatsizlikten kaynaklandığını unutmayınız. Ne demek istediğimiz kapalı görünüyorsa evleri doldurup size yer bırakmayan eşyaya, mağazaların raflarında sıralananlara bakınız. Artık hiç yamalı elbise giymeyenlere, biraz rengi kaçan elbiselerin atılışına, fakirlerin bile hibe edilen elbiselerin sadece yeni olanı kabul edişine, bir kere kullanılıp sonara atılan malzemelerdeki çokluğa dikkat ediniz. Yine de çocuk terbiyesi için zor zamanda yaşadığımızın bir gerçek olduğunu aklımızdan çıkartmıyoruz…
*
Gerçek manada önder, gidilen yolun varacağı yeri, çıkılan merdivenin dayalı olduğu doğru duvarı tayin edendir. Bir önder, önderlik ettiği yolun vardığı sona, asıl hedefe göre değer kazanır. Ya huzur, sükûn ve mutluluk veya uçurum ve bataklık önderidir. Ya iki cihan saadetine, ya da dalâlet ve hüsrana giden yolun rehberidir…
Ömrünüzün en güzel yıllarını verdiğiniz, uzun mesafeler aşarak geldiğiniz bir yolun yanlış yerde bittiğini, kan ter içinde çıktığınız merdivenin son basamağına geldiğinizde, onun yanlış duvara dayalı olduğunu ve bunu anladığınız o anı düşünüz… Duyulan ne buruk bir duygu, uğranılan ne acı bir hüsrandır. Ne yazık ki hüsran günümüzde hiç de az yaşanan bir gerçek değildir.
Aşırılıklardan uzak “Hak Yol” ve “Orta Yol” olan İslâmiyet'in bize kazandırdığı hasletler ve değerler tek tek incelendiğinde, her biri insaf ve ibretle değerlendirildiğinde ne kadar kıymetli ve lüzumlu hasletler ve değerler olduğu, kaybının ne derece büyük bir kayıp olacağı çok daha iyi anlaşılacaktır.
Âhireti yok sayarak yeni bir dünya kurmaya, İslâm nûrunu söndürerek insanlığı karanlığa mahkum etmeye çalışanlar ve adını "aydınlık gelecek" koyanların daha şimdiden bir çok alanda çaresizliği yaşadıkları gözler önündedir. Bakanlar görecek, hissi hala var olanlar hissedeceklerdir.
Akıp giden zaman insana çok şey öğretir, ancak yavaş yavaş ve acılarla öğretir. Onun dilinden zeki insanlar anladığı gibi, ahmaklar da anlar. Çünkü onun anlatışı çok tesirlidir. Ancak o, çok defa hastalıkları, hataları, yapılmaması gerekenleri anlatır, bu konuda tecrübeler sunar… Bizim yapılması gerekeni bilmeye ve tedavî reçetesine ihtiyacımız vardır. Bunu her insanın anlaması o kadar kolay değildir. Bunun için her insanın belli ölçülerde irşada, yol göstericiye ihtiyacı vardır.
Allah Rasûlü(sav) bize gidilecek yolu tayin eden önderdir. Ömrün boş şeyler uğruna heba edilişini önleyendir. Müjdeleyicidir, ikaz edicidir, Allah'a davetçi, Allah yolunun aydınlatıcısıdır. İki cihan saadetinin hakiki mürşididir. Onun bize miras bıraktıkları bunun için değerlidir.
*
Allah ve Rasûlü'nün bizleri irşadı çerçevesinde göz nurumuz olmasını arzu ettiğimiz çocuklarımızın aile yuvasında güzel hasletlerle filizlenip yetişmesi için şu tavsiyeler demetini paylaşmakta fayda ümit ediyoruz:
Selim fıtratla düşünen insanlar için bahşedilen çocuk, hem imtihan, hem de sevinç vesilesidir.
Sevinç vesilesidir, çünkü onlar bizlerin devamıdır. Bizim parçalarımız, ciğer parelerimizdir. Masum tavırları, küçücük uzuvlarıyla, kelimeleri çocuk üslubuyla kullanışlarıyla, safiyane hareketleriyle sevimlidirler.
Efendimiz'in kendi çocuklarının, torunlarının dünyaya gelişine sevindiği gibi, sahabelerin çocuklarına da son derce sevindiği, onlara duâlar ettiği bilinen gerçeklerdendir. Bu sebeple bir çok sahabe dünyaya gelen yavrusunu ona getirmiş, duâsını almış ve yavrusunun ismini Efendimiz'in koymasını istemiştir. Akîka kurbanıyla sevinçler paylaşılmıştır…
*
Çocukların vesilesi olduğu gibi imtihan vesilesi olduğuna dikkat çektik. Zikr-i Hakîm’de;
“Mal, mülk ve çocuklar dünya hayatının gönle hoş gelen zînetidir, süsüdür. ” (Kehf 18/ 46)
buyrulur. Âyet-i kerîmenin devamı, ebedî kalıcı olan amellerin Allah katında daha hayırlı, daha ümit verici olduğunu vurgular. Bu şuurla düşünüldüğünde şu ibretli neticeye varılır: Bizlere bahşedilen servet ve çocuklar, hayırlı ameller işlemek, geride hayırlı hatıralar bırakmak için sermaye ve imkân haline getirilirse bu daha güzeldir. İnsanı dünya hayatıyla birlikte fânîliğin dehlizlerinde kaybolup gitmekten kurtarır. Elbette ki bu daha hayırlıdır. O zaman insan hayat sonrasına uzanmayı başarmış, gelip geçici olmaktan kurtulmuş, gök kubbe altında adının hayırla yâd edilişine yol bulmuş olur. Bunun güzelliği tartışılamaz… Bu şuuru kaybeder veya hiç duymaz ve hissetmezse, hayat seyrine aktarmazsa iki dünyada da kaybedenlerden olur. Ebedî dünyadaki kaybı, şüphesiz bu dünyadan daha büyüktür.
Bunun içindir ki Rabbimiz;
“Şüphesiz sahip olduğunuz mallar ve çocuklarınız birer imtihan vesîlesidir. Allah katındaki ecir ise çok daha büyüktür.” (Teğâbün 64/ 15) buyurur.
Âyet-i kerîmede bir nevî çocuklara ve dünya malına düşkünlüğün varlığı vurgulandıktan sonra hiçbir sevgi ve düşkünlüğün, Allah’ın huzuruna çıkılarak muhasebe görüleceği gerçeğini unutturmaması, göz ardı ettirmemesi isteniyor. Çünkü o muhasebenin neticesi ebedî saadetle bağlantılıdır. Elbette ebedî azap ve dehşet ile de…
Dünya malı bir nimettir. Çocuklar da çok farklı bir nimettir. Onlarla olan bağlarımız, onlarla ilgili duygularımız, onlara karşı hareketlerimiz nikmete dönüşmemeli, ebedî hayatta da nimet olmaya devam edebilmelidir.
