Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Filistin Davamız

Abdulvahap KÖSESOY

22-09-2015

Filistin Davamız, Mescid-i Aksa Ziyaretimiz
 
Filistin, eskiden olduğu gibi günümüzde de Müslümanlar nazarında çok önemli bir konuma sahiptir. Bunun çokça sebepleri vardır. Kur’ân’da; Mescid-i Aksa’nın isminin geçmesi, Kur’ân nassıyla etrafının mübarek kılınmasının vurgulanması, Hz. Peygamber’in İsra ve Miraç hadiselerinin geçtiği yer olması, içerisinde tüm dinleri barındırması, oradaki Müslümanların zulüm altında olması bunun sebeplerinden sadece birkaçıdır. Bu sebeplerden ötürü biz de Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, Hz. Peygamber’in miraca yükseldiği mekânı, işgal edilmiş toprakları, Batı Şeria’yı, İslamî eserleri ve Müslümanların hallerini görmek ve yıllardır mücadelesini verdiğimiz davamıza biraz daha yakın olabilmek amacıyla Filistin yollarına çıktık. 
 
O toprakları görmek bu dünyada her Müslümanın en büyük arzularından biridir. Allah’a şükürler olsun ki bizler de İslam tarihi boyunca çok stratejik bir konuma sahip olan ve Müslümanların nezdinde mübarek kabul edilen yerleri görebildik... 
 
Bizimle beraber gelecek kardeşlerle sabah namazında buluşup; Filistin’e Vira Bismillah dedik. Heyecanımdan gece uyuyamamıştım zaten. Hele ki havaalanına vardığımızda heyecanım bir kat daha arttı. Çünkü yıllardır kalbimde ve aklımda taşıdığım topraklara gidecektim. Yıllardır mücadelesini verdiğim davama bir kat daha yakın olacaktım. Gerekli işlemler yapıldıktan sonra uçuş vaktini beklemeye başladık. Kafiledeki insanların yüzlerindeki tebessümü ve hüznü görmemek imkânsızdı… Hüzünlülerdi çünkü Filistin, Mescid-i Aksa hala esirdi; Müslümanlar halen zulüm görüyorlardı. Zindanlarda halen masum esirler vardı; çocuklar halen ağlıyorlardı… Ve mutlulardı; çünkü özlemini çektikleri, görmek için heyecanlandıkları toprakları, mücadele insanlarını göreceklerdi… 
 
Yaklaşık iki saat süren yolculuğumuzdan sonra Filistin’e ilk adımımızı atmıştık. Bizler ecdadımızın İslam’ı en güzel şekilde yaşadıkları yerlere gelmiştik. Fakat ilk dakikadan gördüğümüz manzara bizleri hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü İslam toprakları işgal edilmiş, düşman kendi bayraklarını dikmişti. Artık hoşgörüden, adaletten, hayırseverlikten bahsetmek çok güçtü…
 
Pasaport işlemleri için sıraya girdiğimizde ilk adaletsizliğe şahit olmuştuk. Yüzlerce insan sıra beklerken bazı Siyonist Yahudiler pervasızca herkesin önüne geçebiliyorlardı. Görevliler ise bunlara ses çıkarmıyor, suça ortak oluyorlardı. En nihayetinde ismi kanun tanımaz değil miydi zaten? Plajlarda oyun oynayan çocukları vurmak, Müslümanların kutsal saydığı bir mescide girişleri yasaklamak ya da sınırlandırmak, Gazze’ye insani yardım taşıyan insanları öldürmek, yerleşimcilerin anarşist davranışlarına göz yuman ve her zaman, her durumda haksız dahi olsa Yahudi’yi savunmak ne olsa gerek! 
 
Kudüs’ten önce tarihi Yafa şehrini gezecektik. Yafa, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan bir liman şehridir. Günümüzde Tel Aviv’in bir parçası kabul edilmekte ve Tel Aviv-Yafa şeklinde geçmektedir. Siyonistler tarafından ilk işgal edilen şehirlerden birisidir. Yahudilerin, Filistin topraklarında İslami eserler ya da isimler olmasına tahammülleri yok. Bu yüzden bazı şehirlerin, cadde ve sokakların isimlerini değiştirmişler. Örneğin Tel Aviv’in asıl ismi Tel el Rabi’ yani İlkbahar tepesidir. Fakat Yahudiler Tel Aviv şeklinde değiştirmişlerdir. 
 
