Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

İşimize Bakalım

Orhan DEMİRAL

26-04-2013

İşimize Bakalım
İnsanın hayatında bazı zamanlar vardır, eskiler bu zamanlara dair çok manidar bir söz ifade etmişler. “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”
 
Bazen söz söylemeniz gereken zamanlar olur hayatta, sözünüzün muhatapları dinler mi, dinlemez mi bilinmez. Sözünüz muhatabın ilgili yerlerine ulaşır mı ulaşmaz mı bilinmez. Muhatabınız sözü anlar mı anlamaz mı bilinmez. Anlasa da gereğini yerine getirir mi getirmez mi bilinmez.
 
Bu kadar bilinmezliğe rağmen zamanın üzerinize yüklediği sorumluluklar gereği susmaya gönlünüz ve aklınız razı gelmez, gelmemeli de aynı zamanda. Mühim olan sözü ölçüp tartarak, kelimeleri seçerek, akl-ı selim ile dinleyip duyacakların veya okuyacakların anlayıp algılayacağı şekilde ifade etmektir. Yanlış anlayacaklar veya algılayacaklar olacağını bilerek ancak tarihin ve gerçeklerin doğru bir şekilde anlamlandıracağı şahitlikleri ifade etmek gerekir bazen. Zor zamanların adamı olmak gerekir. Ucu bize ve sevdiklerimize de dokunacak olsa doğruyu ifade etmek, adaleti ortaya koymak gerekir. Bütün bunları yaptıktan sonra tesirini Allah’a bırakmak gerekir.
 
Kişi İslam ve iman dairesine girdikten sonra kişisel hesaplarını ve şahsi menfaatlerini bir adım geri çekmeyi de peşinen kabullenmiş demektir esasında. Allah ve Rasulü ile İslam’ın menfaatini, Müslümanların genelinin felahını ve menfaatini kendi şahsi, grupsal, hizipsel veya sathi menfaatlerinden önde ve önce tutmayı kabullenmiş demektir.
 
Gün olur zor günler içinde eziyetler altında iken çekilen çilelere, dayanılmaz fiziksel ve psikolojik baskılara sabretmek, dayanmak ve beklemek gerekir…
 
Gün olur kendisinden kat kat kalabalık ve donanımlı düşmana karşı bir adım geri atmadan, elde basit bir kılıçla yerinde sabit durmak gerekir…
 
Gün olur hiç kimsenin silmeyeceği, silemeyeceği “Allah’ın Rasulü” ibaresini Rasul’e göstermek gerekir, kendi eliyle silsin diye…
 
Gün olur zincirlerini sallayarak gelen Mü’min kardeşinizi kendi ellerinizle teslim etmeniz gerekir…
Gün olur taa ciğerinizden gelen “Sen Allah’ın Rasulü değil misin…” haykırışlarını içerinizde tutmak gerekir, sonradan pişman olmamak için…
 
Gün olur not etmeniz gerekir yaşananları, hesap vakti gelsin diye…
 
Ancak bütün bunların öncesinde topluluk olma bilinci gelir, istişare etmek gelir, birlikte hareket etmek gelir, şahsi ve fevri davranışlardan uzak toplam faydayı gözetmek gelir, def-i mefsedet celb-i menfaatten evladır şuuruna sahip olmak gelir, maslahat bilinci gelir…
 
“Mü’minin firasetinden sakınınız…” emrini anlamak, firasetle bakabilmek, basireti kuşanabilmek gelir.
Gönlü kirletilmiş, algıları köreltilmiş toplulukların içinde bir ışık yakabilmek için çabalamak gerekir.
Bilmediği güzele ve güzelliklere düşman olmuş akıllara ve kalblere kızmak, fırçalamak, dövmek, sövmek yerine sadece sitem etmek gerekir. Onlara ulaşabilecek en hikmetli yolu, tavrı ve tarzı arayıp bulmak, bu uğurda “Evvab” olmak gerekir.
 
Şahsi tavır ve duruşlarımızı İslam’ın anlaşılması ve dinlenilmesi önünde engel kılmamak gelir.
Bu toplumun genlerine işlemiş olan değerleri savunurken marjinal bir örgüt pozisyonuna düşmemek gerekir. En güzeli en güzel bir şekilde söylemek varken, yüzümüzü saklayarak hareket etmemek gerekir.
 
“Ya Rabb… Onlar bilmiyorlar…” duasını anlamak, gereğini yerine getirmek için sabretmek gerekir.
Bazen sadece şirki, küfrü, fıskı ifşa etmek gerekir. Zihinlerde, kalblerde ve gönüllerde “Hakikatte zalim olanlar sizlersiniz…” ışığını yakmak gerekir. Hidayet etmek elimizde olmadığına göre hidayeti göstermek ve Mevla’ya dua etmek gerekir.
 