Allah katındaki ecri unutanın veya hesaba katmayanın sevgisi ve düşkünlüğü çok defa daha dünyada iken bitecek, acı ve eziyete dönüşecektir.
Dünya malı imtihan vesîlesidir. Nereden nasıl kazanıldığıyla, nasıl sarfedildiğiyle, şükrünün eda edilip edilmediğiyle…
Çocuklar da imtihan vesîlesidir. Nesebinin sıhhatiyle, dünyaya gelişinden itibaren nafakasının teminiyle, diğer ihtiyaçlarının giderilmesiyle, korunup gözetilmesiyle, gösterilmesi gereken ilgiyle, sevgiyle… Edeb, terbiye ve eğitiminin hak yolda sarsılmadan ilerleyebilecek şekilde yapılıp-yapılmasıyla veya yapılması için gereken gayretin gösterilip-gösterilmesiyle. Onların hatalarının doğrultulması için sarfedeceğimiz gayretlerle. Bu hataların savunulup savunulmamasıyla. Bizi doğrularımızdan koparıp koparamamasıyla. Allah’a olan vazîfelerimiz konusunda bizi meşgul edip etmemesiyle. Kibir ve gurur kaynağımız olup olmamasıyla. Âhireti unutturup untturmamasıyla. Onlara göstereceğimiz sevginin sadece dünya menfaatlerine bağlı olup olmamasıyla…
Kısaca onlar da, dünya malı da gerçekten küçük-büyük bir dizi imtihan vesîlesidir. Çocukların imtihanı şüphesiz daha büyük ve çeşnilidir.
Çocuklarınızı dünya ve âhiret hayatını düşünerek seviniz…
*
Dünya ile yeni tanışan yavru, kulağında ilk nidâ olarak Allah’ın yüceliğini, varlığını ve birliğini, ondan başka ilah olmadığını, kulluk edilecek, boyun bükülecek başka hiçbir varlık olmadığını, Muhammed’in onun Rasûlü olduğunu duysun. Onu ibadete çağıran davetin muhatabı olsun. İslâmın şiârı kulağında yer etsin. Henüz anlamasa bile veya biz onun bundan ne anladığını bilmesek bile…
Ancak biz bu nidânın onun beyninde, kalbinde yer edineceğini, zamanla çok şey anlayacağını, kulağına okunan ezanın onun hayatında çok ciddî bir yerinin olacağını, onu neye davet etiğini idrak edeceğini biliyoruz.
Sonraki yıllarda çocuğun, dünyaya geldiğinde kulağına ezan okunduğunu duyması bile ona çok şey anlatacaktır. Hele de kulağına ezan okuyan insan sevdiği, takdir ettiği, hürmet duyduğu bir insan ise…
Ayrıca ezan, bu bir ebeveynin yavruları için nasıl bir hayat hazırlama arzusunda olduklarının, nasıl bir istikbal düşündüklerinin, onun hangi çizgide, hangi istikamete doğru yürümesini istediklerinin de işaretidir. Çocuklarını yaratıldığı temiz fıtrat üzerine koruma azmi ve gayreti içinde olacaklarının da ilk habercilerindendir.
Ezan, İslâm'ın şiârıdır. Müslümanlığın, Allah'a kulluğun, Rasûlü'ne ümmet oluşun ilanıdır.
Çocukların kulaklarında ilk duydukları, kalplerinde yer eden bu nidâ, sonraki günlerde İslâm diyarının semalarında her yükselen her nidâ ile bütünleşecek, verilen İslâmî terbiye ile yoğrulacak ve gönüllere yerleşecektir.
*
Allah Rasûlü(sav); “Siz, kıyâmet günü isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. Onun için güzel isimler koyun,” buyuruyor.
İsmin, bir insan üzerinde bırakacağı tesir elbette ki inkar edilemez. Bu tesiri küçümsemek de aklı başında olan birinin yapabileceği davranış olamaz. Bu konuda gösterilecek ihmal de basite alınamaz. İsim koyma zahmetli bir iş değildir. Zaman da almaz. Ancak devamlıdır, devamlı olduğu için de tesiri büyüktür.
İsim, sahibi olan insanla bir ömür boyu bütünleşir. O kişi görülünce ismi, ismi duyulunca da hemen o kişi zihinde canlanır. Bu kendisini tanıyanlarcadır. Tanımayan insanlara da o kişi ismiyle tanıtılır ve şahsıyla ilgili bilgiler ismiyle birlikte verilir. İsmi asla basite almayınız.
*
Allah Rasûlü(sav) buyuruyor ki:“İçinde Allah’ın anıldığı bir ev ile, Allah’ın anılmadığı bir ev arasındaki fark, ölü ile canlı arasındaki fark gibidir.”
Evlerimiz Allah'ın ism-i celâlinin anıldığı, Kur'ân tilavetiyle dolu, namazla nurlanan evlerden olmalıdır. Bunun için Rasûlullah(sav) Efendimiz namazlardan bir kısmının evde kılınmasını arzu eder. Bu çocukların babaları Allah'a ibadet ederken görmesi ve bu duygunun gönül dünyalarına yerleşmesi içindir.
Ancak annelerin dindar olması çocuklar üzerinde daha derin tesir bırakır. Evlerin birinci derecede İslâm nûruyla aydınlanmasına vesile olan da daha çok annelerdir.
Çocukların namazı sevmesi, ibadete alışması konusunda kararlılık sergilemesi gereken her ne kadar baba olsa da, onlarla daha yakın ilgi kuran ve onları namaza teşvikte başarılı ve sabırlı olan annedir. Bu son derece kıymetli bir vazifedir. Anneler bu ecri elde etmeye, yavrularının gönüllerine ibadet sevgisi aşılamaya azimli olmalıdırlar.
Evler ibadetle canlanmalıdır. Akşam vakti evlerimizin üzerine giderek koyulaşan perdelerini indirirken, sabahın seher vaktinde yeni bir günün tazeliği hissedilirken tilâvet edilen Kur'ân-ı Kerim'le de cana can katıulmalıdır. İslâmî sohbetlerle, Mevlâ'yı zikredişle, ilim müzakereleriyle, akraba ve dostlarla bir araya gelişi takip eden hayırlı adımlarla hayat bulmalıdır.
