Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

CEMAAT OLMAK, AMA NASIL?..

Ahmet TÜRKBEN

01-01-2014

CEMAAT OLMAK, AMA NASIL?..
HAKLA BATILI AYIRMAK
Tarihte yaşandığı vaki olan bu olayla ilgili genel yargıları ifade etmekten ziyade bugüne bakan yönüyle tarihin tekerrür ettiğini gösteren olayların bize verdiği mesaj: Hakla batılı, yanlışla doğruyu ayırt edemeyen ve liderinin ağzından çıkanı emir telakki eden, hata da olsa hikmet arayan camiaların tarihin şahitliğiyle bizzat haksız oldukları görülecektir.

Ne kadar kalabalık olursa olsun, adaletten, ilimden, hikmetten ve şuurdan nasibi olmayan ve şartlandırılan kitleler olmaktansa tek kişi de kalsa adalet ve doğruluk üzere olmak yeğdir ve kimi zaman İbn-i  Mes'ud (r.a)’ın  söylediği gibi: "Cemaat, tek  kişi de kalsa, o kişinin  hakka  uygun  olmasıdır." 

Kalabalıkların baskısı altında söylemekten çekindiğiniz hakikat, sizi Allah katında, halk nazarında ve tarih önünde haksız konuma düşürecektir.

Etrafınızda herkesin yüksek sesle de olsa söylediği yalan, cılız da kalsa, duymasanız ve duymak istemeseniz de söylenen doğrudan daha değerli ve geçerli olamaz.

CEMAAT CEMADATA DÖNÜŞÜRSE…
Nitelikli birliktelik, kolektif akla değer veren birlikteliktir. İlkelerin, değerlerin, hassasiyetlerin ve kavramların istişare ve ortak akılla belirlenmediği birliktelikler; hak üzere olamaz, kalıcı değer üretemez, uzun soluklu yürüyüşlere güç yetiremez, dahası birleştirici olamaz. Bu değil cemaat olmak, Üstad NecipFazıl’ın ifadesiyle olsa olsa cemadat olmaktır.

“Camilerde cemaat yerinde hep cemadat; 
Siner de köşelerde Hakk’tan beklerler imdat!”


Cemadat olmak; cansızlık, edilgenlik, şuursuzluk, şartlandırılmışlık, sıradanlık ve sürü olmaktır; cemaat olmak ise şartlandırmaya yer olmayan bir bilinçle, şuurlu ve akıllı birlikteliktir. Şuur ve akıl, şahsiyetli olmanın mümeyyiz vasfıdır. Şahsiyeti merkeze alan bir yaklaşımla her ferdin biricikliği ve kendine mahsus karakterinin (şakile) korunduğu organik ve özgün bir yapıdır cemaat, şartlandırmayla tek tipleştirme değildir. Şahsiyet sahibi fertlerden oluşmayan bir yapı, aklını kiraya verip yukarıdan gelen talimatlarla hareket eder.

CEMAATİN İSTİKAMETİ, LİDERİN VE FERTLERİN İSTİKAMETİDİR.
Cemaate istikamet kazandıran, liderin ve fertlerin istikametidir. Sevgimiz, saygımız ne kadar çok olsa da lider de bir insandır. Onun bu insanî yönünü görmezden gelip kutsallık atfederek söz ve davranışlarında ilahîlik aramak sorunları çözmez, dahası çoğaltır. Hakikat şu ki; liderin düşüncesindeki yanlış bir meyil, toplulukta geniş açılarla daha büyük yanlışlara dönüşür. Liderler de yanlış yapabilir. Liderleri uyarılmayan bir topluluğun sözleri, kararları ve icraatları hayırlı sonuçlar doğurmaz; yanlışı apaçık belli olan topluluğu düzeltmeyen bir lider de düzeltilmesi mümkün olmayan büyük felaketlere sebep olur.

Kur’an-ı Kerim’de belirtilen ilahi buyruklar; Allah’ın ipine topluca sarılmayı (Al-i imran-103) emredildiği şekilde dini ayakta tutmayı ve ayrılık çıkarıp parçalanmamayı (Şura-13) dinlerini hizipçilik ve cemaatçilikle bölerek parçalayanlar gibi olmaktan sakınmayı (Rum-32) öğütlemekte, cemaatli olmaya teşvik etmekte; ancak cemaatçi olmayı ayrılıkçılık saymaktadır. Ümmet bilincine sahip olunmadan oluşturulan cemaat anlayışı, cemaatçiliği doğurur.   

CEMAATÇİLİKTEN ALLAH’A SIĞINMAK
Cemaatli olmakla cemaatçi olmak birbirinden farklıdır. Cemaatçi olmak başta kendi cemaatine, sonra da diğerlerine zarar veren bir taassup ve tarafgirliktir. Cemaatçilik, sadece kendi cemaatini en doğru görme hastalığıdır. Üstad Bediuzzaman, bunu veciz bir şekilde şöyle ifade etmiştir: “Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir.” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur..”  Hakkı sadece kendi tekelinde gören ve başkalarını yok sayan bir anlayış, cemaat olmaktan çıkar, başka bir yapıya dönüşür. Kendinden olmayı, ehliyet ve liyakate tercih eder; enerjisini ve imkanlarını kendi nüfuzunu artırmaya harcar; kelle hesabı yaparak niteliği pas geçer ve nihayetinde bu birliktelik menfaat birlikteliği haline gelir.   