Tarihi Yafa şehrinde; Yafa Limanını, Yafa Sur kalıntılarını, Tabii Camisi’ni Yafa Limanına nazır olan Bahr (Deniz) Mescidini, 2. Mahmut Külliyesini, Osmanlı kışlasını, Hasan Bey Camisini ve 2. Abdülhamid’in tahttaki 25 yıl şerefine yaptırdığı Saat kulesini ziyaret ettik. Ecdadımız bu eserleri ayakta tutabilmek için elinden gelenini yapmıştır; fakat artık saygı gösterilmiyor; bilakis hakaret ediliyor. Örneğin 2. Mahmut Külliyesinin altı birahane yapılmış; turistlere ya da oradaki Yahudilere içki satılıyor. Külliyenin bir tarafı yıkılmış; Kapitalist bir zihinle otel yapılmasına karar verilmiş. Tabii Camisi artık Müslümanların ibadet ettiği bir yer değil; bir Ermeni ailesinin evi olmuş. İsrail hükümeti bu tarihi Camiyi o aileye hediye etmiş. Müslümanlar artık buraya giremiyorlar. 
 
Bu şehrin, gecesi gündüzü belli değil! Avrupa ve Afrika ülkelerinden göç etmiş insanlar geceleri eğlence mekânlarını dolduruyorlar. Bazılarının dillendirdiği gibi ‘İsrail’ aslında din ile yönetilen bir şeriat devleti değil! Kudüs dışındaki Yahudilerin Yahudiliği tam olarak yaşadıkları söylenemez. İçki içmeleri, toplumda ahlaksız davranışlarda bulunmaları bunun bazı göstergelerindendir. Bu şehirde yaşayan Yahudiler adeta turist gibi yaşıyorlar. Sanki o topraklara ait değillermiş gibi…
 
Tarihi Yafa şehrinin ziyaretini tamamladıktan sonra Kudüs şehrine, Mescid-i Aksa’ya, tüm dinlerin tedirgin olduğu şehre, Hz. Peygamber’in göklere yükseldiği mekâna doğru yola çıktık. Çok az uyumama rağmen vücudumda hiçbir yorgunluk hissetmiyordum. Sevgilisine kavuşacağını düşünen birisi hiç yorgun olur mu? Heyecanlı, mutlu ve kızgındım. Adeta bütün duyguları bir anda yaşıyordum. Otobüsümüz yola çıktığında yolu, insanları ve şehri daha çok tanımak için en ön koltuğa oturdum. Kudüs’e Yafa şehrinin içerisinden gidiyorduk. Birkaç tarihi cami dışında yol boyunca cami göremedim. Yahudiliğin diğer dinlere saygılı olduğunu söyleyenler herhâlde Filistin’e gelmemişler. Yahudiliği sadece kitaplardan öğrenmişler. Bizzat Yahudilerin içerisinde yaşamamışlar. Yoksa böyle söylemezlerdi. Yol boyunca tabelalar ve Yahudi yerleşimcilerin ikamet ettiği yerler dikkatimi çekti. Tabelalar üç dilde yazılmış.  İbranice, İngilizce ve Arapça. Fakat asıl isimleri değiştirilmiş. Amaç ise İslami değerleri silmek ve Filistin’e ait tüm eserleri ortadan kaldırmaktır. Diğer bir ifadeyle işgali meşrulaştırmaktır. Yahudi yerleşimcilere ise özel arsalar tahsis edilmiş. Onların oturdukları evler ile Filistinli vatandaşların evleri arasında tabiri caizse dağlar kadar fark var. Yahudiler villa tarzı evlerde oturuyorlar ve geniş güvenlik önlemleriyle korunuyorlar. Evler bir yerde toplanmış; etrafı da surlarla çevrilmiş. Filistinli Müslümanların evleri ise harabe misali çok eskiler. Bir tarafta her türlü bolluğu yaşayan Yahudiler varken; diğer tarafta sefaletle can boğuşan Filistinliler var…
 
Kudüs’e yaklaştığımızda kalbimin atışları artmaya başladı. Yıllardır mücadelesini verdiğim mescidi ilk defa görecektim. Binlerce Filistinliye ve milyonlarca Müslümana nasip olmayan mescidi görecektim. Mescid-i Aksa, ilk kıblemiz olması, Hz. Peygamber’in miraca yükseldiği yer olması ve oradaki zulümlerden ötürü çok önemlidir. Bizler Mescid-i Aksa’yı Hz. İbrahim’in hicret ettiği yer olduğu için, Efendimizin SAV Miraç izlerini taşıdığı için, oradan semaya yükseldiği için seviyoruz. Bunlardan da öte Müslümanlara uygulanan zulmü bertaraf etmek gayesiyle Mescid-i Aksa’yı, Filistin’i seviyoruz. Çünkü İslam coğrafyasının kan gölüne dönmesinin en büyük sebebi bölgedeki İsrail’in varlığıdır. Ve var oldukça da bu zulümler devam edecektir… 
 