Akıp giden boş vakitler, birbirini takip eden faydasız, manasız sözler, zararlı dedi-kodular, Rahman'ın öfkesini çekecek, İblis'i memnun edecek filler, tavırlar, seviyesiz, bayağı veya çılgınca davranışlar, vurdumduymazlık ifade eden tembellikler yuvaların bugününü ve yarınını karartır. Bu karartılar silinip yok edilmelidir.
Evlerin kalbi güzel duygularla atmalı, güzel niyetlerle dolmalı, bugün de, yarın da, çocuk iken de, genç ve yaşlı iken de, ebedî hayat için de gerçek saadet yuvası olmalıdır.
Zikr-i Hakîm'de; “Ey iman edenler kendinizi ve âilenizi Cehennem ateşinden koruyun…” (Tahrim, 66/ 6) buyrulur. Kendinizi ve âilenizi ateşten koruyunuz.
|
Bir geminin fırtınalı havalarda emniyet ve huzur duyacağı limanlara ihtiyacı olduğu gibi hepimizin hayırlı dostlara, sadık insanlara, bizim, yuvamızın hayrını isteyen kardeşlere ihtiyaç vardır. Onların bize dost olduğu kadar biz de onlara, onların bizim hayrımızı, güzel günlerimizi istediği kadar biz de onların hayrını, güzel günlerini istemeliyiz. Bu kenetleniş bize güç kazandıracaktır. Âilemizin çevremizde dolaşan zararlılara karşı direncini artıracaktır.
Sâlih ve sadık dostlarla beraber olmak aynı zamanda bir emr-i ilâhîdir. O; “Ey Îman edenler! Allah’a takvâ ile dolu olun ve sâdıklarla birlikte olun,” (Tevbe, 9/ 119) buyurur.
Dostlar bir araya gelince güven hissetmeli, hayırlı yolda birbiriyle yardımlaşmalı, şerden uzak durmak ve korunmak için el ele vermelidir.
İyi bir dost dünya mallarıyla kıyaslanamayacak kadar kıymetlidir. İyi dost bulmanın en iyi yolu da iyi bir dost olmaktan geçer. Bu gerçek unutulmamalıdır…
|
Nafaka temininden birinci derecede babalar sorumludur. Bu onun görevidir. Bu görevi en güzel şekilde yerine getirmekle iftihar etmeli, asla şikâyetçi olmamalı, sızlanmamalı, sebeplerine sarılmak için çaba sarf etmelidir.
Temin edilen nafaka da temiz ve nezih olmalı, temiz ve nezih yollardan nafaka temini, nafakanın miktarı ne olursa olsun asla küçümsenmemelidir. Âile nafakasının temini gerçek bir hizmettir. Ebedî saadete vesile olan ecir yollarından biridir. Allah Rasûlü'nün hizmetinde bulunan Sevbân(ra) rivâyet ettiği bir hadise dikkat ve ibretle kulak veriyoruz:
"En fazîletli dinar, bir insanın kendi âilesinin nafakası için sarf ettiği dinardır. Allah yolunda cihad için bineğine sarf ettiği dinardır. Allah yolunda cihad eden arkadaşlarına sunduğu dinardır."
Bu hadis-i şerifte âile nafakasının ilk sırada yer alışına dikkat ediniz.
İnsan yavrusu diğer canlıların yavrularından farklıdır. Onun anne ve babaya diğer canlıların anne ve baba ihtiyacından daha fazladır. Belli bir çağa erinceye kadar anne ve babasının nafaka teminine, sevgi ve sıcaklığına ihtiyacı vardır. Onlar olmadan hayat basamaklarını tırmanamaz.
Bir insanın helalinden rızk kazanarak evine getirmesi, hanımının ve çocuklarının nafakasını Allah rızasına uygun bir şekilde temin etmesi, onlara izzetli ve şerefli bir hayat sunması elbette ecri hak eden asil bir davranıştır.
Kazançlarını çirkin temeller üzerine oturtanların, zulmedenlerin, binlerce insanı günaha sürükleyerek bundan kazanç temin edenlerin varlığı, hatta çokluğu bilinen bir gerçek…
Birkaç saniyeliğine de olsa bu tip insanları gözlerinizin önünden geçirin. Sonra yuvalara helal kazanç taşımanın nasıl bir nimet olduğu üzerinde tefekkür edin. O zaman kıymetinin daha iyi anlaşılacağını ümit ediyoruz.
Tefekkürün ardından da gelecek günlerinizde kire, pasa, çamurlara ve necasete bulaşmamak için gayret edin, helal kazanç için çırpının, veren Allah'a hamd edin, şükredin, kazancınızın bereketi için duâ edin…
Çocuklarınıza getirdiğiniz az da olsa, bunun kirli çok ile kıyaslanamayacak kadar değerli olduğunu bilin. Helal lokma getirmenin gururunu ve şuurunu yaşayın. Çocuklarınıza da bu şuuru aşılayın.
|
Allah Rasûlü(sav); “Çocuklarınıza değer verin, onlara ikramda bulunun, onların terbiyelerini güzel yapın!” buyurur.
Her insan çocuğuna, kendi çocuğu olması hasebiyle değer verir, vermelidir. Hadisteki değer vermeden murat, daha çok çocukların duygularına, düşüncelerine, sözlerine, şahsiyetlerine değer vermek ve bunu kendilerine hissettirmek, onları güzel hasletlerle donatarak her selim fıtratlı insanın takdir edeceği bir şahsiyet haline getirmektir. Terbiyelerine dikkat etmek, onları İslâm edeb ve terbiyesiyle yetiştirmek, onları hem kendilerine, hem âilelerine, hem ülkelerine, hem de inandıkları dâvâya faydalı olacak, takdire değer hizmetler sunacak şekilde yetiştirmektir.
Bu onlara hem Rabbimiz katında hem de insanların gözünde değer kazandıracaktır. Bir anne ve babanın çocuğuna yapacağı en büyük iyiliklerden biri de şüphesiz bu olsa gerektir.
Kalplerde yer eden imanın güzelliğine, nûruna inanıyorsak onun dış dünyaya güzel aksetmesinin lüzumuna da inanmalıyız. Güzel bir şeyin dışa çirkin aksetmesi abestir. Ya duygularımızda yada davranışlarımızda bir gariplik var demektir. Ancak sebebi ne olursa olsun dışa çirkin aksedişin, içteki imanı da yaralayacağı, hem sahibine, hem de içinde yaşadığı cemiyete, hem de temsil ettiği inanca, fikre, davaya zarar vereceği kesindir.
Elbette ki aynı şeyler çocuklarımız için de geçerlidir. Onları güzel ahlâkla yetiştiriniz, onlara izzet, şeref ve değer kazandırınız.
