Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

SARAÇHANE KONUŞMASI

Sezgin KIZILKOCA

27-08-2013

SARAÇHANE KONUŞMASI
BİSMİLLAH
 
Çok kıymetli Adeviyye, Nahda, İskenderiyye, Ramses Dostları! 
 
Kahire’nin, Şam’ın, Bağdat’ın, Gazze’nin, Kudüs’ün öz kardeşi olan İstanbul’un güzide insanları! 
 
Günlerdir “kardeşlik bedel ister” diyerek, “kardeşlik sınır tanımaz” “ümmeti gözetmem gerekir” diyerek Kardeş Meydan Saraçhane’de “Adeviyye Nöbetini Devralıyoruz” diyerek meydanları nöbet yerine çeviren sevgili kardeşlerim! Hepinize hoş geldiniz diyorum. Nöbetiniz, niyetiniz, duruşunuz mübarek olsun.
 
Ramazan’ın son 10 günü içerisinde gerçekleştirilen “kardeşlik, adalet ve özgürlük için iftardan sahura 7 gün 7 saat” etkinliği ile başlayan, bayramdan sonra Mısır’da gerçekleştirilen katliamla birlikte devam eden Saraçhane nöbetlerimize hesabi değil, hasbi olarak, Rabbimize sunabileceğimiz Salih bir amel olması ve safımızın belli olması için çok mütevazi sayılarla başlamıştık. En azından üzerimize düşen yükümlülüğü yerine getirmek ve kardeşlerimizin ağır şartlar altında meydanları terk etmeyerek verdikleri mücadeleye desteğimizi meydanlardan iletmek için bu nöbeti birlikte tutalım istemiştik. 
 
Gelinen nokta itibariyle nöbetimizi şu an hamd olsun onbinlerle beraber tutyoruz. Başta belki sadece İstanbul Saraçhane’de gerçekleşen bu akşam nöbetleri şu anda Türkiye’nin 30’dan fazla ilinde devam ediyor olması bizler için büyük bir öneme haizdir. Aynı zamanda bu nöbetler eylemle ibadetin iç içe geçmiş halinin çok güzel bir örneği olmuştur.  Bir yanda sloganlar, tekbirler, lebbeykler yükselirken gökyüzüne diğer taraftan omuz omuza geçmiş olarak aynı ayette geçtiği gibi bir binanın tuğlaları misal saf tutarak kıldığımız teravihler, teheccüdlerle, okuduğumuz kunutlarla, uzun kıyam ve secdelerle ibadi olarak da çok özel vakitler geçirdik. 
 
Hassaten burada asıl toplanmamıza vesile olan başta Mısır ve Suriye olmak üzere tüm mazlum İslam coğrafyasında yaşanan katliamların, mezhepsel gerilimlerin, tecritlerin, ambargoların, açlık ve sefaletin nihayete ermesi için alabildiğine duaya yoğunlaştık, ola ki duaların geri çevrilmediği bir ana denk düşeriz ve yahut aramızda duası geri çevrilmeyecek birisi olur diye her fırsatta ellerimizi Rabbimizin sonsuz hazinesine açtık, O’na iltica ettik ve O’ndan yardım istedik. Nasrun Minallahi ve Fethun Garip müjdesiyle hiç de uzak olmayan Allah’ın nusretini ve yakın bir fethi başta Mısır ve Suriye olmak üzere tüm mazlum İslam coğrafyası için yakın olmasını diledik. Buradaki birlikteliğimizi bir kardeşlik sorumluluğu olarak gördük. Hz. Yusuf’u (AS) kardeşlerinin kuyularda terk ettiği gibi terk etmemeliydik kardeşlerimizi. 
 