Kubbet-ul Sahra’yı ilk gördüğümde üzerindeki yorgunluğu ve hüznü keşfetmem zor olmadı... Sanki dert yanıyormuş gibi bir hali vardı. Yorgun bakışlarıyla bana baktığında içim cız etti, tüylerim diken diken oldu. Eyvahlar olsun dedim kendi kendime! O daha söylemeden derdinin ne olduğunu anladım. Gözlerinden akan yaşı gördüğümde ise keşke ölseydim de seni böyle görmeseydim dedim. Ama yanlış bir cümle kurduğumu fark etmem geç olmadı. Çünkü her ne kadar geç olsa da Aksa, Kubbet-ul Sahra halen ayaktaydı. İşte o an Rabbime söz verdim… Özgürlük sözü…
 
Otele vardıktan ve yerleştikten sonra akşam namazını eda etmek için Mescid-i Aksa’ya doğru yola çıktık. Allah nasip ederse 10 dakika sonra Mescid-i Aksa’da olacaktık. Nasıl ki kişi sevdiğini göreceği zaman sabırsızlanır; benim de içimde bir kıpırtı vardı. Hristiyanların Hac ibadetlerini yaptıkları Çile yolunda yürürken surların önündeki askerler dikkatimi çekti. Önlerinden geçerken birisinin boğazına sarılasım geldi. Topraklarımızı işgal eden, kundaktaki bebeği vuran, çocukları tutuklayan, Müslümanlara zulüm eden, İslami değerlere hakaret eden onlar değiller miydi sanki? Göz göze gelemeyecek kadar korkak insanlar. Çünkü haksız olduklarını biliyorlar. Cesaretli değiller. Çünkü onlar o toprağın insanı değil. Orada doğmamış, o havayı teneffüs etmemiş kimselerdir. Tabir-i Caizse ithal edilmiş mallar gibidirler…
 
Mescid-i Aksa’daki Kapılar
 
Mescid-i Aksa’ya olan ilk girişimiz Bab-ı Hıtta kapısından olacaktı. Bilindiği gibi Mescid-i Aksa’da toplamda on kapı vardır. Bunlardan iki tanesi kapalı, yedi tanesi Müslümanların bir tanesi de Yahudiler elinde. Müslümanlar, Yahudilerin kontrolündeki Bab-ı Mağâribe kapısından giremiyorlar. Orası sadece Yahudilere tahsis edilmiş. Yerleşimciler, üst düzey siyasiler o kapıyı kullanıyorlar. Tabi yerleşimciler beraberindeki askerlerle girebiliyorlar. İkinci İntifada’nın sebebi olarak görülen Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya girişi yine bu kapıdan olmuştur. Sonrasında olaylar başlamış tam beş yıl devam etmiştir. Bab-ı Amud kapısı Müslüman tüccarların bulunduğu yere çıkar. Turistlik amaçla Kudüs’e gelen Gayri Müslimler genelde bu çarşıdan alış veriş yapmazlar. Bu kapı aynı zamanda Mescid-i Aksa’da bulunan kapıların en büyüğü olma özelliğine sahiptir. Şam kapısı ya da Dımaşk kapısı olarak da anılıyor. Yahudiler, Burak (Ağlama) duvarına giderken ya da çıkarken Müslüman tüccarların bulunduğu bu yolu kullanırlar. Bu yüzden bazen bu yolda bıçaklama, öldürme gibi olaylar yaşanmaktadır. Bir de Mağâribe kapısı dışındaki kapılarda iki türlü kontrol var. Kapıların dışında iki Siyonist asker, içeri tarafta da iki Müslüman görev yapmaktadır. Aslında kontrol sadece Siyonistlerin elinde; Müslümanların çok aktif bir görevi yoktur. Müslümanların görevi Gayri Müslimleri içeriye almamaktır. Bu yüzden girerken önce nereli olduğunuzu, sonra Müslüman olup olmadığınızı sorarlar. Eğer Müslüman olduğunuza kanaat getirmezlerse Fatiha suresini okutturuyorlar. Benim de bir arkadaşımın başına geldi. Girerken nereli olduğumuzu sordu. Sonra Müslüman olup olmadığımızı ama herhâlde kanaat getirmemiş ki arkadaşıma Fatiha suresini okuttu. Sonra girmemize izin verdi. 
 