*
Şımarıklık güzel ahlâktan değildir. Bu hemen hemen her insanın bildiği bir gerçektir. Ancak birçok insan tarafından basite alındığı veya çocuk karşısında çaresiz kalıp boş verildiği sıkça görülen hallerdendir.
Böyle bir anlayış, davranış ve ihmaller çocuğunuzun geleceğine tesir edecektir. Belki sizinkine de. Sonradan acılar ve pişmanlıklar yaşamak istemiyorsak baştan tedbir almak zorundayız.
Çocukların doğruları bilme kadar, hataları bilme hakkı da vardır. Doğru ve yanlış terazinin iki zıt kefesidir. Doğruların ağır basmasını, çocuklarınızın, âilenizin değerinin yükselmesini istiyorsanız, diğer kefedeki yanlışları boşaltmalısınız.
|
Konuşmalarınız ve davranışlarınız, eşinize ve çocuklarınıza birkaç açıdan tesir eder. Onların iç dünyalarında sevinç, saadet, coşku veya keder ve üzüntü uyandırabileceği gibi onları kötü kelimeler kullanmaya, hırçın tavırlara, kabalık ve küstahlığa da alıştırır. Ev içinde gerginlik rüzgârlarının esmesine ve yer etmesine sebep olur.
Bir çocuk yanında, çevresinde kullanılan kelimeleri öğrenir, onları duyduğu ses tonlarıyla, gördüğü el, yüz ve beden hareketleriyle birlikte alır. Hemen hemen her çocuk önce kendi doğup büyüdüğü beldenin şivesiyle konuşur, harfleri o beldenin telaffuzuyla şekillendirir, kelime ve cümleleri ona göre kurar.
O dikkatli bir alıcıdır. Dolayısıyla aile içinde kullandığınız kelimeler, yaptığınız davranışlar onun temel bilgilerini oluşturur. Siz isteseniz de istemeseniz de bunlar zihnine nakşedilir.
Ayrıca sizin eşinize, diğer çocuklarınıza, babanıza, annenize, yakınlarınıza ve dostlarınıza davranışlarınız, telefondaki konuşmalarınız onlar tarafından hep kaydedilir ve ciddî oranda şahsiyet ve karakterlerine tesir eder.
Âişe Vâlidemizden gelen bir hadis-i şerifte de; “Mü’minlerin imanı en olgun olanı, ahlâkı güzel olan âilesine hoş muâmelede bulunan, onlara karşı sevgi ve şefkatle davranandır.” buyurulur. Olgun iman sahibi olunuz.
Çocuklarınıza İslâm'ı sevdirecek kelimeler, cümleler, duâlar öğretiniz. Onları konuşmaya başladıkları andan itibaren sıkmadan, kırmadan "Allah", "Muhammed", "Allahu Ekber" gibi İslâm'ı şi'arı olan kelimelere alıştırınız. Büyüyünce tesirini görecekler, gereken bağları kuracaklardır.
*
Ayrıca haddi aşmamak şartıyla âile yuvanızda konuşkan olunuz, konuşurken güzel kelimeler kullanınız ve kelimeleri düzgün telaffuz ediniz. Karşılıklı konuşmak hem duygu ve düşünceleriniz paylaşmanıza yardımcı olacaktır, hem de yavrularını dil haznelerini genişletecektir.
Çocuklarla da konuşunuz. Latifeleşiniz. Bu onların sizlerle daha içten kaynaşmasına, zekâlarının gelişmesine yardımcı olacaktır. Çocuklar canlı, şen şakrak hareket ve sözlerden hoşlanırlar.
Yaşadığınız bir hadiseyi, bir konudaki fikrinizi, duygu ve düşünceleriniz, vermek istediğiniz bilgiyi, aktarmak istediğiniz tecrübeyi onlara bütünüyle ve düzgün bir üslupla anlatınız. Bu onları hem bilgilendirecek, hem kendilerine değer verdiğinizi gösterecek, hem de sizden düzgün dil öğreneceklerdir.
Onlarında duygu ve düşüncelerini, yaşadıkları bir hadiseyi size anlatmalarına fırsat veriniz. Onları sonuna kadar dinleyiniz. Hatta onları konuşmaya, düşüncelerini, kendilerine tesir eden hadiseleri size atlatmaya teşvik ediniz. Bunun onların ifade kabiliyetlerini artıracağını, kelime haznelerini zenginleştireceğini, kendilerine güvenlerini artıracağını, kelime haznesi zengin çocukların çevresinde yaşananları daha iyi değerlendirmeye başlayacaklarını, kendilerine anlatanları daha iyi anlayıp kavrayacaklarını, zekâlarının gelişeceğini ve arkadaşları, yakınları dostları tarafından takdir göreceklerini unutmayınız.
Çocuklarınızın güzel ahlâklı, sağlam karakterli olmasını istiyorsanız, siz de güzel ahlâklı ve sağlam karakterli olunuz. Ev içindeki söz ve davranışlarınıza dikkat ediniz. Güzel şeyler yapınız ve şunu unutmayınız:
“Allah güzel, hayırlı şeyler yapanları sever.” (Âl-i İmrân 4/ 134)
*
Çocuklar arasında farklı davranış, onlardan birisini diğerlerine tercih veya içlerinden birini dışlamak sebebi ne olursa olsun son derece yanlıştır. Ne yazık ki sıkça yaşanan bir hastalık, bir irade zayıflığı, bir başka ifadeyle hissî davranıştır.
Bu tür davranışlar, hele de içlerinden birine bir şey verilip diğerlerinin ihmal edilişi kardeşler arasına hased tohumlarının ekilmesine, bitmeyen kardeş kavgalarına, nefrete, ara soğukluklarına sebep olur. Anne ve babaya hürmet duygularını yaralar. Bıraktığı tesir acı ve uzun sürelidir. Belki de hiç kapanmayacak bir yaranın açılışına sebeptir. Şüphesiz insanlar aynı anne ve babanın çocukları bile olsalar birbirinin aynı değillerdir. İçlerinde başarılı olanları olur, olmayanları olur veya başarı oranları ve alanları arasında farklar bulunur. Ancak bu farklar, anne ve babanın davranışlarından, hazırladığı imkânlardan kaynaklanmamalıdır.
Kendinizi çocuğunuzun yerine koyunuz. İtilen, dışlanan veya haksızlık yapılan siz olsaydınız neler düşünürdünüz? Zihninize güzel şeyler gelmiyorsa, bunu bir hata olarak görüyorsanız siz o hatayı yapmayınız. Böyle bir yolu çocuğunuzdan intikam alma vesilesi olarak seçmeyiniz.