Mısır’da Kardeşlerimiz çok zor şartlar altında, millet olarak iradelerine sahip çıkmak ve ümmetin izzetini yüce tutmak adına zalimlerin namlularının önüne sadece göğüslerini can siperane bir şekilde koymaları ve bunun bedelini canlarıyla ödemeleri ümmetin birer evladı olarak bizlerin asla kayıtsız kalabileceği bir şey değildir. Daha birkaç gün önce Suriye’de kimyasal katliamla yaşamlarını yitiren küçücük bedenleri, çırpınarak can veren bebekleri ve şu ana kadar 100000’den fazla şehit olan kardeşlerimizi hiç olmazsa dualarda hatırlayabilmek en önemli vazifemizdi. 
 
Onlar ağır bedeller ödeyerek kendi imtihanlarını veriyorlar. Bizler belki canımızı ortaya koymak zorunda olduğumuz bir durum söz konusu olmasa da onları maddi ve manevi olarak desteklemek, dualarımızda eksik etmemek, zulmedene asla meyletmemek suretiyle imtihanımızı veriyoruz. Allah alnının akıyla bu imtihanı verenlerden kılsın.
 
Kardeşlerim! 
Şu anda tüm dünya ve insanlık vicdanı da önemli bir imtihan veriyor. Maalesef kardeşlerimizin yaşamış oldukları bu ağır katliam durumuna hem halkı hem de devlet yöneticileriyle birlikte Türkiye’nin dışında sesini yükselten doğru düzgün bir ülke olmamıştır. Türkiye insanı tarihin kendisine yüklemiş olduğu sorumluluğun farkında, ecdadının eliyle çok da uzak olmayan bir geçmişte hem adaleti hem de merhameti yeryüzünde hakim kılmış örnek neslin torunları olarak, bugün halkıyla meydanlarda ve devletiyle de uluslararası arenada tek kalma pahasına bile olsa Hakkın sesini yüce tutmaya devam etmektedir. 
 
Artık bugün şu hakikat çok açık ortaya çıkmıştır. Gerek fonksiyonunu icra etmekten aciz duruma düşmüş BM Güvenlik konseyinin, gerekse adında İslam bile olsa Mısır halkının iradesine değil de darbeci rejimlere destek veren işbirliği teşkilatlarının gerekse bu meseleye yüksek sesle karşı duramayan ve hatta dolarlarıyla, dinarlarıyla, petrolleriyle destekleyen tüm ülkelerin küresel zulüm sisteminin bir parçası olduğu ve emperyal güçlerin amaçlarına hizmet etmekten başka bir işe yaramadıklarını görmüş oluyoruz. Bugün Mısır’da hiçbir ateşli silahı, hatta bıçağı bile olmayan tamamen sivil ve barışçıl yöntemlerle meşru haklarının iadesi için meydanlarda gösteriler düzenleyenlere, özel de Müslüman kardeşlere yaşatılan bu zulme, keskin nişancılarla çocuk-yaşlı-kadın ayırt etmeden katleden darbeci rejime sesini yükseltmekten aciz olanların, bilakis bunları destekleyenlerin adının Ahmed ya da Muhammed olması, sözde alim ya da abid olması, yahut Kabe’nin gölgesinde namaz kıldırması hiçbir şeyi değiştirmektedir. 
 
Hakikat tektir. Ve Rabbimiz bize bunu açıkça emretmiştir: “Sakın zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size de ateş dokunur” Bugün doğru bir yerde durup da yalnız kalmak zulmedenlerle aynı kurtlar sofrasında bir araya gelmekten daha evladır. Tarih bir gün bu günleri yazacaktır muhakkak. Yeryüzünde Hakkın gür sesi bir gün hakim olduğunda gelecek nesiller sizi hayırla yad edecektir. Zulmedenler ve onlara buğz etmekten bile aciz olanlar ise lanetliler sayfasında olmaktan kurtulamayacaklardır.
 