Ve Kubbet-ul Sahra İle İlk Buluşma
 
Mescid-i Aksa’ya, tam Hıtta kapısından girerken akşam ezanı okunmaya başlandı. O muazzam okuyuşuyla bizleri derinden etkiledi. Sesi çok hüzünlüydü. O anda Rabbime secde etmek istedim. Ağlamak da istedim ama kalplerimiz günahlardan o kadar pislenmiş ki yapamadım. Allah-u Ekber derken bir kez daha Allah’ın en büyük olduğuna şahitlik ettim…
 
Kafiledeki arkadaşlar namaz için Mescid-i Kıbli’ye doğru giderken; ben yan yoldan Kubbet-ul Sahra’nın bahçesine çıktım. O anı anlatmaya kelimelerim yetmez…  İşte o an Mescid-i Aksa’da ilk secdemi yaptım. Rabbime şükürler olsun bana bu anı yaşattığı için. Kubbet-ul Sahra muazzam bir şekilde karşımda duruyordu. Bir anda Filistin ile ilgili bütün anılarım gözümün önünden geçti… “Allah’ım sen ne istediğimizi bizden daha iyi biliyorsun. Allah’ım senden başka sahibimiz, senden başka dostumuz, senden başka mevlamız yok… Filistin’in, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinde bize yardım et. Filistin’i canlarıyla savunanlara, kahraman esirlere yardım et… Çocuklarımızı, değerlerimizi ayakları altına alan Siyonistleri kahreyle, Siyonistlerle aynı masaya oturan ajanları, vatanlarına ihanet edenleri rezil et…” diye dua ettim. 
 
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksâ hareminde namazlar kıble cihetindeki Mescid-i Kıble’de ve ortadaki Kubbetü’s-Sahrâ’da, Cuma namazı ise her tarafında kılınıyor. Her karışı nice peygamberlerden hatıralar taşıyan yüz kırk dört dönümlük bir tepe üzerindeki Mescid-i Aksâ Haremi, kapalı ve açık alandaki yüzlerce eseri içine alan büyük ve mukaddes bir külliyeyi andırıyor. Mescid-i Kıble’deki Hz. Zekeriyya Mihrabı, 90 yıllık Haçlı işgalinden izler taşıyan müezzin mahfili ve altındaki Mervan Mescidi, kütüphanesi ve diğer bölümleri ile sizi bir anda tarihin en eski dönemlerine götürüyor. Aksâ etrafında şekillenen kadim Kudüs şehrinin etrafındaki surlar ve kapılar Osmanlı Sultanı Kanuni zamanında son şeklini almış. Efendimizin miraca çıkarken Burak’ını bağladığı rivayet edilen Mescid’in batı tarafındaki “Burak Duvarı”, Siyonistlerce “Ağlama Duvarı” haline getirildiği gibi Hz. Davud’un kabri ve külliyesi de işgalci Yahudilerin kutsal mekânı olmuş. Dahası, Hz.Süleyman Mabedi’ni aradıklarını iddia ederek, Aksâ tepesinin kıble tarafında kazılar yapıp uzun tüneller açan Siyonistler, böylece Mescid-i Kıble’nin çökmesine zemin hazırlıyorlar. Bu tünellere girişler ise ücretli. Ayrıca anlatıldığına göre girenleri etkilemek ve korkutmak için garip garip heykeller de konulmuş…
Yatsı namazını da Mescid-i Aksa’da eda ettikten sonra dinlenmek için otelimize döndük; çünkü ertesi gün ateş alanı Batı Şeri’a’ya gidecektik…
 
