Sosyal Ağ

 

Günün Fotoğrafı

ETKİNLİK TAKVİMİ

Beni Haberdar Et!

Yazarlar

Alıntı Yazılar

Medeniyet TV

GENÇ HAREKET

Yeni Anket

Kardeşlik Bedel İster

Sezgin KIZILKOCA

10-12-2012

Genç Hareket Başkanı Sezgin KIZILKOCA'nın Kardeşlik Bedel İster Programında Yaptığı Konuşma
Değerli Kardeşlerim,

Genç Hareket olarak düzenlemiş olduğu Kardeşlik Gecemize hepiniz hoş geldiniz diyerek başlamak isterim söze. Önce müsaadenizle Genç Hareketi birkaç cümle ile özetleyeyim. İnsan ve Medeniyet Hareketine bağlı tüm il, kurum ve üniversitelerdeki gençlik çalışmalarının üst çatısı olarak çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye genelinde organize çalışma veya temsilci düzeyinde 30’a yakın üniversitede ve yerel teşkilatlarımızla beraber 60’dan fazla noktada gençlik faaliyetlerini yürütmektedir.

Genç Hareket olarak bir neslin özlemi içeresindeyiz. Bu öyle bir nesil ki;
Her bir ferdi takva dairesinde halkalanmış ve İslam kardeşliği şuuruyla birbirine kenetlenmiş,
Mazi-hal-istikbal yorumu ve sorgusu yapabilecek bir tarih şuuruna sahip,
Yerelliği önemseyen ve yeryüzündeki tüm Müslüman halkları kardeş bilen, onların tırnağına halel gelse acısını yüreğinde hissettirecek bir ümmet bilincine sahip,
Yakın çevresindeki insanlardan başlamak suretiyle halka halka İslam dairesine insanları davet aşkıyla yüklü bir nesildir. Genç Hareket bu neslin inşa sürecinde mimarlıktan inşaat işçiliğine kadar her tür sorumluluğa önem vermekte ve talip olmaktadır.

Gecemize “Kardeşlik Gecesi” dedik ve Kardeşlik bedel ister dedik. Neden Kardeşlik diyoruz? Zira idrak ettiğimiz yüzyılda Müslüman toplumlar, bu toplumların akıl sahibi kimseleri, ümmetin vicdanını temsil edenler ciddi arayışlar içerisindedir. Hepimiz belli ölçekte bir arayış içerisindeyiz. Hakikat şu ki iyi gitmeyen, yolunda gitmeyen bir şeyler var. Bir dağınıklık, düzensizlik, kararsızlık var. Sözler cılız kalıyor, iddialar yetersiz, çıkışlar süreksiz. Küfrü temsil edenler, daha düne kadar birbirlerini boğazlayan odaklar söz konusu İslam olduğunda, Müslümanlar olduğunda tek bir idea etrafında tek millet olabiliyorlar. Bugün tam ihtiyacımız olan şey hanif olan İbrahim’in milleti olarak tek vücut olabilmek, kafirler size karşı toplandı ey Müslümanlar onlardan korkun diyenlere belki sayıca az, ama samimi, hasbi bir topluluk olarak tam konsantre bir şekilde Allah bize yeter diyebilmek için Kardeşlik diyoruz.

Neden Kardeşlik diyoruz? Belki son iki üç asırdır yavaş yavaş kaybettiğimiz birçok yitiğimizin yokluk sancılarını çekiyoruz şimdilerde. Gözlerimizi bu yitikler diyarında açtık. Biz geldiğimizde birçok değer zaten kaybedilmişti. Peki, biz giderken de bu yitikler, yitik olarak kalmaya devam mı etsin dostlar? Bir nesil çıkıp da Allah için bu işe bir dur demesin mi? Yitirdiğimiz değerlerimizin eşiğine kadar gidip de ben bu değerin hakkını vermeye geldim, ne pahasına olursa olsun ben bu değere talibim demedikçe, bu talipliğe sayıca az da olsa samimi bir topluluk yek vücut gönül vermedikçe kayıplarımıza tekrar kavuşmamız zor görünüyor. Her gün, her an aslında yeni bir başlangıcın anahtarı avuçlarımızın içerisine bırakılıyor. Açılmaz görünen, arkadan sürmeli kapılar belki tek hamlede açılacak. Yeter ki bu işin hakkını vermeye talip birileri çıksın aramızdan. İşte kardeşlik bu yitiklerimiz içerisinde zincirleme reaksiyon gibi başka değerlerimizi yitirmemize sebep kıymetli bir yitik. Kardeşliği kazanmak da aynı şekilde birçok yitiğimize tekrar kavuşmak için yeter bir sebep. Tek bir şartla. Yeter ki bu ruhu, kardeşlik bilincini kendi nefislerimizin bizlere fısıldadığı kardeşlik tasavvurlarımızla değil; Ashab-ı güzin bu işi nasıl yaptıysa, evini, ocağını, malını nasıl paylaştıysa, ensarla muhacirin 15 asıra meydan okuyan kardeşlik destanı bizler için ne anlam ifade ediyorsa, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemek ne demekse, bir binanın tuğlaları gibi iç içe geçmiş et-tırnak gibi olmak neyi gerektirirse öyle bir kardeşliğe imza atmalıyız. Teşkilat kardeşliğinden, mezheb kardeşliğinden, hizib-fırka-tarikat kardeşliğinden çok öte taassubun her çeşidi ayaklarımızın altına alarak Allah için birbirini seven, cennete kardeşleriyle el ele gitmeye talip bir kardeşlik istiyoruz. Edebiyat kardeşliği için değil, ebediyet kardeşliği için Kardeşlik Bedel İster diyoruz.