Bazı durumlarda çocuklarınızdan birisiyle daha fazla ilgilenmek zorunda kalabilirsiniz. Hasta olabilir, yeni bir okula giriyor olabilir, belli bir sıkıntı yaşıyor olabilir… Gerçekten onun üzerine eğilip bu devreyi atlatmasına yardımcı olmanızın en doğru davranış olduğu anları yaşayabilirsiniz. Bu durumu çok defa diğer kardeşler anlayacaktır. Anlamıyorlarsa, uygun bir şekilde anlatmalısınız. Günün birinde aynı şeyler onun başından geçtiğinde onun yardımına da koşacağınızı hissettirmelisiniz. Sizi anlayacak, size yardım etmeye de çalışacaktır.
Yardım etmeleri mümkünse onları da yardıma çağırınız. Bu hem onları onurlandıracak, hem menfî duygularını silecek, hem de kardeşlik duygularının güçlenmesine vesile olacaktır.
Zamana zaman dikkat çekmek için huysuzluk ederek veya arzusu yerine gelmediğinde; "Siz kardeşim bir şey isteyince yapıyorsunuz" veya "Onunla ilgileniyorsunuz" şeklindeki itirazlarla karşılaşıyorsunuzdur. İçiniz gerçekten doğruyu yaptığına inanıyor, adaletli davrandığınızdan şüphe etmiyorsanız bu tür itirazlarla sarsılmayınız. Bunlar geçicidir. Bu itirazları yapanlar da duygular yatışınca haksız olanın kendileri olduğunu hissedeceklerdir. Çoğu zaten baştan bilmekte, sizi istediğine zorlamaya çalışmaktadır.
Allah Rasûlü'nün(sav); "Allah'tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın! " buyruğunu unutmayınız..
*
"Çocuklarınıza adaletli davranınız" derken bunu; "her dediklerini yapın" manasına da almayınız. Onların sizi yanlış yönlendirmelerine, duygularınızla oynamalarına, zayıf yanlarınızı keşfederek onlardan istifade etmeye çalışmalarına fırsat vermeyiniz.
Hem dirayetli olunuz, hem de adil davranınız. Adalet yuvaların da temelidir. Bunu unutmayınız. Allah Rasûlü'nün şu müjdesini de unutmayınız: "Âdil insanlar Allah katında nurdan minberler üzerindedir…"
Hadisin devamında Allah Rasûlü(sav) bu müjdesine daha da açıklık getirir: "Onlar verdikleri hükümde âdil olanlardır, âile ocaklarında âdil davrananlardır, idarî mesuliyetini üstlendikleri insanlara adaletle hükmedenlerdir."
"Şehirler gerçek manada surlarla, hendeklerle değil adaletle korunur" hikmeti doğrudur. Yuvalar da adaletle korunur.
"Şüphesiz Allah, adaletle davrananları sever." (Mâide 5/ 42)
|
İlim, irfan sevgisiyle ilgili ne kadar güzel kelime yanyana sıralansa ve ne kadar güzel cümle birbirini takip etse yeridir. Bu gerçeği biliyoruz, hepimiz dile getiriyoruz, ancak yeterli gayreti gösterdiğimizi zannetmiyoruz. Bunun için de hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz.
Zikr-i Hakîm anlatmak istediklerimize şöyle ışık tutuyor: “Allah, içinizden îman eden ve kendilerine ilim verilenleri yükseltir, onlara dereceler verir. Allah, yaptığınız her şeyden, her yönüyle haberdardır.” (Mücâdele, 58/ 11)
*
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu, selim akıl sahipleri düşünür ve ibret alır.” ( Zümer, 39/ 9)
*
İlim sevgisi, ilim ehlini takdir, ilim, amel ve edebi bir araya getiren hak yolcularına hürmet ve gıpta, her mü’minin vazgeçilmez hasletlerinden olmalıdır.
Öğrenmenin de dünyaya gelişle başladığını azm, gayret, sabır ve sebatla arttığını, her bilgi artışının ufuk genişliğine vesile olduğunu, geniş ufkun ve bilgi birikiminin anlama ve kavrama melekesini geliştirdiğini ve böylece güzelliklere yelken açıldığını her selim fıtrat sahibi bilir.
İnsan beyni de gelişme açısından kaslarımıza benzer. Şuurlu ve istikrarlı bir şekilde çalıştırılarak geliştirilmesi, güçlendirilmesi, kıvraklık kazandırılması mümkündür. Serî düşünme ve doğru karar verme melekesi giderek gelişir. Her güç kazandığında, daha da güçlendirilmeye, çalıştıkça daha da maharetini artırmaya müsâid hale gelir… Bu açıdan kaslarımızdan daha büyük bir kabiliyete sahiptir.
Çocuklar, düzenli öğrenme çağına girdikleri anlardan itibaren yaş ve zekâsına uygun bir şekilde eğitim ve öğretimden geçirilerek hayata hazırlanmalıdırlar.
Çocuklara verilen elbette ki sadece kuru bilgi olmamalıdır. Bilgi ile birlikte onlara ilim, irfan, okuma sevgisi, öğrenme arzusu aşılanmalı, öğrenilen faydalı bilgilerin, ilim ile elde edilen geniş ufkun ve onunla bütünleşen tecrübelerin nelere vesile olduğu gösterilmeli, tattırılmalı, böylece hayat boyu ilim elde etme, öğrendiklerinden istifade etme ve onları başkalarıyla paylaşma isteği ve melekesi kazandırılmalıdır. Bu paylaşma hem onun diğer insanlar arasındaki değerini yükseltecek, hem de bilgilerinin kökleşmesine, sağlamlaşmasına sebep olacak, ifade kabiliyetini artıracaktır.
Bu da geleceğe hazırladığımız yavrularımızın hem dünyası, hem de âhireti için hayırlara vesile olacaktır. Çocuklarımızın hayatta elde edecekleri en güzel kazançlardan biri şüphesiz budur… Bizimde bu satırlarda asıl anlatmak istediğimiz budur.
Allah Rasûlü(sav); “İlim elde etmeye giden yola giren bir kişinin, Allah Cennet’e giden yolunu kolaylaştırır.” buyuruyor.
Bir başka hadise kulak veriniz:
“ İki insan gerçekten gıpta etmeye değerdir:
*
Yavrularımıza ilmi elde ediş gayesi de öğretilmeli, aşılanmalı, ilimle ulaşılacak hedeflerin ulvî olması gerçeği kalplerine nakşedilmelidir. Kuru ve Allah rızasını baş tacı etmeyen bilgiler kudurmaya, çığırdan çıkmaya ve sahibini de çığırdan çıkarmaya hazır bilgilerdir. Sebep olacakları tahribat, nice güçlü silahlardan, dehşet uyandıran bombalardan hiç de az değildir. Hatta onlar, bu tür bilgilerin eserleridir. Bu alanın korku dolu girdaplarına dalmadan, ilâhî bir ikazı hatırlatmakla yetiniyoruz:
“Bizi anmaktan yüz çeviren, sadece dünya hayatını isteyen kimselere yüz verme, onlardan uzak dur. Onların ilim alanında erişebileceği seviye budur.
