Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

BİR DAĞ’A YASLANMAK

Orhan DEMİRAL

04-05-2013

BİR DAĞ’A YASLANMAK
Dağlar vardır yeryüzünde; etekleri kuzulara otlak, dorukları kartallara mesken… Satırları birçoğumuzun hatıralarında yer etmiştir. İnsanoğlunun dağlarla ilişkisi tarihin başlangıcından bu yana devam etmektedir.
 
Gerilerden başlatıyorum hadiseyi. Tâ Hz. Âdem’in yeryüzüne indiği zamandan dağları düşünmeye başlıyorum. Dağlarla ilişkimiz ne zaman başladı diye. Bakıyorsunuz rivayetlerde Hz Âdem ile Hz Havva’nın buluştuğu yer olarak Arafat tepeciğinden bahsediliyor. İşte her yıl milyonlarca hacının, dünyanın her tarafından gelmiş insanın toplandığı Arafat dağı diyorlar ya hani, işte Türkçeye çevrilen kitaplarda Arafat dağı diye çeviriyorlar. Arafat dağı diye aslında bir dağ yok.  Orada Arafat dümdüz kocaman bir ova, onun ortasında küçük bir tepecik var. Yaklaşık 10 dakika yürüyüşle çıkabildiğiniz bir tepecik. Cebeli Rahme tepeciği dediğimiz bir yer. Arafat dediğimiz yer o bölge.
 
Aslında küçük bir yükseltiyle başlıyor dağlarla ilişkimiz. Sonra aradan yıllar geçiyor belki de yüzyıllar bilmiyoruz. Nuh’a geliyor vakit. Nuh (as) zamanına. Bakıyorsunuz dağlarla insanların ilişkisi yine devreye giriyor.  Nuh(as) sular kabarıp yerden ve gökten dökülmeye başlayınca, gemi dalgalar arasında gezinmeye başlayınca oğluna diyor ki: Oğulcuğum lütfen artık inat etme gel bu gemiden başka kurtuluş yok. Oğlu ise cevap olarak ben dağa sığınırım diyor.
Onlar yüksek onlar beni korur diyor. Dağların isyan ile itaat arasında ki belki ilk ilişkisi orada başlıyor insan nezlinde.  Orada ki dağ hayır diyor. Ben asla Allaha isyan eden birini başımın üzerinde taşımam diyor. Onu yüceltmem diyor, onu yükseltmem diyor. Adeta kendisi suyun içerisine gömülüyor.  Belki su yükseliyor ama diğer taraftan baktığınız zaman bir Allah düşmanını, bir Allahı inkâr edeni, bir isyankârı taşıyıp kurtaracağıma toprak olup giderim eriyip giderim, suyun içinde kaybolup giderim deyip Kenan’ın üzerine çıktığı dağ yumuşayıp eriyip suyun içerisinde kaybolup gidiyor Kenan ile beraber.
 
Aradan günler haftalar aylar geçiyor ne kadar geçtiğini bilmiyoruz. Sular sakinleşiyor. Ey yer suyunu yut. Ey gök sende suyunu tut emri gelince suyun çağlaması kesilince yavaş yavaş yer suyunu tutmaya başlayınca bu sefer dağlar tekrar devreye giriyor. Allah’a inananların başımın üzerinde yeri var diyor adeta ve Nuh(as) ve yanındakileri taşıyan gemiyi başınınüzerinde baş üstü, baş tacı eden bir dağ görüyorsunuz karşınızda. Cudi dağı çıkıyor önümüze Kenan’ı suya batıran dağın hareketini aynı güzellikle iman edenleri başının üzerinde taşıyarak cevaplandırıyor adeta.
 
Tarihi biraz geriye saralım. Haşrsuresinin “Layestevi” diye başlayan ayetleri var ya sonlarda ki ayetler Huvallahüllezi’den  birkaç ayet önce.
Orada “Leraeytehühaşiammutasaddiamminhaşyetillah” dediğini görüyorsunuz ayeti kerimenin.  Biz bu yükü, bu Kur’anı dağlara teklif ettik de onlar Allah’ın korkusundan haşyet içerisinde titreyerek boyun eğdiler ve bundan kaçındılar diyor. Allahın gücü kuvveti emaneti karşısında titreyen dağlar görüyorsunuz. 
 