Kardeşlik ne ister diye sorduk. Öyle ya! Böylesine büyük bir kıymet bedelsiz olmamalıydı. Bir bedeli olmalıydı muhakkak. Darphaneler bu bedeli basmakta aciz kalmalıydı. Üst üste eklemlenmiş sorunlar sarmalı. Nesine sarılsan koca filin kah hortumu, kah kuyruğu kulağı. Bir şeyler göze fer olmalıydı. Çözümsüz görünen karmaşık denklemler bir feraset sadeliğinde ince ince çözümlenmeliydi. İşte Dostlar! Birlikte kaybettiğimiz değerlerimizi bir başına bulma yanlışından vakit yakınken dönmek ve birliğimize tekrar sahip çıkma günüdür bugün. İslam kardeşliğine başka hiçbir şart koşmadan “müminler ancak kardeştir” düsturuyla davamız etrafında kenetlenme günüdür bugün. Sözde yakın ancak gerçekte çok uzak, soğuk ve belki de aykırı bağları kardeşlik ikliminde yakınlaştırarak, aynı iklimde ısıtarak yine aynı iklimde birbirine sımsıkı bağlamalıyız. Düştüğümüz nokta tam burasıysa, tam da bu noktadan yeniden ayağa kalkmalıyız inşallah.

Kardeşler arası bağları, kardeşlik bağlarını atom arası bağlara benzetiyorum. Günümüzün de popüler konusu nükleer teknolojinin üzerine bina edildiği temel bir fizik kuralı. Nükleer enerji üretmenin iki yolu vardır. Ya zenginleştirilerek yüksek kararlı hale getirilmiş atomların bağlarını kopartarak kararsız hale getirmek ve Megawatt’lar mertebesinde enerji elde etmek, ya da kararsız haldeki atomun bir araya getirerek kararlı hale getirmek ve yine Megawatt’lar mertebesinde bir enerji oluşturmak. İlk örnek bugün bizlere, Müslüman topluluklara kast edenler, birliğimize, kararlığımıza kast edip bizi kararsız hale getirenlerin yapageldiklerini hatırlatıyor. Sudan sebeplerle, ucuz bahanelerle kah etnik farklılıklarla, kah bir mezheb, hizib, tarikat, cemaat, inanış, anlayış veya hurafelerle birliğimizi perişan edenler, kardeşliğimizi bozarak, bizi dört bir yana savurarak, bizi birbirimizden ayırarak, gönüllerimizi, kalplerimizi, saflarımızı, omuzlarımızı birbirinden ayırarak, kardeşlik bağlarımızı parçalayarak elde ettikleri enerjiyle Ortadoğu’yu, Kafkasları, Yakındoğu’yu, Uzakdoğu’yu, mazlum coğrafyamı perişan etmiyorlar mı? Bugün Suriye’de, Filistin’de, Çeçenistan’da, Arakan’da, Patani’de, Keşmir’de, yaşadığımız bu dramın arkasında bu savrulmuşluk yok mu? Evet! Peki çare ne? Çare işte ikinci örnekte dostlar. Kararsız duran, sudan sebeplerle birbirinden ayrılmış ya da ayırılmış Müslüman fertlerin, toplulukların bir araya gelmesi, gerçek anlamda dinde kardeş olması ayrıyken, kararsızlıklar, belirsizlikler, türlü vehimler içerisindeyken tam kararlı hale gelmesi ve adeta bir vücut olmasıdır. İşte bu bağ kurulduğunda kararsızlıklarımız kararlılığa dönüşecek, güçlü bir bağ oluşacak ve ortaya yine çok yüksek bir potansiyel enerji çıkacak. İşte bu enerji de inşallah zalimlerin kalplerine korku salacak, bir olma, birlik olma, yeniden dinde kardeş olma azmimizi güçlendirecek, Müslümana yakışan vakur, izzet artık kitlesel bir izzete dönüşecek ve merhum Akif’in dediği gibi Hakkın yere düşen sancağı inşallah o zaman ayağa kalkacaktır.