Şüphesiz ki Rabbin yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayette olanı da en iyi bilen O'dur.” (Necm 53/ 29-30)
İlim sevgisi, gayenin güzelliği yavrularımıza Allah katında da, insanlar arasında da dereceler kazandıracaktır.
Çığırından çıkmış, hatta kudurmuş bir ilim anlayışının insanlığı hangi mecraya doğru sürüklediğini gördükçe, faydasız bilgi yığınlarının insanlığa verdiği kayıplara şahid oldukça ilim, irfan ve edeble yoğrulu insanlara ihtiyacımız, gerçek ilme susuzluğumuz giderek daha da artıyor…
|
İyi arkadaş, hem büyükler hem de çocuklar için son derece önemlidir. İnsan yaratılıştan başka insanlarla bir araya gelmeye, onlarla kaynaşmaya meyillidir. İhtiyaçların temini, hayatın devamı için her insan başkalarıyla dayanışmak zorundadır. Böylece her insanın kendini daha fazla güvende hissedecek, hayatı mana kazanacak, karşılıklı bilgi, duygu ve tecrübe akışı insanlara medeniyet alanında durmadan yükselme imkanı sunacaktır.
Çocukların arkadaş ihtiyacı ise, ayrıca üzerinde durup değerlendirilmelidir.
Arkadaşlar daima birbirinin davranışlarından, duygu ve düşüncelerinden tesir alırlar. Bu tesir, her ne kadar arkadaşlık derecesine ve arkadaşlığın sürdüğü zaman dilimine göre değişse de zannedildiğinden çok daha büyük, çok daha derin bir tesirdir. Allah Rasûlü(sav) bu tesire dikkat çekmek için; "Kişi, dostunun dini üzerindedir. Dolayısıyla sizden birisi kiminle dostluk edeceğine iyi dikkat etsin," buyurur.
İnsanlara karşı gösterilecek sıcak davranış, güler yüz, kaynaşıcı ve içten tavır yerli yerinde olduğu zaman güzel hasletlerdendir. Arkadaş veya dost edinmek ise bundan daha farklıdır. Kendisi de tesiri de devamlılık ifade eder. Her insan hayatın iniş ve çıkışlarında dost olacağı ve arkadaşlık kuracağı insanları iyi seçmeli, bu konuda son derece dikkatli olmalıdır.
Aynı dikkat fazlasıyla çocuklar için gösterilmelidir. Çünkü onlar hayatın ilk basamaklarındadır ve arkadaş seçme konusundaki tecrübeleri oldukça azdır. Dolayısıyla anne ve baba çocuklarının edindiği arkadaşlara dikkat etmeli, güzel arkadaş seçme konusunda onlara yardımcı olmalı, yol göstermelidir.
Çocuğun arkadaş edinebilmesi, arkadaşlarıyla iyi geçinmesi, onlar tarafından sevilen ve aranılan birisi olması sevinilecek bir durumdur. Bu, çocuğunuzun kendisine güven duyduğunu, arkadaşlarıyla paylaşmayı bildiğini, kaynaşma duygusu taşıdığını, arkadaşlarını anladığını ve onlarla birlikte hayatı paylaşmak konusunda uyumlu olduğunu, ahlâkî değerlerinin bulunduğunu, karşılıklı hukuka uyduğunu gösterir. Bütün bunlar da sıradan meziyetler değildir. Çocuğunuzun ruhî sağlığının da yerinde olduğunu, hayat basamaklarında iyi ilerlediğini gösterir.
Unutmayınız ki arkadaş edinmenin en iyi yolu iyi bir arkadaş olmaktır. Dost olmanın en iyi yolu da iyi bir dost olmaktır. Çocuğunuz iyi arkadaş edinebiliyorsa, iyi arkadaş olabiliyor demektir.
Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Çocuğunuz güzel hasletleri, dostça tavırları, arkadaşlık hukukuna riâyeti ile dikkat çekmeli ve arkadaş edinmeli, edindiği arkadaşlarda da bu özellikler olmalıdır.
Daha kolay anlaşılır şekilde misallendirerek söylemek gerekirse, eline verdiğiniz para veya imkân ona arkadaş çekiyor olmamalıdır. Sineklerin bala, reçele üşüştüğü doğrudur, fakat bu üşüşme hiç de sevimli bir beraberliğin habercisi değildir. Çevresini saranların onu el üstünde tutması böyle bir sebebe dayalı olmamalıdır. Çünkü böyle bir sebebe dayalı arkadaşlık, gerçek bir arkadaşlık, gerçek bir dostluk değildir. Süresi de çok defa elde bulunan imkânların süresiyle sınırlıdır.
Veya çocuğunuzun istenilen yöne kolay sürüklenir olduğu keşfedilmiştir. Bu da menfaatçi arkadaşlarının çocuğunuzdan ayrı bir menfaatlenme yoludur. Böyle bir arkadaşlığın da peşinden hayır getirmeyeceği bilinen bir gerçektir.
Bütün bu durumlar anne ve baba tarafından iyi değerlendirilmeli, çocuk ve arkadaş çevresi takip edilmeli, çocuğa yöneltilen yerli yerinde sorularla veya zaman zaman arkadaşlarını görme ve konuşma yoluyla hem arkadaşları, hem de yaptıkları ile ilgili bilgiler toplanmalı, arkadaşlık çerçevesi ve boyutları iyi tespit edilmelidir.
*
Anne ve baba çocuklarının arkadaşlarına değer vermeli, çocuklarıyla birlikte güzel ve doğru adımlar atmalarından memnun olduklarını dile getirmeli, ziyarete geldiklerinde güzel karşılanmalı, güvenildiği ve değer verildiği kendilerine hissettirilmelidir. Arkadaşına vereceğiniz değer, aynı zamanda çocuğunuza verdiğiniz değerdir. Sizin güzel tavırlarınız arkadaşından çok çocuğunuzu memnun edecektir, bunu unutmayınız.
Çocuğunuzu arkadaşlarına güzel örnek olma, onlara güzel hasletler aşılama, onları doğru şeyler yapmaya teşvik etme konusunda yüreklendirmelisiniz. Ona ön bilgiler vererek ufkunu açmalısınız. Bu hem çocuğunuzun arkadaşları arasındaki durumunu güçlendirecek, hem de arkadaşlarıyla birlikte güzel şeyler yapmasına vesile olacaktır.