Yine devam ediyor tarih Allah diyor ki: İsrail oğulları öyle bir edepsizlik yaptılar ki Allahıaçıkçagörmedikçe biz sana inanmayız dediler. Tur dağını kaldırdık üzerlerine getirdik neredeyse başlarına değecek üzerlerine çökecekti diyor yine bir dağla ilişkimizi söylüyor Allah.  Tur dağı üzerlerine kalkınca dehşetten, korkudan bayılıp gittiler de ondan sonra iman ettiler diyor korkuyla beraber.
 
Yine takvimi sarmaya devam ediyoruz.  Efendimiz(as) ve dağlar geliyor. Önce Hira geliyor önümüze. Hira dağının fotoğrafını hatırlayın. Yâda Hira dağından Mekke’nin fotoğrafını hatırlayın. Günlerce, aylarca, yıllarca Efendimiz(As)’a uzlet mekânı, kendisiyle baş başa kaldığı mekânı, yalnızlıkmekânı, tefekkür mekânı bir Hira çıkıyor önümüze.  İslam’ın ilk vahyinin indiği: “İkra!Bismirabbikellezihalak” vahyinin indiği bir mağara,Hira dağında Hira mağarası çıkıyor önünüze.
 
Aradan yıllar geçiyor bakıyorsunuz bu sefer Sevr dağı önünüze çıkıyor. 3 gün Rasulullah(as)‘ı üzerinde taşıyan Sevr dağı. Sevr mağarasına. Takvimler yine aksın kardeşlerim zira dağlarla ilişkimiz henüz bitmiyor. Bu sefer Uhud dağı çıkıyor önünüze. Yine bir karışıklık esnasında bir hengâme esnasında bir zaafiyet esnasında etrafınızda ki koruyucuların dağıldığı bir esnada bu sefer Uhud dağı devreye giriyor. Adeta ey Allah’ın Resulü bana gel ben seni saklarım diyor ve Uhud dağında küçücük bir kaya arası Rasulullah’ın sığınağı oluyor bu sefer. Yanındaki müminlerle beraber sırtını dağa veriyor dağa yaslanıyor ve müşrikleri oradan gerisingeri püskürtüveriyorlar.
 
Arkadaşlar peygamberlerle dağlar arasında ki ilişki böyleyken devamında bizim yakın çevremizdekilerle dağlarla arasında ki ilişki de çok farklı değil aslında.  Arada tarihleri atlayarak geliyorum hızlı bir şekilde sene 1987 ye geldiği zaman İzmir’in Ödemiş ilçesinden bir Bilal çıkıyor. “Hindi kuştur dağları mücahittir adları” diyor ve Afganistan’ın Hindikuş dağlarında toprağa bedenini seriveriyor. Aradan birkaç yıl geçiyor. Sene 1993’e geliyor. Fuat Çağlar bu sefer Tacikistan da bir dağ da uçurumun kenarında kendisine bir yer buluyor. Aradan yıllar geçiyor bakıyorsunuz bir haber geliyor. Bir uçak bir dağa çarptı. Bir Bahattin Yıldız orada kendisine bir yatak buluyor kendisine bir yer yurt ediniyor.
 