Gecemiz bilincimize, farkındalığımıza ve inancımıza güç katsın inşallah. Bu kardeşliğe şartsız talip olduğumuzun da bir ilanı olsun. İnşallah hep birlikte bugünden itibaren bu kardeşliğin arayışları içerisinde olalım. Özlediğimiz kardeşlik iklimlerinin, destanlarının bu kalbi sökülmüş çağda bile yaşanabileceğini ispat edelim inşallah.
Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Davaya olan aşkımızı, dava bilincimizi kardeşliğimizle güçlendirsin inşallah…  



Yorum Yaz


E-posta :


saklı tutulacaktır

İsim :


Yorumunuzun yanında gösterilir

Yorumu Gönder

Mevcut Yorumlar

  • fahrettin tellioğlu
    26-08-2013

    insanlık bedel ister küresel zalim cocuk katili kuduz köpekleri boykot etmekten aciz insanlar birgün kendi cocuklarınında aynı şeyleri yaşayacagını görecektir nefsinden feragat edemeyen müslüman kahrolsun israil diye bagırmasının boş ve fuzuli oldugunu bilmeli islami insani duyarlılıgı olmayan küresel zalim cocuk katili kuduz köpekleri boykot edemeyen müslüman kendini sorgulasın ben neyim ne yapıyorum ne yapmalıyım ben insanmıyım diye kendini sorgulamalı ..küresel zalim cocuk katili kuduz köpeklere boykot BOYKOT

  • Erol Balcı
    20-12-2012

    Hesap yapıyoruz. Artık arkadaşlıklarda, dostluklarda, yoldaşlıkta ve yarenliklerimizde en az maliyet hesaplar hale mi getirildik? Yerinden sökülen devasa kayalardan arta kalan boşlukları gibi ruhumuzda meydana getirilen kof halleri dolduran yeni tarz ve anlayışlar bizi ne derece değiştiriyor. Eskiden komşuluklarda yardımlaşma, dayanışma, dertleri paylaşma ve sevinci beraber yaşama temel vazifeleri oluştururken zamanın hızlı akışı, yeni maliyetler ve tutkuların getirdiği modern arzu ve takıntılar maliyet hesaplarının girmediği yer, duygu bırakmadı. Yalnızca ticari münasebetlerimizde değil bütün içtimai ilişkilerimizde çıkarcı ve faydacı olmamızın kabahati sadece “piyasa ekonomisi” ne bağlanamaz tabi ki. Biz de bu tür ilişkilere hazır hale getirildik zamanla. Televizyon dizilerinde aklımızın kazanında kaynatılmaya çalışılan yeni anlayış ve tatların bize ne kadar uygun olduğuna değil, bizim yeni düşünce ve anlayışlara ne kadar uyumlu olduğumuz, ne kadar yenileşebildiğimiz, değişebildiğimiz, Avrupa Milletine ayak uydurduğumuz önem arz ediyor. Bilhassa aile konusunda her akşam evlerimizin en ücra köşelerine mahremiyetin sınırlarını aşıp giren diziler bize “ bedava” aşk, ilişki, dostluk ve kahramanlık vaat ediyor. İçimizdeki erdem frenleri dizilerin ve filmlerin etkisiyle usulca boşalırken, biz bu dirayetsizliği, mukavemetsizliği “gelişim” e ve “modernleşme” ye atfederek olmazsa olmaz babında kayıtsızlık makamında ninniler ile uyutuluyoruz. Uyutuluyoruz ve bir zaman sonra dış etken olmaksızın, cebir ve dayatma olmaksızın kanıksıyoruz gafletimizi. Manevi kalelerimiz birer birer yıkılıp düşman eline geçerken sessizlik uygarlık olarak oturuyor yemek masamıza. Bu zamanda bu kadar samimi ve insani kardeşlik duyguları yeşerten camianızı ve sizi tebrik eder hayırlı işlerinizde başarılar dilerim Sezgin Hocam

  • Enes Himmetoğlu
    15-12-2012

    Nükleerin kodlarını yüreklerimizde bulduğumuz an; çinin en uzak (bize aynı mesafede) köyündeki hidayet için sancılananla, amerikanın en uzak (ama bize yine aynı mesafede)eyaletinde münib olanın kardeşimiz olduğunu ve oraların bizim için bir ümmet ve islam coğrafyası olduğunu bulduğumuz, bildiğimiz andır.vesselam