“Rahmân'ın kulları; Rabbimiz! Bizlere, yüzümüzü ağartacak, göz nûrumuz olacak eşler ve çocuklar, nesiller nasib eyle! Bizleri takvâ sahiplerine önder kıl! derler.” (Furkân, 25/ 74)
*
Ayrıca mü'min gönüller olarak birbirimizin çocuklarına da sahip çıkmak, onların hayrı ve salâhı için gayret göstermek zorunda olduğumuzu, yeryüzünde iyilik, doğruluk ve güzelliğin yayılması, hak dâvânın muzaffer olması için el ele vermemizin lüzumu asla akıldan çıkarılmamalıdır. Mü'minler daha çok zaman kaybı yaşamadan bu şuura ermelidirler…
Kayıplar ve acılar yaşamak istemiyorsanız çocuklarınızı kötü arkadaşlardan uzak tutunuz. Bunu yaparken güzel üsluplar kullanınız.
|
İslâmiyet fıtrat dinidir. Güzel yaratılışa ters düşen çirkinlikleri kabul etmez, doğru bulmaz. Bunun ne demek olduğunu daha iyi anlamak için size dıştan tesir eden bütün duygulardan biran sıyrılarak selim fıtratla düşününüz. Neler doğrudur? Neler doğru değildir?.. Neler yapılmalı, neler yapılmamalı?.. Şunlar üzerinde düşününüz:
Başkasının malını zorla veya hileyle elinden almak,
Aklı baştan alan, insanı rezilce davranışlara sürükleyen, sıhhatini yok eden içkiler içmek,
Başkasının iffetine göz dikmek veya iffetsizlik örnekleri sergilemek,
Zayıf ve çaresizi ezmek, başkalarının acı ve sıkıntılarından zevk almak,
Alın terine, el emeğine dayanmayan, başkalarına hizmet sunmadan, karşılığını vermeden kazanç elde etmek,
Cana kıymak,
Başkalarının rahatsız olacağını hesaba katmadan sınırsız hürriyet kullanmak,
Çirkin kelimeler sarf etmek,
Büyükleri hiçe saymak, küstahlık etmek, küçükleri korkutup ürkütmek, bencillik ve saldırganlık…
*
Güler yüzlü, tatlı sözlü olmak,
İnsanlarla iyi geçinmek ve onlara güven duygusu vermek,
Alın teriyle, el emeğiyle kazanmak, helal yemek, helal giymek,
Allah'ın bahşettiği nimetlerden istifade etmek ve onu lütfedene şükretmek,
Yardıma muhtaç insanların yardımına koşmak,
Hayrı ve güzellikleri tavsiyeleşmek,
İffetli ve güzel ahlâklı olmak,
Mazluma yardım etmek, zalimin zulmünü durdurmak, bunun için bir araya gelip yardımlaşmak,
Yeryüzünde hakkın hakim olması, iyiliğin yayılması, kötülüklerin, çirkinlik ve çirkeflerin silinmesi için mücadele vermek… Ve daha niceleri…
Bütün bunları tefekkür süzgecinden geçiriniz. Haklarında iyi veya kötü, doğru veya yanlış olarak hüküm veriniz. Bunu iyi niyetle yapınız. Gönlünüz gerçekten ne diyorsa ona hükmediniz. Verdiğiniz hükümlerin çoğunun İslâmın verdiği hükümlerle aynı yönde olduğunu göreceksiniz.
Şimdi tekrar düşününüz, hangi çirkin ve yanlış şey vardır ki İslâm ona güzel veya doğru demiştir. Hangi güzel ve doğru olanı da çirkin veya yanlış olarak adlandırmıştır…
Eğer az da olsa zihninizin takıldığı şeyler olursa geri dönünüz, bilgilerinizi ve duygularınızı yeniden gözden geçiriniz, sağlam bilgilere ulaştığınızda, duygularınızı dış tesirlerden kurtardığınızda nice doğruları yakalayacaksınız.
Sonra dış dünyadaki zorlamaları ve yanlış kanaatleri düşününüz. İblis'in kendisine ne kadar köle ve uşak bulduğunu, akıllarla, kalplerle ne kadar oynandığını göreceksiniz.
İçki içmenin, bar ve pavyonları, plajları doldurmanın, kucak kucağa dans edip edeb, iffet, ar duygularını hiçe saymanın, eşini, annesini, kardeşini, yakının, sevdiğini kıskanma hissini gönüllerden silmenin çağdaşlık sayılması, methedilmesi nasıl mümkün olabilir!?.
Allah için alnı secdeye koymak, kula kulluk etmemek, Allah'ın emirlerini hayata aksettirerek iki cihan saadeti için gayret göstermek, samimi duygular beslemek, iffetli olmak, Allah'ın emirlerini yerine getirmek için çırpınmak, helal, haram çizgilerini korumaya çalışmak ne zaman kötü oldu ve istenmeyen şeyler arasında yer aldı?.. Batıl ve yanlış zihniyetler birçok ülkede devlet güçlerini nasıl arkasına almayı ve onları hakka karşı kullanmayı başardı?!. Kötüye iyi, iyiye kötü denir oldu?!.
Üzüm bağından kopardığınız bir salkımı düşününüz: Görünüşü ve tadıyla ne kadar güzeldir. Dünyada ne kadar çok çeşidi vardır. Biz ondan ne kadar çok istifade ederiz. Yaprağından, ışkınından, henüz olgunluğa ermemiş tanelerinden bile… Salkımından koparıp kendisini yeriz, kurutur kurusunu saklarız, meyvesiz mevsimlerde onu yeriz, kompostosunu yaparız, suyunu çıkarır içeriz, pekmezini yapar yeriz, şırasını içeriz…
Bütün bunlar lezzet ve gıda doludur. Onlarla yetinmeyip mayalandırıp şarap haline getirmek, haramlaştırmak ve bu kadar nimeti bize bahşeden Allah'a isyan ederek onu içmek nankörlük değil de nedir?
Hayatın bütünü bunun bir benzeri değil midir? Sayısız nimetlere karşı ihanetler ve nankörlükler sergilenmiyor mu?.. Kimisi nimet sahibini unutup manasız bir hayatın girdaplarında dönüp durmuyor mu, kimi de iradesine hakim olamayıp nefis arzularının peşinde sürüklenmiyor mu?..
Hayatın içinde ne kadar isyan ve nankörlük örnekleri var?!.
Ancak biz bu satırlarda daha çok içki ve kumar çeşitleri, uyuşturucu, bar ve pavyonlara girip çıkma, sigara, hırsızlık, yan kesicilik, şehvet peşinde koşma, okuldan evden kaçma gibi kötü alışkanlıkları kastediyoruz.