PARÇAYI BÜTÜN ZANNEDEN, BÜTÜNÜ PARÇALAR.
Cemaat olmak, büyük ümmet ailesinin bir şubesi, küçük bir parçası olmaktır. Bütünün bilincine sahip olmayan, parçayı bütün zanneder ve bütünü parçalar. Cemaatin çıkarlarıyla ümmetin çıkarları çatıştığında ümmetin çıkarlarını yeğlemek esastır. Tercihini ve hareket tarzını kendi cemaatinin çıkarları ekseninde belirleyenler; kirli ilişkiler içerisine girer, karanlık odakların kuklası haline gelir, diğer yapıları ötekileştirir, dahası onlara hayat hakkı bile tanımaz.

Haset, öfke, düşmanlık ve körü körüne taraftarlık öyle zehirli bir virüstür ki, ötekileştirdiğiniz her kim ise, ona ait olan ve ondan gelen ne varsa reddetmek durumunda bırakır sizi. Bu hastalık, yine Üstad’ın ifadesiyle: ”Kendi tarafına şeytan yardım etse rahmet okutacak, muhalifine melek yardım etse lanet edecek gibi hadisatlar doğurur.”  

DOĞRUYA DOĞRU, EĞRİYE EĞRİ DEMEK
Doğru kim tarafından söylenirse söylensin doğrudur; eğri de kimde görülürse görülsün eğridir. Bizden olanın söylediğinde eğrilik olup da, vardır bir bildiği ya da vardır bir hikmeti diyor; başkalarınca söylenen doğrulara da kendi zararımıza olduğu gerekçesiyle doğrudur diyemiyorsak dürüst olduğumuz iddiasında bulunmak gülünç olur. Oysa Hakk’ın hatırı âlîdir ve ilahi ölçü bellidir: “Bir topluluğa olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.” (Maide,2)

İnsanın konumu ve durduğu yer, bakış açısını şekillendirebilir, bu doğaldır; ancak hak ve hakikat söz konusu ise doğrular durduğunuz yer farklı da olsa asla değişmez. Eğer bizi yönlendiren siyasi ihtiraslarımız, iktidar hırsı ve kendi grubumuzun çıkarları olursa, yani politik yaklaşımlar, daha belirleyici hale gelirse siyaseten de olsa söylenilen yanlışlar, bizi haksızlığa ve batıl tarafta yer almaya sevk edebilir.

AKL-I SELİM OLMADAN ASLA…
Akl-ı selim devre dışı kalıp duygularla hareket ediliyorsa, basiretiniz bağlanır, en gerçekçi ve makul delilleri bile görmeye yanaşmazsınız.   
Eğer bir iddianız varsa ve bunu yalan, itham ve zanlarla ispatlamaya çalışıyorsanız ya gerçekten yalancısınız ya gaflet halindesiniz ya da farklı beklentiler ile hareket edip birileriyle ilişkinizin bozulmasını istemiyorsunuz demektir.

İTAAT VE İSYAN DENGESİ
Geleneğinde itaat olanın geleceğinde isyan; geleneğinde isyan olanın da geleceğinde itaat olmaz. Ne kayıtsız şartsız bir itaat ne de ahlaksız bir isyan. Kural çok net: “Halika isyan olan işte mahluka itaat olmaz.” Meşru dairede itaat, kölelik anlamına gelmeyeceği gibi, yine meşru dairede isyan, bağilik değildir.  

Birbirimizi edep ve saygı çerçevesinde eleştirebiliyor, eleştirilerimiz yapıcı ve umut aşılayıcı olabiliyorsa, eğriye eğri, doğruya doğru diyebiliyorsak, kararlarımızı istişareyle alabiliyor ve sorumluluğu hep birlikte üstlenebiliyorsak hem liderin yanlış yapmasına hem de topluca daha büyük kitlesel yanlışların yapılmasına engel olmuş oluruz.
Sözün özü ve en değerlisi dua makamında söylenendir:

“Allah’ım! Bizi hakkı hak olarak görüp hakka tâbi olmakla; batılı batıl olarak görüp batıldan kaçınmakla rızıklandır.” 



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Akl-ı selim
    26-04-2016

    Hakk’ın hatırı âlîdir ve ilahi ölçü bellidir: “Bir topluluğa olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.” (Maide,2)

  • Tayfun Teksar
    15-01-2014

    CEMAATÇİ İLE CEMAATLİ AYRIMI.....DERİNLİĞİ OLAN LEZZETLİ BİR YAZI OLMUŞ...İNŞAALAH ÜMMETE BİR NEBZE FAYDASI OLUR...SELAM VE DUA İLE....

  • orhan
    09-01-2014

    Allah razı olsun sevgili kardeşim ne güzel ifade etmişsin.Hadisi şeriftede buyurulduğu gibi bir müslüman kendi nefsi için istediğini kardeşi için de istemiyorsa gerçekten iman etmiş değildir.Bizler Allah'a ve O'nun kutlu elçisi Hz.Muhammed'e iman edip salih ameller işlemeye devam edelim ve birbirimizi uyaralım .Yoksa bize de ateş dokunur.