Bugün Suriye’de de yaşananlar aslında Mısır’da gözetilen şer diplomasiden çok da farkı değildir. Aktörler değişiyor, Mısır’daki darbeye, zulme destek verenler burada sözde karşı duruyor, adım atması gerekenler sırtını dönüyor, güya Allah’ın hizbi olduğunu iddia edenler bizzat kendileri bu zulmün içerisinde açıktan yer alıyor ve nihayetinde masum canlar, her gün onlarcası, yüzlercesi katlediliyor. İzlemeye bile yüreklerimiz dayanmıyor. Artık yutkunamıyoruz bu acıyı. 
 
Buradan tüm insaf, vicdan sahiplerine seslenmek istiyorum. Mısır’da ihvanın meydanlardaki direnişi için kendilerini öldürtüyorlar, evlerinde olsa bir şey olmaz diyenlere sözüm. Sözde dost gibi görünüp zalimlerin ağzıyla konuşanlara sözüm: Bu masumlar, sütten kesilmemiş bebekler, kokmasın diye üzerine buz konulmuş bu küçücük bedenler meydandalar mıydı da katledildi? Var mı buna bir cevap verecek vidan sahibi?  Tekvir suresinde Rabbimiz kıyamet sahnelerini bir bir gözler önüne sererek bir yerde “küçük kız çocuklarına ne günah işledin de seni katlettiler” diye sorulduğu zamanı işaret ederek aslında güneşin dürülmesi, yıldızların tek tek dökülmesi, dağların yürütülmesi gibi bu masumiyetin katlinin çok büyük bir hadise olduğuna işaret ediyor ama maalesef vicdan tartıları bu hesabı yapmaktan aciz kalıyor. Melekler de ölür müymüş demeyin. Gerçekten melek ruhlar da ölürmüş. İnsanlığın cenazesini bu melekler kaldırıyor gözlerimizin önünde. Buna yüreğimiz kanayarak şahit olduk.
 
Kardeşlerim!
 Yeryüzünün doğusundan batısına dikkat edin, ölen, zulme uğrayan, sürgün edilen hep Müslümanlar. Doğu Türkistan’da zulme uğrayan bizim kardeşimiz. Myanmar’da yakılan bedenler bizim. Patani’de, Pakistan’da, Afganistan’da, Irak’ta, Sudan’da, Yemen’de sebepler ve aktörler farklılaşsa da katledilen bizim kardeşlerimiz. Zulme uğrayanların dini İslam olduğu için değil bizim haykırışımız. İnsanlık, vicdan ve inancımız bunu gerektirdiği için. Sonunda hangi büyük hesap olsa da bir masumun haksızca öldürülmesinin karşısında yeryüzünün tüm serveti ayaklarımızın altında olmalıdır. Bugün sesimiz daha bir gür çıkmalıdır. Safımız daha belirgin olmalıdır. 
 
Özellikle darbelerden çok çekmiş, yıllarını, servetini, nesillerini tüketmiş bir ülke olarak sesimiz daha yüksek çıkmalıdır. Sesimiz kısılacaksa bu bağırmaktan, hakkı haykırmaktan olmalıdır. Özellikle bu dönemde mazlum halkaların gözleri üzerimizdeyken, tek veli olarak bizleri kendilerine yakın görüyorlarken bu teveccühe kayıtsız kalmak başlı başına bir hesap konusudur. Sorumluluğumuz dünden çok daha ağırdır. Bu olumsuz hadiselerin bugün ülkemiz sınırlarında gerçekleşmemesi yarın bizlerin bu tür imtihanlardan geçirilmeyeceğimiz anlamına asla gelmemelidir. 
 
Ülkemizdeki huzuru, istikrarı, iç barışımızı, kardeşliğimizi bozmak için türlü senaryolar dün uygulanmaya çalışıldığı gibi yarın da uygulamak için fırsat kollayanlardan, kapalı kapılar ardında yapılan hesaplardan habersiz değiliz. Bizi kendi meselelerimize hapsedip dünyayla, mazlum milletlerle bağımızı kopartmak isteyenlerden, işte şu an bulunduğumuz noktaya birkaç km ötede yaşanan küçük ölçekli hadiseleri kıyamet tellallığı yaparak dünyaya saatlerce servis edip, Suriye’de sıra sıra dizilmiş masum bedenleri haber konusu bile etmeyen zihniyetin hizmet ettikleri amaçtan hiç habersiz değiliz. Ufacık bir hadiseyi topyekûn bir dünya meselesi haline getirip sanki toplu katliamlar yapılıyor gibi gösterenlerin amaçlarından habersiz değiliz.
 