Bu tehlikeleri sakın evinizden, çocuklarınızdan çok uzak tehlikeler sanmayın. Çoğu masumca sanılan küçük kaçamaklarla başlar ve gün gelir anne ve babayı şaşkınlık ve çaresizlikle kıvrandıracak bir noktaya ulaşır. Spor totoyu, lotoyu, iddiayı, piyango çekilişlerini, tavla oyunlarını, parasına veya hediyesine yapılan maçları, bayramlarda sigara paketlerine atılan küçük kasnakları ve sonrasını küçümsemeyiniz. Hatta ütmesine bilye oyunlarından başlayınız ve basamak basamak çıkınız…
Gizli gizli sigara çekişlerini, büyükleri içki içerken görüp yaşanan özentileri ve diğer içilen musibetleri… Yalnız iken, kendini dışlanmış hissederken, bir başarısızlığın burukluğu yaşanırken tesellinin böyle şeylerde aranışını… Kötü arkadaşların teşvikini… Ekranlardan yuvaların içine dökülen kirleri…
İçkili baloları, artık birçok evde yer alan bar köşelerini, elde kadeh tutmanın çağdaşlık sayılıp özendirilmeye, teşvik edilemeye çalışıldığını… Sabahlara kadar tepinip çığlıklar koparmanın marifet ve hayat zevki olarak zihinlere aktarılışını…
Yangın içinde yürüdüğümüz bir gerçektir. Her şeye rağmen yanmayanları görerek hamd ettiğimiz, sevinç duyduğumuz da bir başka gerçek. Selim fıtratların hala varlığın koruduğu da…
Ancak daima dikkatli, daima uyanık, daima yüksek dirençli bir iradeye sahip olmak zorunda olduğumuz asla unutulmamalı, ihmalin cansız ellerine bırakılmamalıdır. Rabbimizin ikazı ve buyruğu gözden ve gönülden ırak tutulmamalıdır:
Tekrar vurguluyoruz: Çocuklarınızı her türlü yanlış alışkanlıklardan koruyunuz. Onlardan önce kendinizi…
İslâmî hassasiyeti olan kardeşlerimizin sigara içmelerinin ayrı bir çirkinlik arz ettiğini unutmayınız. Tesettürlü bayanların sigara içmelerinin ise çok daha çirkin bir şekilde göze battığını, görüp şahit olan insanlar tarafından ciddî bir eksiklik, bir özenti, irade zayıflığı ve kusur olarak kaydedildiğini vurgulamak zorunda olduğumuza inanıyoruz…
*
Ayrıca aşırı televizyon düşkülüğünün kötü alışkanlıklardan sayılabilecek bir duruma geldiğini unutmayınız. Saatlerce televizyon karşısında kalmak, böylece bilgi ve ahlâk kirliliğinin hedefi haline gelmek veya boş, faydasız, ciddiyetten uzak, hedefsiz ve gayesiz programlara kilitlenip kalmak basite alınamayacak derecede bir kötü alışkanlıktır.
Televizyon neticede bir alettir. Aletler iyiye de kullanılabilir, kötüye de… Ancak son derece faydalı olabilecek bu âletin çılgınlık derecesinde kötüye kullanıldığı, bir milleti, hatta bütün dünyayı ifsat etmek için silah haline getirildiği her akl-ı selim sahibinin kabul edeceği bir gerçektir.
Bu konu üzerinde ayrıca durulacak ve incelenecek bir konudur. Televizyonun tehlikesi ve zararları bilinmekte, nasıl ve ne şekilde tedbir alınacağı, irade hâkimiyeti için neler yapılacağı ise bilinmemektedir…
Kendinizi ve çocuğunuzu ekranların esiri olmaktan kurtarma irade ve şuurunu gösteriniz.
*
Aynı tehlike farklı bir şekilde bilgisayar tiryakiliğinde vardır. Saatlerce süren bilgisayar oyunlarına dalıp gitmek, bıkıp usanmadan internette dolaşmak, kopuk cümlelerle bilgisayarları karşılıklı dedi-kodu aleti edinmek ve daha neler evlerde daima görülen manzaralardan biri oldu… Çocuklar dış dünyayı, arkadaşları ile oynamayı, anne ve babası, kardeşleri ile konuşmayı unutur hale geldiler… El kabiliyetleri kayboldu. Kasları gelişmez oldu, hatta eridi. Yüzlerinin rengi gitti. Arkadaş edinme duyguları söndü… Tek yönlü bilgiler, çok bilgi sayılır oldu. "Bu günün çocukları çok farklı" denilerek, çok şey bildirdikleri zannedilir hale geldi. Çok şeyleri bilmedikleri, sunî bir dünyada yaşamaya başladıkları gözden kaçtı… Her şeyin aşırısının zararlı olduğu da unutuldu.
Bu tiryakiliğin üzerinde daha ciddî durulmalı, aletlere esir olmak yerine onları kullanmak ve onlara efendilik edebilme iradesine sahip olmak için çalışılmalıdır.
Bu yönde üsluplar geliştirilmeli, araştırmalar yapılmalıdır…
|
Ve son birkaç cümleyle;
Çocuklarınızın çocukluktan kaynaklanan hatalarını hoş görünüz.
Çocuklarınıza Kur’ân tilaveti öğretiniz. Kur’an bilmeyen bir insan harabe bir ev gibidir. Unutmayınız. Çocuklarınızı Rabbinin kitabını bilmeyen harabeler olarak yetiştirmeyiniz.
Çocuklarınıza ibadet duygusu aşılayınız ve onlara nasıl ibadet edeceklerini öğretiniz.
Anne ve babanız için hayırlı evlâd, çocuklarınıza güzel örnek olunuz.
Akrabalarınızla bağlarınızı koruyunuz.
Büyüklerinize hürmet, küçüklerinize şefkat gösteriniz.
Âile yuvanızda israftan uzak durunuz. Kanaatkâr olunuz.
Evinizin, kendinizin ve çocuklarınızın maddî, manevî temizliğine dikkat edininiz.
Âile sırlarınızı dışarıya vermeyiniz.
Varlık sizleri ve çocuklarınız şımartmasın, yokluk sızlandırmasın.
Çocuklarınıza, arkadaşlarıyla yardımlaşma ve paylaşma duygusu aşılayın.
Çocuklarınızın birbirlerini yerli-yersiz şikâyet etmelerine fırsat vermeyiniz.
Eşinize ve çocuklarınıza imalı ve iğneleyici sözler kullanmayınız.
Çocuklarınıza duâ ediniz. Onlar da sizlere…
|||
EĞİTİM YAZILARI Dr. Şerafeddin Kalay