Batı Şeri’a: el-Halil
Maalesef vaktin darlığından Batı Şeri’a daki tüm şehirleri gezemedik. Sadece el-Halil şehrine gidebildik. Şehir onca zulme ve yıkıma rağmen tarihi dokusunu kaybetmemiş. Evler, camiler vesaire eski Kudüs’ün evlerine ve camilerine benziyor. Bunlardan birisi de İbrahim Mescididir. “Batı Şeria” diye bilinen bölgedeki el-Halil şehrinde bulunan Halilurrahman camii ya da İbrahim Mescidi ve içindeki kabirlerin tarihi çok eskilere dayanır. Bilindiği gibi Batı Şeria’daki şehirler el-Fetih yönetiminde. Bu mübarek mekânların hali yürekler acısı! Siyonistler Hz. İbrahim ve bazı Peygamberlerin kabirlerinin bulunduğu İbrahim mescidini, 1994 yılında bir katliam gerçekleştirerek Müslümanların ellerinden aldılar. Daha sonra mescidi Yahudiler ve Müslümanlar arasında zamansal ve mekânsal olarak ikiye ayırdılar. Şimdi de mescitte Müslümanlara ait tüm izleri silmeye çalışıyorlar. Hz. İbrahim’in (a.s) kabrinin yarısı ile Hz. Yakub’un (a.s) ve Hz. Yusuf’un (a.s) kabirleri Yahudilere ayrılırken, Hz. İbrahim’in kabrinin diğer yarısı ile eşi Hz. Sare’nin ve Hz. İshak (a.s) ile eşi Hz. Rıfka’nın kabirleri Müslümanlara ayrılmış. İki taraf da birbirinin seslerini duyabiliyor. Camiye girişler, etrafı çeviren silahlı işgalcilerin iznine tabi. Bu noktada da kederinizi ve hüznünüzü içinize gömerek kendinizi sokağa atar ve el-Halil’in güzel insanlarıyla göz göze gelirsiniz; onların Türkiye’den geldiğinizi söyleyince gösterdikleri ilgi ve sevgiyle biraz olsun ferahlar, kardeşlerinizle hasbihale dalarak onların umut dolu gözlerinden umut devşirirsiniz. Yahudiler bayram kabul ettikleri günlerde camiye girişleri yasaklar; diledikleri gibi caminin içerisinde eğlenirler. Ahlaksızlıklarını, terbiyesizliklerini bu mübarek yerde yaparlar. Rehberimizin bize anlattıklarına inanamadık. Yahudiler bu bölgede özellikle de el-Halil camiinde her türlü pisliği yapmışlar…
 
Mescid-i Aksa’da Cuma Namazı
Allah’a şükürler olsun bizlere mübarek Mescid-i Aksa’da namaz kılmayı, dua etmeyi nasip etti. Cuma günleri Kudüs bir başkadır. Şehrin her tarafından insanlar, Cuma namazını eda etmek için Mescid-i Aksa’ya koşarlar. Civar şehirlerden de gelenler var. Fakat Siyonistler herkesi içeri almıyorlar. 40 yaşını doldurmamışlara yasak uyguluyorlar. Bazı Cumalar da kimseyi almıyorlar. Yahudiler ve turistler Perşembe ve Cuma günleri Mescid-i Aksa’ya giremiyorlar. Onun dışındaki günlerde ise Siyonist askerler eşliğinde girebiliyorlar. İnsanları rahat görebilmek için Kubbet-ul Sahra ve Kıbli Mescidi arasında kalan yerde oturduk. Cuma namazını burada eda edecektik. O anki duygularımı anlatmaya kelimeler yetmez… Fevc fevç insanlar Mescid-i Aksa’ya koşuyorlar… Bayanlar Kubbet-ul Sahra’da; erkekler ise diğer yerlerde kılıyorlar. 
 
İmam hutbesinde Siyonistlerin zulümlerinden ve baskılarından bahsetti; fakat ne olursa olsun asla Mescid-i Aksa’yı bırakmayacaklarını, canları pahasına İslami değerleri koruyacaklarını vurguladı. İmam, halen Siyonistlerin ellerinde tutsak bulunan esirler, mazlumlar, Gazze halkı ve tüm Müslümanlar için dua ettikten sonra hutbesini sonlandırdı...
 
Filistin’e Veda…
Filistin’den, Kudüs’ten, Mescid-i Aksa’dan ayrılmak zor oldu… Ağlamamak elde değil… Yıllardır mücadelesini verdiğimiz davamızın merkezinden ayrılmak elbette acı olacak. Fakat tüm insanlık bilsin ki dünyada hiçbir güç bizleri davamızdan, Filistin davasından ayıramaz. O özgür oluncaya dek mücadelemize devam edeceğiz. Çünkü onun özgürlüğü tüm Müslümanların hatta tüm insanlığın özgürlüğü demektir… 
 
Ey Filistin;
Bugün gidiyoruz; ama yarın döneceğiz Allah’ın izniyle… Askerler olarak döneceğiz. Fatih’in İstanbul’u fethettiği gibi; Salahaddin Eyyubi’nin seni tutsaklıktan kurtardığı gibi bizler de seni özgürlüğüne kavuşturacağız. Eğer ömrümüz buna yetmezse çocuklarımız bunu yapacaklardır. Ama asla esir kalmayacaksın… 
 
Abdulvahap KÖSESOY
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 


 
 



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Ahmet K.
    22-09-2015

    Yüreğine sağlık Abdulvahap kardeşim...