Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

'Ne çok acı var'

imh.org

01-08-2013

'Ne çok acı var'
Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur'u yazmış, fakat bulamamıştır. Daha geniş bilgi için günlüklerine bakılabilir. Durumumuz biraz bu örneğe benziyor. Evet, huzur İslam'dadır. Buna karşılık, Müslümanların hali de ortadadır.
 
Kırk üç yıldır dünyadayım. Kendimi bildim bileli hep şunu söyledim ve duydum: 'Ne çok acı var.' Afganistan'dan Bosna'ya, çok büyük ölümler gördük, maalesef, görmeye de devam ediyoruz.
 
İslam dünyasının, yabancıların operasyon ve test sahasına dönüşmesi yetmezmiş gibi, bir de birbirimizin canına kastetmeye başladık. Fitneden daha kötü ne var, bilmiyorum. Ne varsa, neyse o, işte ona yakalandık.
 
Bugünkü görüntümüz, ümmet derdinde olanları mahcup ediyor, utandırıyor. İslam Birliği'ni savunuyoruz. Fakat mevcut liderlerle, yönetimlerle ve zihniyetle bu birlik nasıl kurulacak, kurulsa ne olacak? Bir soru daha soralım: Kimlere hizmet edecek?
 
Endülüs'ten Kırım'a, yüzyıllar boyunca toprak kaybettik, geri çekildik. Şimdi de kan kaybediyoruz. Yeşil değil, kırmızı kuşak olduk.
 
Irak, Suriye, Mısır… Bu ülkeler, savaş sahasıyken yahut işgal altındayken, bu kadar insan hayatını kaybediyor muydu? Acı ama gerçek. Sadece akıl değil, vicdan tutulması da yaşıyoruz. Bir 'kardeş olunuz' emrine, bir de gelinen noktaya bakalım.
 
***
 
'Bizi sürekli öldürüyorlar ama biz öldürmeyeceğiz.' Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın bu açıklamasını duyunca, bilmiyorum neden, Kırmızı Pazartesi'nin final cümlesini hatırladım: 'Teyze, beni öldürdüler.'
 
Evet, bizi öldürdüler. Turgut Uyar'ın yıllar evvel yazdığı gibi, güneşe karşı, beş bin, on bin birden ölüyoruz. Daha doğrusu, birbirimizi öldürüyoruz. Yabancıya gerek yok. Sokaklarımızın içinde, camilerimizin önünde bombalı araçlar patlıyor. İnsanlığını yitirmiş olanlar, İslamiyet'i nasıl savunur?
 
Dünyadaki en eski şey, insanın insana verdiği acıdır. Bunu, her daim birbirimize yeniden hatırlatıyoruz.
 
Aşık Sümmani, insanoğlunu anlatırken, 'her birini bir efkâra yazdılar' demişti. Şimdilerde bu, en çok da İslam beldelerini anlatıyor.
 
Evvela, bizi birbirimize yabancı kıldılar. Hakkımızdaki gelişmeleri, 'dış haberler' sayfalarından okuduk, okuyoruz. Üstelik, yakın zamana kadar, bu haberlerin tamamına yakını, batılı ajanslar tarafından servis ediliyordu. Ne verirlerse, onu alıyor, ona inanıyorduk. Bunca üzüntü arasında, tek olumlu gelişme, milli haber kaynaklarımızın kendini yetiştirmesi, göstermesi oldu. Özellikle Anadolu Ajansı'na teşekkür etmek isterim. Artık sadece bulmacalarda çıkmıyorlar, her yerde görünüyorlar.
 
İmkânların, haberlerin ve sağlam analizlerin sayısı arttıkça, işin aslı öğrenildikçe, milletimiz, bu ölümleri, 'başkasının ölümü' olarak görmemeye başladı. Hızlı bir şekilde uyanmamız, örgütlenmemiz ve tâ Arakan'a, Somali'ye kadar gitmemiz bu yüzden.
 
Unutmadan söyleyeyim: Meselenin derinliğini daha iyi kavrayabilmek için, belli bir tarihe kadar, kimlerin 'Ortadoğu uzmanı' olarak takdim edildiğine de bakmamız gerekiyor.
 
***
 
Bütün bu olan bitene, yaşanana, Türkiye'den başka sesini yükselten, itiraz eden var mı? Neredeyse yok.
 
Suriye için, Mısır için, Filistin için, Arakan için, Doğu Türkistan için herkes susabilir. Fakat bizim susmamız, aslımızı inkâr etmemiz anlamına gelir. Çünkü aslımız, haktır, hakkaniyettir. Türkiye, Batılıların kaybedip de geri alamadığı tek toprak parçasıdır. Çok şükür.
 
Kabul edelim yahut etmeyelim; onca eksiğimize ve gediğimize rağmen, biz bir milletiz. Bunun ne demek olduğunu, ne anlama geldiğini, ancak zor zamanlarda görürüz, biliriz. Bugün olduğu gibi. Haksızlıklara ve zulümlere karşı en büyük tepki, her daim milletimizden gelmiştir, geliyor. Yeter ki haberimiz olsun.
 
Deniliyor ki, bu politikalar yüzünden Türkiye yalnızlaşıyor. Malazgirt'ten bu yana, zaten yalnız değil miydik? Ölüm-kalım mücadelesi verdiğimiz Birinci Cihan Harbi'ndeki cihad ilanlarına bir bakın. Elimizde, birkaç dokunaklı hikâyeden başka ne var? Bunlar bizim ölçümüz, örneğimiz olamaz, olmamalıdır.
 
Derler ki, otu çek, köküne bak. Nurettin Topçu, Büyük Fetih kitabında, bu sözü bizim için şerh ediyor: 'Millet davamız, yetmiş-seksen yıllık değil, belki bin yıllıktır.'
 
İslam dünyasındaki bazı naylon devletlere bir de bu gözle bakalım. Karton değil de, özellikle naylon diyorum. Çünkü hammaddesi petrol. Kök yoksa, zayıfsa, işte bunlar oluyor; tabiri caizse, ancak Kabil'e yardım yapmanıza müsaade ediliyor. Bir büyüğümüzün dediği gibi: 'Var mısın ki, yok olmaktan korkuyorsun?'

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ...
 


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • ahmet gül
    05-08-2013

    ellerinden öperim!