Aradan yıllar geçiyor bakıyorsunuz şehirden bunalan insanlar bu yazı nerede geçirsek dağılmadan nerede toplansak kendimizi nerede biriktirsek nerede enerji depolasak nerenin enerjisinden istifade etsek diyorlar. Bir bakıyorsunuz Aytepe’ye gitmişler bir bakıyorsunuz Aladağlara çıkmışlar bir bakıyorsunuz Uludağ’a çıkmışlar ve orada adeta dağı şenlendiren dağla şenlenen bir mümin bir Müslüman topluluğu görüyorsunuz. Arkadaşlar bunlar böyle afakîşeyler rastgele unsurlar olmasa gerek bir dağın dağların hayatımızda bu kadar hatırası olması tesadüf olmasa gerek. Şehirlere baktığınız zaman Yalova yolundan Bursa’ya döndüğünüz zaman arabayla gidenler görmüştür o dehşetli azameti: Bursa’nın göğsünü gere gere “Gel!” dediğini,“Arkam sağlam istediğiniz gibi gelin!” dediğini. Hadi gezelim dolaşalım biraz. Erciyes’e gittiğimiz zaman Kayseri Kırıkkale’den itibaren 110. km’den itibaren Erciyes’i görerek gidiyorsunuz ve varıyorsunuz ki Kayseri sırtını dağa dayamış ve Kayseri sana olanca kuvvetiyle“Gel!” diyor.Erzurum’a gittiğiniz zaman Palandöken’e sırtını dayamış “Gel!” diyor.Ağrı’ya gidiyorsunuz, Doğu Beyazıt bir taraftan dayamış, Ağrı merkez öbür taraftan dayamış,Ağrı “Gel!” diyor:“Benim arkam sağlam.”Diyor.
 
Arkanızda bir dağ varsa arkadaşlar bir güç kuvvet varsa karşınızdaki size vız gelir tırıs gider. Bu fiziksel anlamda şehir olarak böyle olduğu gibi aile olarak da böyledir. Ailenin büyük babası bir dağ gibidir. Hasta yatağında yatıyorolsa bile büyükbaba orada durduğu sürece o aile:“Gelin biz bir aileyiz ve sağlamız. İmamesi olan bir tesbih gibi bir aradayız.”der.
Büyükbaba göçtükten sonra ailenin babası bir dağ gibidir. Sevmesiniz de, babacığım diyemesenizde, yüzüne karşı tebessüm edemesinizde, para isteyemeyesiniz de baba evin dağıdır. O orada olduğu sürece bir özgüvenle bir aile bütünlüğüyle rahat eder.
 
Arkadaşlar bu ailede böyle olduğu gibi toplumdada böyledir aslında. Alimlero toplumların dağları gibidir. Kökleri bir dağın kökü gibi kendi görülen varlıklarından 3-4 kat daha derindir. Öyle okumuşlardır öyle biriktirmişlerdir ki o tevazuuyla beraber bulundukları toplumların içinde bir dağ gibi o toplumu ayakta tutan kimseler olmuştur. Nasıl dağlar kıtaları oldukları yerlere sabitliyorlarsa, alimler, liderler de toplumların ayaklarını sabitlerler.Herkes sırtını onlara yaslamıştır. Kanaat önderleri dediğimiz, abiler dediğimiz, liderler dediğimiz gibi insanların varlığı kendi etraflarındaki insanlar için bir şehrin kendini yasladığı dağ gibidir.
 
O yüzden bir Bahattin Yıldız vefat ettiği zaman sanki bir dağ yıkılmış gibi endişelenirsiniz. Ya da bir Akif Babalı aramızdan ayrıldığı zaman “Bir dağ bir dağa kavuştu.Bir dağ daha arkamızdan çekildi.” diye endişe edersiniz yazılara dökülürsünüz. Yürüyüş dergisinin eski sayılarında son sayfa yazısıdır “Bir Dağın Ardından” diye çok sevdiğim bir yazıdır bulursanız lütfen okuyun.
 
Arkadaşlar nasıl dağların zirvelerinden o kaynaktan çıkan su, o aşağı inen su bütün ovaları beslerse bu alimlerden çıkan düşüncelerde nasihatlerde aslında halka halka kendi yamaçlarındaki insanları beslerler. O yüzden bugün facebookta,twitterda bir takım profillerde, afişlerde paylaştığınız sözler bir alimin sözüdür aynı sözün bir kahvedeki de söyleyebilir ama kurak bir arazide söylenmiş sözle bir dağın zirvesinden süzülen söz çok farklıdır. O yüzden bir kahvehane köşesindeki sözün bi kıymeti yokken bir alimden çıkan söz aradan yıllar geçsede bir delikanlının kalbinde bir tohumu canlandırıverir.
 