Kardeşlerim! 
Çok açık yüreklilikle ve inancımdan duyduğum eminlikle sizlere şunu ilan etmek istiyorum. 20 gündür devamlı surette bu meydanda olan bir kardeşiniz olarak üzerimizde yapılan kirli planlara, tatbiki için doğru zamanı beklenen hazır senaryolara, birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi, iç barışımızı bozmak için fırsat kollayanlara, işte malum parktaki insanları kast ederek filan ruhu canlı tutarak kirli tezgahlarına alet olacak gençleri avlamaya çalışan nesil avcılarına verilecek en güzel cevap, bu kirli ruhlara alternatif en güzel ruh 20 gündür bu meydanı hınca hınç doldurup da bir çiçeği bile örselememiş Saraçhane Ruhudur.
 
Bu ruhun oluşmasında Mısır’daki şehitlerimizin, Suriye’deki şehitlerimizin bereketi en büyük etken olmuştur. Tüm şehitlerimiz çok kıymetlidir bizler için ama içlerinde bazıları vardır ki diğerleri adına da şehadet mertebesinin ne kadar ulvi olduğunun bir kantıdır şehadetleri. İşte Mısır’da Şehit Esma el Biltaci’nin şehadeti yüreğimizi adeta kanatmıştır. Babasının kendisine yazdığı mektup hepimiz için bir yürek sızısı olmuştur. 
 
Kardeşlerim! 
Bu şehitlik öyle bereketli bir şey ki 20 gündür burada adeta şehadet provası yaptık. Esma’mıza yakın olan, ona nasip olan bize uzak olmasın diye dua ettik Rabbimize. Adeta şehadeti yeniden özenilen, imrenilen bir mertebeye çıkarttı bizler için. Unuttuğumuz, kısmen ihmal ettiğimiz bazı değerlerimize yeniden sarılma vesilesi oldu bizler için. İbadetin, cemaatin, kıraatin, uzun kıyamların ve secdelerin ruhlarımızı nasıl yeniden tanzim ettiğine tanıklık ettik hep birlikte. 
 
Kardeşlerim!
Bu ruhu sakın terk etmeyelim. İhmal etmeyelim. Direniş ruhumuz, mücadele azmimiz, haksızlık karşısında yükselen sesimiz asla zayıflamasın. Mazlumlar adına, Ümmet-i Muhammed adına üzerimize aldığımız sorumluğu sonuna kadar yerine getirelim. 20 günün hülasası, bir kardeşiniz olarak şunu yakinen hissettim: Rabbimiz kardeşliğin hakkını verenlerin, Üstad Zarifoğlu’nun dediği gibi ümmeti gözetenlerin önünü açıyor muhakkak. Bu meydan buna şahittir. Bu meydandakiler de buna şahittir. Bu test edilmiş bir nusrettir. Niyetlerimiz halis ve hesapsız olduğu ölçüde Allah bizlerin eliyle, diliyle belki de canlarıyla dinini inşallah teyit edecektir. Bugün çok açık yüreklilikle bu görevi inşallah üzerimize yakıştıralım. Bu meydan da buna şahit olsun. Saraçhane ruhu her daim diri kalsın. Bu ruh hepimizi kuşatsın ve bizler için birer cennet vizesi olsun inşallah.
 
Hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun… 
 



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Melek Balcı
    28-08-2013

    Allah kalbini ve halini muhafaza etsin. Biz de seni böyle tanıdık. Özü sözü bir, samimi. Böyle insanların yollarını Rabbim açacaktır inşallah. Gerisi teferruat.