Küfründe ısrarcı bir güruhun, Allah’ın Müslümanlar eliyle açacağı hayırlı sonuçlar umduğumuz kapılara barikat kurmalarına zemin oluşturmamak gerekir.
 
Merhum Aliya İzzet Begoviç’in “Bizim öğretmenimiz onlar değil” şuurunu bir daha düşünmek gerekir.
Hassasiyetlerin ve duyguların tahrik (harekete geçirici) gücünü kontrol etmek gerekir.
 
Düşmanın bilerek attığı adımlara, adımların sonucunun gideceği yerlere ve kendi sahasında kendi kurallarıyla oynadığı oyunlara karşı tedbirli olmak gerekir. Yakın gelecekte olanı severek daha ileride gelecek olan hayırları unutmamak gerekir. “Femehhilil kafirine emhilhum ruveyda/ O halde kafirlere mühlet ver!” ayetinin tefsirini okumak anlamak ve gönlümüzü razı etmek gerekir.
 
Başkasının oyununun piyonu olmamaya özen göstermek gerekir, yapacağımız doğruları, doğru yerde ve doğru zamanda yapmak gerekir. Oyunları görüp deşifre etmek ve izleyici durumda kalanları uyandırmak gerekir. En haklı olduğumuz durumlarda haksız duruma düşmememiz gerekir. Bilhassa bunları fevri bir şekilde Müslümanları ve Müslümanların maslahatlarını sıkıntıya sokacak şekilde ortaya koymamak gerekir. Haram aylarda müşrik öldürmemek gerekir. Fitnenin katlden beter olduğunu bilmek ve deşifre etmek gerekir.
 
Bütün bu söylenenleri sadece son günlerdeki bir iki olay üzerine okuyup anlamaya çalışmak meselemizi daraltma olur diye düşünürüm. Bahsettiğimiz basiret, firaset, hikmet,maslahat, strateji, taktik üzerine bir bilinç inşasıdır aslında. Kardeşlerimizin hayatlarında atacakları adımlarda, alacakları kararlarda istişareyi nasıl ve ne kadar kullanacakları meselesidir mevzuumuz. İstişarenin bizatihi kendisinin anlaşılıp uygulanmasıdır.
 
Kapalı kapılar ardında devlet kurup kararlar alıp icraatler yapanlar da, kapalı spor salonlarında tahta silahlarla geçit gösterisi düzenleyenler de, kendi çizdikleri koridor ve meydanlarda iktidar ve sahiplik kavgası güdenler de, müstakilen kendilerine “ŞURA” adını verenler de ne yaptıklarını bir daha düşünmelidirler.
 
Bu satırların yazarı ve birçok insanın zamanında kavgadan geri durmadığı, bu uğurda gerekli bedelleri ödediği ve kavga bir zorunluk haline geldiğinde bu gün de kavgadan kaçmayacağı bilindiği halde hariçten okunan gazeller ancak yelin kayadan kopardığını koparabilirler.
 
Bilmeden konuşanlara, zanlarını çoğaltanlara ve birbirlerine fısıldadıkları üzerinden Müslümanlara yakıştırmalarda bulunanlara sadece Allah’tan korkun demek gerekir.
 
Bizler; Mücahede, Mücadele ve Mükatele’nin ilişkisi ve anlamını düşünerek hareket ederiz. Hayat İman ve Cihaddır, bunu bilir bunu yaşamaya çalışırız. Ancak bile bile mükateleyi, düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiz. Mevla bunu yazıp takdir ettiğinde de ayaklarımızı sabit kılması için dua eder gayret gösteririz.
 
Ömrün sonuna doğru HAYR namına ne yapabileceksek onları yapıp çoğaltmamız gerekir. Nihai ömrün sonunu bilmem ama;
 
“BUGÜN”ün sonu yaklaşmaktadır geceye doğru,
“BU GECE”nin sonu yaklaşmaktadır sabaha doğru,
“BU HAFTA”nın sonu yaklaşmaktadır yeni bir haftaya doğru,
“BU OKUL”un sonu yaklaşmaktadır mezuniyete doğru,
“BEKARLIk”ın sonu yaklaşmaktadır evliliğe doğru,
“HAYAT”ın sonu yaklaşmaktadır ölüme doğru…
 
O halde ne duruyoruz, “HAYR”adına ne yapacaksak onu çoğaltmaya bakalım. Okuyacaklarımızı okumaya, dinleyeceklerimizi dinlemeye, anlatacaklarımızı anlatmaya, ayaklarımız şişinceye dek koşacaklarımıza koşmaya, belimiz bükülüp terimiz akıncaya dek taşıyacaklarımızı taşımaya bakalım.
Hasıl-ı kelam işimize bakalım.


Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • Gönderilmiş hiç yorum yok. İlk yapan siz olun!