O halde arkadaşlar, bu kadar sözden sonra bu kadar ilişki ağından sonra dağlarla bu aramızdaki mesafeden sonradoğru bir ilişki tutturmak lazım. Gerek hayatımızın içindeki dağlarla toplumuzdaki dağlarla yaşantımızdaki dağ gibi insanlarla bir ilişki tutturmak lazım gerekse de fiziksel anlamda dağlarla bi ilişki tutturmak lazım. Önce bunlardan istifade etmek lazım. Varsa okulumuzda yakınımızda şehrimizde dağ gibi bir lider, onun pınarlarından su içmek gölgesinden istifade etmek lazım. Bunaldığımız zaman yıldığımız zaman resetetmek istediğimiz zaman kendimizle buluşmak istediğimiz zaman ver elini dağlar deyip bir gecenin vakti de olsa kaçıp gidip gelmek lazım.
Bir yaz başı gitmek lazım dönem ortası da olsa gitmek lazım ki kendimizi bulalım bizi bizden almaya çalışanlara karşı bir sığınak elde edelim bir Uhud elde edelim, bir Hira elde edelim, bir Sevr elde edelim. Emin olun gittiğiniz zaman o dağlar sizi, Nuh’u başlarında taşıdığı gibi baş tacı edecekler çünkü öyle yaramaz insanlar onların üstüne çıkıp onları ayakaltına alıyor ki sizin gibi birini gördüğü zaman bütün otları ve taşları kıpır kıpır heycanlanıyor.Ben bunu 19 yıldır dağlara çıkan biri olarak görüyorum.Hissediyorum. Kartalkaya’nın zirvesine çıktığım zaman Temmuz ayının sıcağında Ocak ayının intikamını, Ocak ayındaki yaramazlıkların kefaretini ödediğini hissediyorum. Ocak ayında Kartalkaya’da 7 yıldızlı, 5 yıldızlı otellerde işlenen melanetlerin Temmuz’da, Ağustos’ta kefaretinin o dağlarda ödendiğini hissediyorum. Sizler de bunu böyle yaşayın arkadaşlar.
 
Ancak bu Rabbena hep bana şeklinde keser misali olmaz bunu da bilesiniz. Bir dağdan istifade ediyorsanız, yavaş yavaş bir tepecik yapmaya çalışın arkadaşlar. Konyalı arkadaşlar bilirler orada bir Alaaddin tepeciği vardır. Rivayetlere göre “yapma”dır. Hafifçe madem Rabbimiz buraya böyle bir lütufta bulunmamış biz en azından ona biraz daha yakın olmak noktasında kendimize bir tepecik yapalım derler ve oraya bir tepecik yaparlar. Arkadaşlar sizler de tepeciğinizi yükseltmeye bakın. Hayat ilerledikçe, ömür geçtikçe, yaş kemale yaklaştıkça etrafınızda sizden beslenmek isteyen insanlar olacak. Su isteyecekler belki, doruklarınıza yağan karlarınızdan istifade edecekler, odununuzdan kerestenizden istifade edecekler, yayladaki dağ çileğinizden istifade edecekler, otlarınızdan istifade edecekler, ne derseniz adına? Etrafınızda sizden istifade etmek isteyen insanlar olacak. İçinizde bir şey biriktirmeden, bir dağ gibi olmadan, yarın onlara bir şey söyleyemezsiniz.
 
O yüzden okuduğunuzu dinlediğinizi 3 birim yerin altına 1 birim yerin üstüne görünecek şekilde bir dağ misali kendinizi inşa etmeniz lazım. Önce bir dağınız olsun sonra sizler de bir dağ olun inşallah. Dağlarla ilişkimiz umarım hayır üzere devam eder. Üstümüze korkutmak için kaldırılan Tur dağı, ya da ben seni üzerimde taşımam diyen Kenan’ın altında onu sulara gömen bir dağ olmaktan ziyade Resullah’ı saklayan dağlar gibi olur. Arkadaşlar dağlar uzak, erişilmez, soğuk, karanlık, ücra, cansız varlıklar değil, Resulullah’ı seven varlıklar. Resulullah yokken de onun varislerini, arkasından gelenleri, kardeşlerini seven varlıklar. O yüzden dağları sevin. Dağların seveceği adam olun. Eğer bu ilişkiyi böyle tutturursak, emin olun çok istifade edersiniz. Ailenizle, kendinizle, arkadaşlarınızla, çocuklarınızla müthiş bir istifadeye tabii olursunuz. İnşallah rabbim dağlarla birlikte bize barışık bir hayat nasip eder. Kafi herhalde bu kadar dağ sohbeti. Şimdi şehrin ortasında, İstanbul’un, bütün bu hengâmenin ortasında bir özlem tutkusu gibi dağlardan bahsetmek yaraya tuz basmak gibi oluyor ama beslerseniz bunu içinizde yarın fırsat olur, Mayıs ayında belki trekkinge gidersiniz. Yarın fırsat olur, Haziran’ın ortasında belki kampa gidersiniz. Liseli kardeşlerimizin kampları olur, onların yanına ziyarete gidersiniz. Onların lavabosunu temizlemeye, yemeğini yapmaya, nöbetlerini tutmaya gidersiniz, belli mi olur. Belki bir küffara karşı kendinize bir dağı sığınak edinirsiniz. Belki dağlara karşı bir muhabbet oluşur da sırtınızı bir dağa yaslar ve bütün melanetlerin üzerine dağların doruğundan şehirlere coşkun seller gibi akar gidersiniz. Orada arkadaşlar, dostlar bırakırsınız. Erciyes olur, Palandöken yürüyüşü olur. Hayatınızda mutlaka bir yer olsun. Bu da bu uzun yazının son sözü olsun.


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Abdulkadir SEVEN
    08-05-2013

    Ancak bu Rabbena hep bana şeklinde keser misali olmaz bunu da bilesiniz. Bir dağdan istifade ediyorsanız, yavaş yavaş bir tepecik yapmaya çalışın arkadaşlar. Konyalı arkadaşlar bilirler orada bir Alaaddin tepeciği vardır. Rivayetlere göre “yapma”dır. Hafifçe madem Rabbimiz buraya böyle bir lütufta bulunmamış biz en azından ona biraz daha yakın olmak noktasında kendimize bir tepecik yapalım derler ve oraya bir tepecik yaparlar. Arkadaşlar sizler de tepeciğinizi yükseltmeye bakın. Hayat ilerledikçe, ömür geçtikçe, yaş kemale yaklaştıkça etrafınızda sizden beslenmek isteyen insanlar olacak. Su isteyecekler belki, doruklarınıza yağan karlarınızdan istifade edecekler, odununuzdan kerestenizden istifade edecekler, yayladaki dağ çileğinizden istifade edecekler, otlarınızdan istifade edecekler, ne derseniz adına? Etrafınızda sizden istifade etmek isteyen insanlar olacak. İçinizde bir şey biriktirmeden, bir dağ gibi olmadan, yarın onlara bir şey söyleyemezsiniz. Allah razı olsun Orhan Kardeşim. BU GÜZEL KALEMİN DEVAMINI BEKLERİZ AZİZİM. Okurken insan düşünmeden edemiyor. Acaba bizler tepeciklerimizi dağlar haline çevirebiliyormuyuz. Yoksa yapay ve suni bir tepeden mi ibaret. Birikimlerimiz bir rüzgar esintisiyle savruluyor mu? Bu soruları sormadan edemiyor insan. Yüreğimizde dağlar oluşturmalıyız. Hemde sarsılmaz dağlar. Ne rüzgar nede kasırga. İsterse depremin şiddeti dokuz bilmem kaç virgülle başlayan olsun. Bizlerin yüreklerinde oluşan dağlara bırakalım gençler basıp rahatça gezsinler. Selamet yurdu deyip üzerlerimizde fidanlarını dikerek kökleri dağların dibine dayalı ağaçlar büyütsünler.